Akciğerler..

Aldığımız her nefeste sadece oksijeni değil hayatı içimize çekeriz ve o nefesle gelen hayatı yaşayıp geri veririz. Yani nefesle verdiğimiz sadece karbondioksit değil, yaşanan hayattır.

Bir insan akciğerleriyle ilgili sorunlar yaşıyorsa tabi ki önce gerekli tıbbi tedavisini görmeli ve sonra düşünmeli:

1-Yaşamın güzelliklerinin farkında mı?

2-Yaşamayı hak ettiğinin bilincinde mi?

3-Hayattan aldığı ve ona bir süre eşlik eden şeyleri günü gelince bırakabiliyor mu?

Bunların hepsi çok önemli.

Bazen takıldığımız şeyler olsa da hayat güzel, yaşamak bir şans ve hakkın olmasa burada olmazsın.

Yaşamak bir hak, tıpkı günü gelince ölmenin hak olduğu gibi.

Ve sonuncu madde ile ilgili; neden bırakman gerekenleri vaktinde bırakamıyorsun ve nefes verirken zorlanıyorsun? Seni bu dünyada var edenin, senin bırakacağından daha iyisini tekrar vereceğine inancın mı yok? Korkuyor musun? O’na güvenemiyor musun? Bırakamıyor musun?

İyi ama aldığın nefesi bırakmadan yenisini alabilir misin? Vakti sende dolanı bırakmadan sana yeni gelecekleri hayatına alabilir misin? Elindekini bırakmadan, eline yeni bir şey alabilir misin?

Biliyorum kolay değil ama bunları düşünmeye bir yerden başlamakta fayda var.

indir

İyi olur..

Hepimiz değişik dönemlerde değişik konularda sınanıyoruz. Her şey yolunda gibi giderken birden bir konuda kaos başlıyor.

Kaosların çözülmesi ve düzenlenmesi gerekiyor.

Konu ne olursa olsun, sürüncemede bıraktıkça kaos büyüyor, çözüm zorlaşıyor.

O vakit, akıllı olma vakti; “ne yapılabilir, ne kadar yapılabilir, ne şekilde yapılabilir?” Bakıp, bir şeyler yapmak gerekiyor.

Aksi takdirde uzamış kaos insanın ruh- beden dengesini bozuyor.

Kararlı olup bir yerden başlamak gerekiyor.

Kaos düzenlenmezse sıkıntı olur, bir şeyler yaparsak iyi olur.

Alan…

O, yüzümü ona her döndüğümde beni kabul eden bir alan gibi. Kucaklayan demiyorum, öyle değil çünkü.

Kabul edildiğim, değer gördüğüm, özgür hissettiğim bir alan.

O alanda bir şey yapmam beklenmiyor, sadece iyi olmam isteniyor.

İyi hissedeceğim şeyler neyse, onu veya onları yapmam.

Görünürde o bunun için bir şey yapmıyor, bir şey demiyor ama artık biliyorum ki alanı ilmek ilmek dokuyor.

Buraya kadar her şey güzel.

Bir de alanın diğer yanı var. Benim onun yanında hissettiğim özgür, beklentisiz, sorgusuz alanı, o kendi için her zaman sağlıyor. Bu prensipleriyle oluyor. Dürüstlük ve samimiyet, yalansız olmak, özgür olmak onun prensipleri.

Ben ‘sınırları’ diyorum, o ‘prensiplerim’ diyor ve o alanına müdahale ettirmiyor.

Benim için iki durum var, arası yok:

O kabul alanında günün keyfini çıkarmak veya sınırlara (o prensip diyor) müdahale edip mutsuz olmak.

Hangisini yapıyorum? İkisini de. O anın enerjisine bağlı.

Beynimin sorun çıkardığı alan çok fena, orada her şey birbirine karışıyor, bir boşlukta kalmak gibi.

Çünkü işin temelinde sevgi var ve sevginin de iki ucu var: Doğalca akarsa  çoşku-dinginlik, kısıtlayıcı olursa yıpratıcılık.

Sevgi; doğallıkla akarken güzel, şartlara- beklentilere bağlanınca acıtıcı.

Netice; ne zaman ona dönsem, değişik bir kabul alanıyla sarılıyorum, o alan sadece sevgi değil ya da bildiğimiz anlamda değil, ‘kabul’ kelimesi tuhaf oluyor ama ‘olduğum gibi olmamın güzel bulunduğu, yaptıklarımın yargılanmadığı’ bir alan, bunu sağlayan kelimenin adı neyse, o işte.

