Erik ağacı ve ben-2..

Ben: Sevgili çiçeklerle bezenmiş erik ağacı, nasıl da mutlu görünüyorsun, bunun sırrını bana da versen (an’a hayranlık, tecelliyatı görme).

Acaba sahiden mutlu musun, bunu nereden bileyim? (Şüphe) (Akıştan kopuş)

Erik ağacı: Mutluyum çünkü olduğum gibiyim, kendi gerçekliğimde. İnsan da olduğu kişi olursa mutlu olur.

Yaratıldığın gibi kendin olursan mutlusun çağlar boyunca.

Ben: Ama insanın bilinci var, iradesi var, ağaçlarla bir değil ki?

Erik ağacı: Mutlulukla, bilincinin bir ilgisi yok. Zaten yaradılış bilinci mutluluk, memnuniyet üzerine, bunu o iradenle tekrar düşünebilirsin. Olduğu gerçekliğin içinde olan mutludur yaşamaktan, gerçekliğinden sapan ya da sapma anlarında olan şüphededir ve mutsuz.

Ben: Anladım düşüneceğim, bu arada güzelliğine hayran olmamak elde değil.

Erik ağacı: Sen de güzelsin, kendin olduğun anlarında.

Ben: 🙂

IMG-20200423-WA0075

Değilsin..

Bazen öylesine düşünürken aslında olanın istediğin olduğunu fark edersin ya, işte o anda kimsenin kurban olmadığını anla!

Bir şekilde sağlıksız bir düşünce yapımız varsa, bu düşüncelerin gerçekleştiğini anlamaktır, o kurban edilmiş hissettiğimiz anları anlamak.

Hepimiz bazen sağlıksız düşünceler, duygular içinde olabiliyoruz ve işte o duygu- düşünceler yoğun olup, tüm zihnimizi, günümüzü doldurursa, hayatlarımızı da onlar yönlendirir. Düşünce ve duyguların da bir varlığı, var oluşu ve kendini gerçekleştirme arzusu var.

Bu durumda bu sağlıksız düşünce, duygular hayatlarımızı çeşitli şekillerde cehenneme çevirebilir, bazen kurban bazen gaddar, bazen fesat, bazen haris, kıskanç vs oluruz, yani oluruz bir şeyler. 

İşte onların, bizim hayatımız dediğimiz hayatın hakimiyetini almaması için;

1- Bazen böyle olumsuz duygu, düşüncede olabileceğimizi bil, herkes olur.

2- Onlar sen değil, sahiplenme, teslim olma!

3- O hastalıklı duygu veya düşüncenin altında ne olduğunu anlamak için çaba göster, neden öyle olduğunu düşün.

4- Hastalıklı duygu, düşüncelere hayatını kurban etme!

5- Pes etmeden kendinde olanları keşfederek devam et. 

6- Her zaman düşebileceğimiz gibi, kalkabileceğimizi de bil.

7- Hayatın zaten bu ikilik arasında gidip geldiğini anlayıp hep arınmaya temizlenmeye gayret et.

Hayat bu işte, her şeyin olabileceğini ama istediğimizi var sayabileceğimizi bilmek.

IMG-20200516-WA0023

Mihenk noktaları..

Hayat bu, tam olacak derken olmayanlar, olmaz derken olanlar olur. Geriye dönüp bakınca ikisi de derin izler bırakan ruhsal mihenk noktalarıdır, iyi ki olmuş veya olmamış denilen anlardır. Ne olmadıysa geçmiş olsun ve onun yerine olanlara selam olsun çünkü mutlaka bir olmamışın yerini bir olan doldurmuştur. O yüzden olan iyidir, bizdendir 🙂

Kısıtlı..

Düşüncelerimiz, kararlarımız, bilgimiz kısıtlı, sanki herkes etrafına kendi doğrularından duvar örmüş, bildiğinden başka doğru olamaz gibi kısıtlı. Kimse konforundan vazgeçemeyecek şekilde kısıtlı.

Oysa sonsuz evren, sonsuz olasılık, her an değişen, bilginin de ötesi olan bir evrende doğruların, kararlarınla oluşturduğun kısıtlı duvarların ne kadar gerçek, illa öyle mi olmak zorunda, başka türlü olamaz mı, başka yol yok mu, doğru dediğimiz gerçekten doğru mu?

O kendimize ördüğümüz mutlak kabullerin ne kadarı gerçek, duvarlarımızın ötesinde neler olabilir, gerçekten sadece senin düşündüğün mü gerçek, bu mümkün mü?

Ver Allah’ın verdiğine..

Hayallerin olduğunda memnuniyetini göstermeyi unutma ya da teşekkür etmeyi.

Aynı insanlar gibi hayat da verdiğinden mutlu olanı, kıymet bileni, dönüş yapanı sever, değer bilene daha çok vermek ister. Ve şunu da unutma, verilenin küçüğü büyüğü olmaz, yeri gelir aldığın bir elma da büyüktür. Zaten bugün küçük dediğine mutlu olmayan yarın büyük hayalleri olduğunda da mutlu olmaz.

Gelelim bu söze “Ver Allah’ın verdiğine, vur Allah’ın vurduğuna” çocukluğumdan beri duyduğum bu söz bana biraz acımasızca gelirdi. Neden böyle denildiğini hep düşünürdüm, neden onun vermediğine vermeyelim, yani bu iyi durumda olana daha iyi ol, kötü durumda olana kötü ol mu demekti ya da tanrının bir bildiği mi var demekti.

Düşündüklerimden anladığım ise şöyle;

Tanrının verdiği demek sadece maddi şeyler değildir çünkü o herkese bir şeyler verir, kimine daha çok maddi, kimine daha çok manevi gelişkinlikler verir ama mutlaka verir bir şeyler. Yalan söylememek, dürüst olmak da bir değerdir, verilendir ve bunun kıymeti maddi şeylerle ölçülemez, hesapsızdır, kamyon dolusu yükle takas edilemez kıymettir. Yani herkese bir şeyler verir. Önemli olan maddi ya da manevi, sana verilenle ne yaptığın, değer bilip bilmediğin, bildiğini kullanıp kullanmadığındır.

Bazı insanların yapısı ise şöyledir; ne yapsan mutlu olmazlar, ne maddi ne manevi şeyler onları memnun etmez, elindekini değerlendirmez, hep başkalarındaki çok olana bakarlar. Oysa elindekini alsa, onu değerlendirse, memnuniyet gösterse, kendinde olan çoğalır.

İşte, insan bunu anlayana kadar “Ver Allah’ın verdiğine, vur Allah’ın vurduğuna” galiba doğrusu budur. 🙂 Onun bir bildiği vardır çünkü zaten herkese bir şeyler verir. O yüzden sende olanın değerini bilip, değerlendirmek, paylaşabilmek ve bunu yaparken sana verilenin bir lütuf olduğunu bilmek önemlidir.

IMG-20200505-WA0044