Damla..

Hava çok yağmurluydu, önce yolu yokuş aşağı indikten sonra, yokuş yukarı çıkacağım bölüme geldim. Üstüm başım her yanım yağmur olmuştu. Yolun ortasında durup, soluklanmak için etrafa bakındım.

Ağaçların kuru dalları ıpıslaktı, birden durdum, ıslaklığın özü damlalar. Islak gövdeye tutunmuş bir damlaya bakakaldım. Damla ve ben öylece bakıştık.

Birden tüm ıslaklığım, yorgunluğum gitti, içime bir gülme geldi.

Damla ve ben.. Ben ve damla..

Hani ‘yalan dünya’ derler ya, işte o an anladım ki, dünya yalan falan değil, basbayağı gerçek.

Ama damlada iki farklı şey var:

Birinde, gerçekliği ve formu içinde damla var.

İkincisinde, damla ve onun verdiği bir his var. Hoşluk gibi, hoşnutluk gibi.

Damlanın senden hoşnut olması, senin damladan hoşnut olman gibi. Öyle bir şey, hoş bir an.

Ve dünya yalan falan değil, gerçek.

Dünya var ve o formun içinde bir his var. Belki keyif gibi.

depositphotos_2417549-stock-photo-rain-drop-hung-on-an.jpg

CHURCHILL terzi hikayesi..

Churchıll: “Beni en iyi anlayan terzimdir çünkü her gördüğünde ölçümü yeniden alır” demiş ya, işte ne doğru söylemiş.

Her şeyin sürekli değiştiği bir evrende belki de en büyük sorunumuz, inatla herkesi ve her şeyi ‘aynı- sabit’ sanmamız. Her doğan gün aynı olmadığı gibi, güne uyanan da aynı değil ama gel de anla.

Yıllar önce tanıdığımız insan, eskisiyle aynı değil. Bunu fark edersek ve her gün değişen enerjiyi görürsek, insanların ve şeylerin derinliğini keşfetme şansımız olabilir.

Her gün yeni olanı görmeye başlamak, bir şeyleri anlamanın anahtarı olabilir.

Ağlamak..

Ahh nasıl da ağlayasım var bu sabah

ama güne yazık olur böyle ağlamak.

Olmaz!!

Artık olmaz böyle şeyler için ağlamak.

Her zaman arkamızda olan koca bir düzen var,

onu yok sayıp ağlamak olmaz.

Eskiden olurdu ama artık olmaz!!

***

Yine de biliyorum ki bu sabah,

çok ağlayasım var.

Hem zırıl zırıl ağlamak,

hiçbir şey bilmiyor gibi ağlamak,

her şeye yeni başlamış gibi

ama artık olmaz!!

Yapılmaz.

***

Önce bir ben varım.

Bunu iyice anlarsam hiçliğimi belki anlarım.

Önce ben varım.

***

Hakikaten de,

insan saçma şeyler için ağlarken

ne kadar çirkin

ve gülerken ne kadar güzel.

İnanılmaz.

***

Saçma ağlayışlar diyorum çünkü

orada egosal dirençler var.

İnsanı aşağı çekmek isteyen bahaneler.

Ama bir de hep iyi olmanı isteyenler var.

İşte bunu bilince olmaz!!

***

Böyle dibe batma isteği anlarında iki yol var;

ya bırakıp batarsın dibin dibine,

sonra pişman olsan da olmuştur bir kere ve

bu kez de toparlanmaya çalışırsın.

Yolun biri bu.

***

Diğeri hiç girmemek bu oyuna,

dahil olmamak,

ne yapıp edip o kurgudan sıyrılmak.

Çünkü buradayım,

ben varım

ev boş değil,

evin bir sahibi var.

Onu hisset, bunu anla.

***

Yok ki hiçbir şey,

Kimse sana hiçbir şey yapamaz,

kimse kimseyi değersizleştiremez,

sen istemedikten sonra.

Peki ya sen,

sen neden değersiz hissedersin bazı zaman?

Düşün istersen.

***

Bildiğimi söyleyeyim o zaman:

Zamanın bir yerinde

belki çocuklukta, belki az büyüyünce

bir şey yaşanmıştır,

olmuştur bir şeyler

ve o olduğunda

sen kendini hatalı bulmuşsundur.

Muhtemelen yaptığın, kendi vicdanını rahatsız etmiştir.

***

Vicdanın sesi her zaman güçlü değildir,

bazı dönemler o hiç duyulmaz, bir fısıltı gibidir.

İşte öyle anlarda,

o fısıltı hiç duyulmamıştır.

***

Belki küçük bir şeydir o yaptığın ama

bilinçaltın onu devleştirir.

Büyüt büyüt taa Fizan’a kadar büyütmüştür.

Onun işi bu; olayları büyütmek

ve konu büyümüştür.

O yüzden bilinçsizce kendini değersizleştirir, cezalandırırsın.

***

Birinci yol, kapılıp gidebilirsin.

Ve ikinci yol:

Herkes bir şeyler yapar, yaparken hatalı yapar, vicdansız yapar

ama olan bitmiştir.

