Şunu anladığında..

Şunu anladığın zaman düşsen de kalkman gerektiğini bilirsin: Hiç kimse ama hiç kimse seni, sen istemeden mutlu edemez.

Aynısı mutsuzluk için de geçerli.

Ve mutsuz hissetmek kolay, oysa iyi hissetmek emek ister.

Emek verirsen mutlaka bunun bir karşılığı olur.

Dışarıdakiler yani diğer insanlar veya şeyler, sen fark edip istersen mutluluğunu artırabilir veya izin verirsen mutsuz eder.

Daha iyi olmak için kendine desteği, önce sen verirsin ve istersen diğer şeylerde iyilik halin için destekler.

Unutma onlarınki sadece destektir.

Daha iyi olmayı sadece sen yapabilirsin çünkü dünyanda eylem konumunda sadece sen varsın.

Sadece sen istersen daha iyi bir sen yaparsın.

cute-owl-colorful-tree-wall-sticker-d-corations

Evet, sevgi var..

Kadın geldiğinden beri çok gergindi. Aslında her zaman böyle değildi ama o üç gün sürekli huzursuzdu, zihnine gelen olumsuz düşüncelere engel olamıyordu. O sabah olmadık nedenlerden tartışma çıkardı.

Kadın: “Ben niye buradayım, senin için ne ifade ediyorum? Beni sevdiğini bile sanmıyorum.”

Adam: “Sevgiyi görmüyorsan bu senin problemin!”

Kadın: “Görmüyorum.”

Adam: “Dolaşmamızda, sana yaptığım yemekte, birlikte yaptığımız resimde de mi görmedin sevgiyi?”

Kadın birden durdu, evet onun için yaptıklarını görmüştü ama yapılanın içindeki sevgiyi görmemişti, sustu, anlamıştı.

Kadın: “Evet, sevgi var” dedi.

Adam: “Sevgi var, evet.”

Two Watercolor Love Birds with Hearts

 

 

 

 

Alan…

O, yüzümü ona her döndüğümde beni kabul eden bir alan gibi. Kucaklayan demiyorum, öyle değil çünkü.

Kabul edildiğim, değer gördüğüm, özgür hissettiğim bir alan.

O alanda bir şey yapmam beklenmiyor, sadece iyi olmam isteniyor.

İyi hissedeceğim şeyler neyse, onu veya onları yapmam.

Görünürde o bunun için bir şey yapmıyor, bir şey demiyor ama artık biliyorum ki alanı ilmek ilmek dokuyor.

Buraya kadar her şey güzel.

Bir de alanın diğer yanı var. Benim onun yanında hissettiğim özgür, beklentisiz, sorgusuz alanı, o kendi için her zaman sağlıyor. Bu prensipleriyle oluyor. Dürüstlük ve samimiyet, yalansız olmak, özgür olmak onun prensipleri.

Ben ‘sınırları’ diyorum, o ‘prensiplerim’ diyor ve o alanına müdahale ettirmiyor.

Benim için iki durum var, arası yok:

O kabul alanında günün keyfini çıkarmak veya sınırlara (o prensip diyor) müdahale edip mutsuz olmak.

Hangisini yapıyorum? İkisini de. O anın enerjisine bağlı.

Beynimin sorun çıkardığı alan çok fena, orada her şey birbirine karışıyor, bir boşlukta kalmak gibi.

Çünkü işin temelinde sevgi var ve sevginin de iki ucu var: Doğalca akarsa  çoşku-dinginlik, kısıtlayıcı olursa yıpratıcılık.

Sevgi; doğallıkla akarken güzel, şartlara- beklentilere bağlanınca acıtıcı.

Netice; ne zaman ona dönsem, değişik bir kabul alanıyla sarılıyorum, o alan sadece sevgi değil ya da bildiğimiz anlamda değil, ‘kabul’ kelimesi tuhaf oluyor ama ‘olduğum gibi olmamın güzel bulunduğu, yaptıklarımın yargılanmadığı’ bir alan, bunu sağlayan kelimenin adı neyse, o işte.

Alanın her noktasında sevgi var biliyorum çünkü o sevgiyi kelimelerle söylemez, davranışlarıyla gösterir veya hissettirir.

O alanın içinde değerliyim, sevilenim. Sahiplenilen değil. Sahiplenilmek, tanımlanmak istersem, alan buna; ne kendi için ne benim için izin vermiyor.

Bunu anlayabilir ve rıza gösterirsem her şey güzel.

Böyle işte..

vale-la-pena-luchar

 

elini tutmak…

Seninle beraberken en sevdiğim özelliklerimden biri; sana kızıp kırıldığım da;  sen “Hadi dışarı çıkalım” deyip önden hızlıca giderken; suratsız bir şekilde, ne yapacağımı bilemeden arkadan sana yetişmek için hızlıca yürürken, o an hiç aklımda olmadığı halde, hatta istemediğimi düşündüğüm halde, sana yetişip sadece elini tutmam.
O an yüzümü ters çevirsem de, elimin elinde olduğu hissini duymam ve bunun verdiği saniye içinde gelen sevgi.
Sırf farkında olmadan bunu yaptığım için bile sevilmeye değerim 🙂
Birinin elini tutmak önemli bence..
mutlu-cift

anlamıyor

O beni anlamıyor ama anladığını sanıyor. Oysa konu duygular ve sevgi olunca o beni hiç anlamıyor.

Ona sitem edemem çünkü kendini en baştan beri anlatıyor ama ona sitem ederim çünkü o beni anlamıyor.

O her şeye süreçler ve deneyimler diyor, süreçlerin bağlanacağı sonuçlarla ilgilenmiyor. Bana süreçlerden mutlu ol, sonuçlara takılma diyor ve o beni anlamıyor.

Pek çok insanın pek çok konuda pek çok süreci aynı anda devam ediyor, benim kafam karışıyor ve o beni anlamıyor.

Ben neredeyim kimim neyim bilmeyince dengem bozuluyor ve o beni anlamıyor.

O rahat ve mutlu olmam için her şeyi yapıyor, sevgisini gösteriyor, gönlümü hep hoş ediyor, isteklerimi önemsiyor, sınırlarımı her konuda genişletiyor, her istediğimde bana istediğim kadar zaman ayırıyor ve o beni anlamıyor.

O beni anlamıyor, ben beni anlamıyorum, bana ne oluyor? Gönlüm bir an mutluluktan göklerde bir an yerde sürünüyor ve ben beni anlamıyorum, bana ne oluyor?

Aklım sürekli kızıyor, dur diyor ama gönlüm sürekli ona akıyor.

Kimseye sitem edemem çünkü ben beni anlamıyorum ama sitem ederim çünkü o beni anlamıyor. Varlığım ben görmeden sürekli ona meylediyor.

O beni anlamıyor ama beni ben de anlamıyorum ve hayatın süreçleri devam ediyor. Hayat akıyor, sürekli bir şeyler oluyor ama benim aklım hep onda oluyor ve o beni anlamıyor.

 semsvemevlana_1264193059