Alanın her noktasında sevgi var biliyorum çünkü o sevgiyi kelimelerle söylemez, davranışlarıyla gösterir veya hissettirir.

O alanın içinde değerliyim, sevilenim. Sahiplenilen değil. Sahiplenilmek, tanımlanmak istersem, alan buna; ne kendi için ne benim için izin vermiyor.

Bunu anlayabilir ve rıza gösterirsem her şey güzel.

Böyle işte..

vale-la-pena-luchar

 

Güzel yaşa, gerisi hep hikaye…

Bazen kafamızı bir şeylere takıyoruz, yani takıyorum 🙂 “Hakuna Matata”‘yı unutuyorum, böyle anlarda enerjimiz düşüyor, hayatın tadı azalıyor.

Ve oysa hayatı güzel yaşamaktan, keyifli anılar biriktirmekten, olduğu kadar gönlümüzü temiz tutmaktan başka yapmamız gereken hiçbir şey yok.

Her an bir şeyler oluyor, biz de bir şeyler yapıyoruz. Yaptıklarımız bazen iyi bazen kötü oluyor, hatalı, yanlış işler yapıyoruz. Belki günah işliyoruz, birilerine kötü davranıyoruz. Oluyordur yani, bilerek veya bilmeyerek. Çünkü insanız neticede ve dünyada yaşıyoruz.

Ve dünyanın kuralı belli; her zaman iyi olmaz, iyi dediğimiz anda kötü yanında, sevap denilince günah yanında, hem de anında.

Bu durumda, bu işleyişi, düzeni anladığımızda; hatasız, günahsız, mükemmel olmak diye bir şeyin olamayacağını anlarız. İnsanız neticede, bazen günaha batacağız illa.

Asıl konu şu;

1-Hata yapabiliriz ama eğer telafi yolumuz varsa bunu telafi edeceğiz, özür veya her neyse.

2-Bu özrü, bazı korkulardan değil tüm kalbimizle yapacağız, yani samimiyetle.

3-Özrümüz, telafi çabamız yerine ulaşır veya ulaşmaz, bunu hesap etmeden, beklemeden, konuyu uzatmadan yolumuza devam edeceğiz.

4-Yaptığımız en büyük yanılgı, bir acıda saplanıp kalmak.

5-Öncesi sonrası, öte hayat, evvelki hayat hikayeleri. Bunlar hakkında inancımız, imanımız ne olursa olsun, hiçbiri şu anın gerçeği değil, önemli de değil çünkü ötesi gerisi hesaplanarak yaşamak olmaz. Gün bugün, saat bu saat, hayat bu hayat. Ötesinden gerisinden bize ne?

6-Hatası sevabıyla güzel yaşarsak ne mutlu bize, gerisi hep hikaye.

7-Hikayeler güzeldir ve dinlenilip bitirilir. Herkesin ‘yaşamım’ dediği hikayeleri gibi, yaşa ve geç hikayeni.

8-Hikayeni olabildiğince güzelleştir, bu arada hikayende ki beğenmediğin yerleri düzeltmeye çalış. Güzel hikaye her zaman daha keyiflidir.

9-Acı dediklerinin hepsi de hikaye ve herkesin bir hikayesi var, çok ta önemli değil yani.

10-Önemli olan hikayene rağmen ayağa kalkabilmen ve yola devam etmen.

11-Tutunup kalma, ak bir şekilde.

12-Elinde olanlar konusunda ne kimseden daha iyi ne daha kötü durumdasın.

13-Aradaki tek fark vicdanlarda, güzel bakan gözlerde, seven kalplerde.

14-Hikayeni yaşarken şunu hiç unutma; bile isteye fesat olma, başkalarında olana göz koyma, onda o varsa sende de başka konuda bir güzellik vardır mutlaka, bunu ise ancak kalbinle bakarsan görürsün, mantığın sürekli başkasındaki fazlayı kalbin güzelliği görür unutma.

15-Güzel bir ömür yaşa, bunun tek kıstası ne biliyor musun? Başkalarının ne dediği değil, senin gün içinde arada durup “Hayat ne güzel yaa” diyebilmen, yani gerçekten hissederek. Sen güzel diyorsan, güzeldir hayat, kıstas bu işte.

16-İşte gerçek mucize; yaşıyorsun, nefes alıyorsun, duygulanıyorsun, kalbin sevgiyi biliyor, gözlerin ıslanıyor, baharı kokluyorsun, sesi duyuyorsun, ağzının tadı var, dokunabiliyorsun, duyguların, hissettiklerin var.