Şimdi yapacağın bundan öğrenmektir.

***

Olan oldu, geçen geçti,

bir sorumluluğun yok.

O kadar biliyordun,

ondan öyle yaptın.

***

Ve hiç unutma;

aslında bir anlamda

o yaptığın şey, karşı tarafın yapılmasını da istediği şeydir.

Onunda ona ihtiyacı vardır.

Yoksa olmazdı o şey,

olamazdı.

Anahtar kilide uymazdı.

Uyduğuna göre;

olan, o zaman için uygundur.

***

Hem o zaman da vicdan daha sesli uyarabilirdi

ama fısıltıyla söylendi.

Yani onun sorumluluğu da var.

Her şeyi bedenli sen mi bileceksin?

Neticede büyük sistem için her bedenli insan,

bizim çocukların yaptığı şeyleri görmemiz gibi

görülür başka alemde,

yani bilinçsiz.

Bedenli insan bir bebektir, bilen alemin gözünde.

***

Ee bu durumda,

o yanlış yaptığını düşündüğün şey için,

şimdi vicdanın seslenince bilinçaltın onu büyüttü ya

oysa;

yok öyle bir dünya!

Burada sen kendi cezanı kendin kestin.

Kendini cezalandırdın,

bilmeden razı oldun.

Bilinçsizce razı oldun.

Oysa olma!

***

Sen bir temsilcisin.

Temsil ettiğin makam değerli,

o makamın ifadesisin.

Zamanın bir yerinde yaptığını düşündüğün şey için kendini cezalandırma,

ezdirme,

değersizleştirme,

sen değerlisin!

***

Öyle herkesin dediği gibi lafta değil,

“Her insan değerlidir, değerini bil” değil.

Sen değerlisin çünkü

bedenin değil,

temsil ettiğin makam değerli.

***

Kendini cezalandırma

çünkü sen bir aracısın,

bedenli halin bir aracı.

***

Bağlı olduğun sistem sana artık kendini hissettirdiği için

olmayan suçu üstlenip,

suçlu psikolojisinden çıkamayıp

kendini cezalandırıyorsun,

hem de bilinçsizce.

***

Oysa rahat ol

hepsi geçti.

Sen bir kulpsun,

bedenin kapı,

kapıyı açacak o

ve artık o kapı açıldı.

Kilit kapıyı açtı.

Şimdi tam zamanı.

***

İnsanların cinsiyeti işi eşi ailesi eğitimi mesleği şekli hep önemsiz bahane,

yani dünyasal işler.

O da gerek tabii

ama kapıyı sana açan onlar değil,

evin sahibi başka.

O bu etiketlerden bağımsız

ve o her zaman değerli

o vicdanın sahibi.

***

Sakın sen kendini cezalandırma

kurban psikolojisi dönemi bitti

sen hayatı güzelleştir

önce kendine hayatı güzelleştir,

sonrası zaten iyi.

***

Vicdana aykırı yapılan bir şey varsa

cezayı çekecek bir makam vardır.

O güzel ev sahibinin kendisi

çünkü senin aracılığında dünyayı o öğreniyor.

O zaman bilememişti

artık biliyor merak etme

o da öğrendi.

***

Kendini suçlama

elinden geleni iyi yap ve hayata bırak,

emek ver ve bırak,

güzel ol ve bırak.

Kimseyi kendinden üstün bilme.

Bedenler bir

ev sahibi bir

şu anda farklı görünse de öğrenci öğreten bir.

Suç yok

ceza yok

sadece arınmak var.

***

Zamanı gelince

arıtan ateştir.

Ateş ustadır,

ondan geçen yanarak arınır.

İçsel dışsal ateş

işte o arındırıcı.

***

Ateş rehberdir,

tıpkı suyun rehberliği gibi.

O zamanı gelince yanar.

Temizliği bitince şiddeti azalır.

Sakın merak etme..

***

Hem şunu da unutma;

hafif bir ateş,

hani çok eskiden köylerde olurdu ya

gözle görülmeyen, kıvılcımsız ateş

o belki de kor,

işte o;

bedeninin en temelinde

yani kök yerinde

sessizce hep yanar

zaten yanması da iyidir

ufak mikropları kırar

ve hayata tutundurur seni.

***

Bedeni mikroplar talan edince

o küçük alev yangın yeri olur

tüm benliği, bedeni sarar

ve illa ki mikropları kırar.

O yüzden merak etme

ateşte kırılan mikroptur

ev sahibi değil.

***

Sonra zamanla

ateş kül olur,

kül topraktır aslında,

sonra toprak sıkılaşır

metal olur o,

sonra metal erir su olur

ve su besler, ağaç olur.

***

Ve hava

her aşamada olayın içindedir

bilgiyi iletir,

birinden diğerine geçirir.

En sonunda ferah bir nefes aldırır.

***

Bu döngü bitmez.

Yeni öğrenilecekleri tekrar başlatır..

***

Hayat işte

alem işte

yaşam bu işte.

***

Sakın korkma!!

Kurulu bir düzen var.

Yoldan çıkmaya niyet etmezsen,

düzen seni hep toparlar.

O yüzden merak etme.

***

Cezayı hak etmiyorsun,

sadece öğreniyorsun

herkesle birlikte.

***

Sen iyiysen

dünyan iyi

o yüzden dik dur

iyi ol..

Vakit sorumluluk alma vakti

buna gücün var.

Anahtarsın dedim unutma!

***

Kapıyı açabilirsin

kapının girişi sende

uygun şifreyle

kilidi çevir.

***

Haydi hep birlikte

çünkü bitti hepsi..

Yeni-Var-D-k-m-Tanr-Kilit-Anahtar-Bulmaca-Oyuncak-IQ-ve-EQ-Zihin-Zeka-I.jpg

 

Boğaz bölgesi..

Boğaz bölgesinde ses tellerimiz vardır, yani konuşma merkezidir. Aynı zamanda hayatın olmazsa olmazı nefes, bu bölgeden geçerek akciğerlere ulaşır ve yaşam devam eder.

Boğaz bölgesi ifade yerimizdir. Konuşuruz dinlerler, konuşurlar dinleriz, herkes kendini bir şekilde ifade etmeye çalışır.

Boğaz, ifadenin yeridir. Dengeliyse, düşünce duygu hislerimizi, rahatça, kırmadan dökmeden söyleyebiliriz.

Değilse sorun çıkar. Birilerine kızarız, öfkeleniriz ama diyemeyiz susarız. Ortamda sorun hissederiz susarız, kırmak istemeyiz susarız vs. veya tam tersi bu bölge sorunludur ve karşımızdakine hiç aldırmadan her defasında hoyratça yüksek volümde bağırır, çağırırız.  Yani bu iki uç da sorundur.

Kendimizi düzgün ifade edemediğimiz zamanlarda, susulan o cümleler boğazda bir yerde tıkanır kalır. Ses kısılır, boğazda ağrı olur, kuru öksürük, yutkunma sıkıntısı, gıcık tutması bitmez durur.

Olay geçici bir durum değilse, yani sorunun kaynağı sürekli hale gelirse, zamanla söylenemeyen sözler duygunun yoğunluğuna, süresine bağlı olarak, boğazda polip olur, kitle olur.

Kendini doğru ifade etmek, cesur bir dürüstlüğü gerektirir. Başkasına hükmetmeye çalışmadan, zorbalaşmadan ya da gizli beklenti ve korkulardan dolayı kendini hiçe sayıp, ezmeden dürüstçe ifade etmek önemlidir.

Hislerimiz neyse elimizden geldiğince düşüncelerimizi ifade etmek güzeldir.

Enerji tıbbında ifade bölgesi olan boğaz, yaratıcılıkla da bağlantılıdır. Göbek altındaki bölge yaratıcı alandır ve boğazla arasında enerjisel olarak bağ vardır.  Birinde sorun varsa diğerine de yansır. Mesela genital bölge sorunlarında ( kadında myom, kanama, gebelik sorunları vs, erkekte prostat, sık idrar yolu enfeksiyonu gibi) boğazda da sıkıntı vardır. Sık boğaz ağrısı yaşarlar, öksürük gıcık tutar vs.

‘Çözümü nedir?’ derseniz, aslında hayatın özü basittir, karışık olan bizim buna ne kadar uygun davrandığımızdır. Bedensel veya ruhsal binlerce terapiler, tedaviler vardır, bunları bazen dener, sorunu hallederiz, bazen de hiç işe yaramaz.

Oysa konu belli, açık ol, dürüst ol ve cesur ol. Kendini olduğu kadar ifade et ve o konuyu geç. O an bildiğimiz o anın doğrusudur ve buna göre davranırız. Zamanla doğrularımız değişebilir, o zaman da tekrar durumu yorumlayıp ifade edebiliriz.

Bir sorunumuzu halletmede bazılarının bize yararı olabilir ama her zaman önce kendimize dürüst olup, kendimizi görmek ve olabildiği kadar her gün daha iyi olmak için bir adım atmak ve hayata güvenmek her zaman iyidir.

Ne oluyor ki böyle hissediyoruz? Neden öfkeliyiz, neden değersiz hissediyoruz? Neden konuşamıyoruz veya konuşunca hükmedici- kırıcı oluyoruz, neden korkuyoruz? Kendimizi serbest bırakırsak ağzımızdan çok mu kötü şeyler çıkar, az bağırsak güçsüz mü oluruz, bütün bunlar nedir, bu duygular neden vardır? Bu sürekli bir ‘kendini keşif yoludur.’ Bu yolda çok düşersin ama mesele düşmek değil tekrar toparlanmaktır.

Herkes birbirinden farklı ama daha değerli değil, iyi yaşamak herkesin hakkı.

Aramızdaki değer farkını oluşturan tek şey; elimizden geldiği kadar dürüst olmak, iyi olmak, bilerek kimseye vicdansızlık yapmamak, başkalarının hayat ışığını söndürmemek, merhametli olmak.

İşte sadece bunlar bir insanın değerini artırır metafizik alemde, onun dışında kimse kimseden üstün değil.

Herkes farklı ama birbirinden üstün değil.

 

993714_940x531.jpg