17-Şöyle bir dur ayakta, güneşe dön yüzünü, kapa gözlerini, kaldır başını, çek derin bir nefesle tüm hayatı içine ve gülümseyerek ver geri ve tekrar al ve ver ve gülümse, hayat bu işte, sadece hislerin mucizesi.

18-Bizden geriye tek kalan ise hissettiklerimizde.

19-Enerjini yüksek tut ve güzel yaşa.

20-Hep olduğu kadar güzelleştir hayatı.

21-Ama güzel olması için elinden geleni de yap yani.

22-Maharet acı çekmekte değil, gülebilmekte.

23-Sen güzel yaşarsan, herkesin ve her şeyin hayatına da güzel dokunursun.

24-Netice güzel yaşa çünkü sadece bir vesilesin bu koca hayatta.

20180415_181627 (1)

elini tutmak…

Seninle beraberken en sevdiğim özelliklerimden biri; sana kızıp kırıldığım da;  sen “Hadi dışarı çıkalım” deyip önden hızlıca giderken; suratsız bir şekilde, ne yapacağımı bilemeden arkadan sana yetişmek için hızlıca yürürken, o an hiç aklımda olmadığı halde, hatta istemediğimi düşündüğüm halde, sana yetişip sadece elini tutmam.
O an yüzümü ters çevirsem de, elimin elinde olduğu hissini duymam ve bunun verdiği saniye içinde gelen sevgi.
Sırf farkında olmadan bunu yaptığım için bile sevilmeye değerim 🙂
Birinin elini tutmak önemli bence..
mutlu-cift

kırgınlık, keder…

Dün kırgınlık içinde bir gün geçirdim, hatta üzgün, kederli gün oldu. Bunu yapmamam gerektiğini biliyorum, artık olmamalı ama oldu.

O yüzden bugün kendimden çok özür diliyorum: “Özür dilerim, bu bir hataydı, sana haksızlık yaptım, beni affet, seni seviyorum.”

Sağlığım yerindeyse, sevdiklerimin sağlığı iyiyse, bazen can sıkıntıları olsa da ki oluyor, diğer hiçbir neden günü mutsuz ve kederli yaşamamızı haklı gösteremez. O yüzden kendime haksızlık yaptım.

Keder, üzüntü veya öfke, endişe vs gelip geçici duygular gibi görünüyor ama sadece öyle değil. O kederin uzamış hali, bedende salınan kimyasallar ve bunun uzun süre devam etmesi bedensel hastalıkların en önemli nedeni. Yani uzamış keder kendinizi zehirlemek gibi veya diğer olumsuz duygular.

İnsanız bazen bu duygulara takılıp gidebiliyoruz çünkü o an birilerinin bize haksızlık yaptığını, acı çektirdiğini düşünüyoruz ama aslında en büyük haksızlığı kendimize biz yapıyoruz.

Oysa bu hayatta bizden başka bir şey yok, biz ve düşüncelerimiz ve onlarla oluşturduklarımız. Biz iyiysek her şey iyi veya tam tersi.

Kimse bizi mutlu etmek zorunda değil, kimseye hesap vermek zorunda değiliz, tabi vicdanımızdan gayrı.

Bunları biliyorsak, ki biliyoruz artık, gelen ‘keder, kırgınlık veya herkes kendinde bilir ne tür negatif enerjilere yatkın olduğunu’ işte tam o anda, durumu fark ettiğimiz anda, bu hali dönüştürmek için karşıt enerji kullanmamız gerekir, yani irade ile, pes etmeden. Bunu her bu tür enerji alanıyla kaplandığımızda yaparsak zamanla öğreniriz, alışkanlığımız olur. Çünkü bu hayatta iyi davranacağımız, hakkını vereceğimiz ilk kişi kendimizdir ve sonra başkaları.

Hayat güzel, yaşamak bir şans, o yüzden hep tekrar dene ve toparlan, yaşıyor olmakla kazandığın şansı değerlendir, yani şu devri alemde en iyi halinde ol.

Bu arada toparlanırken düşün; ‘acaba neden böyle bir duyguya ihtiyaç duydun, olan olay neden seni böyle hissettirdi?’ Çünkü bir başkası aynı olayı yaşadığında senin gibi tepki vermez, bazısı incinir, bazısı öfkelenir, bazısı hiç aldırmaz bile. Bu durumda çözülmesi gereken konu bu aslında, “Neden böyle hissettin, neden etkilendin?”

Kolay gelsin hepimize 🙂