toksik duygu..

Bazı gıda ve maddeler gibi, bazı insanlar ve duygular da toksiktir. İnsanı zehirler. Toksinler bedende belli bir dozun üzerine çıkarsa, gün gelir insanı zehirler, hasta  eder.

Kızabilirsin, üzülebilirsin, kederlenebilirsin ama bunları kalbinin en derinine kadar iletme. Bu duyguları yüzeyde tutmaz, her gün üzerinde düşünerek güçlendirip,  derine indirirsen zehirlenirsin. Ve bu insanı zamanla hasta eder.

Kalbine kadar ilettiğin her olumsuz duygu, onun her atışıyla tüm bedenini ziyaret eder. Kederi, kıskançlığı, şüpheyi vs kalbine kadar indirme.

Ve bazı insanlar, en ağır metalden ağır zehirler. Ne yapıp et onları uzaklaştır veya sen uzaklaş.

Zehir veya toksin sadece gördüklerinde değil, görmediklerindedir.

20151010_144023

14 mart..

Hekimliğin öyle bir varlığı vardır ki; yıllar içinde insanın iç yapısını, fark ettirmeden şekillendirir. Hekimlik sadece bir meslek değildir, o insanın hayata baktığı pencere, ya da kılıftır.

Mesela bir hekim adayı daha okula ilk girdiği yıl, ruhunda bir değişiklik hissetmeye başlar ve bu usta yapı, o doktor adayını her yıl biraz daha şekillendirir. İnsanlara, hayata, tüm yaşama bakışını geri dönüşsüz bir şekilde çekip çevirir, değiştirir, dönüştürür. Bir de bir hekim genelde hep ciddidir, eğlenceli tipler arada tek tük çıkar ve genelde bir sanat dalına bulaşır, yoksa bu işi yapamaz. Ama zamanla, yıllar ve tecrübe arttıkça, ölümü, acıyı gördükçe, her ciddi hekim hayatın tatlı, neşeli olması gerektiğini anlar ama yüzüne artık ciddiyet oturduğu için, belli belirsiz, şekilsiz gülümser. 🙂

İyi bir hekimin yaptığı aslında doktorluk değildir, insan sarrafı olmayı öğrenir. Her bir hücreyi, organı, dokuyu, doku arasını, hücre boşluğunu yani bedenin iç yapısını öğrenirken aslında öğrendiği; insanlar arasındaki farklar, benzerlikler, insanlar arasındaki boşluklar, bağlar, duygular, beyin, bilinç, bağlantılar, yaratım, yaratılış, yok ediliş (hayatın aslı olan varoluş- yok oluş, bir hekimin mutlaka dokunduğu iki enerjidir). Her hekim hem varoluşu hem yok oluşu bizzat ellerinin altında deneyerek yaşar. Ölüme ve doğuma, kana, salgılara, sıvılara, ifrazata, kemiğe, organa, bedenin en ücra yerlerine dokunmadan doktor olunmaz.

Bu eğitimden, ruhu hazır olduğu için, farkında bile olmadan geçen bir doktor, yıllar içinde insan hakkında o kadar çok şey öğrenir ki, sonrasında mesleği yapsa da yapmasa da, artık farklı bakış açılarından, insanı tanır.

En akıllı ve şanslı hekimler ise parçadan bütünü, bütünden insanı görebilenlerdir ve onlar gerçek insan sarrafıdır. 🙂 Siz onu anlamasanız da merak etmeyin o sizi bir şekilde anlar. 

Bir doktor adayına ilk öğretilen muayene yöntemi gözlem ve anamnezin iyi alınmasıdır. Yani karşındaki anlatacak ve sen güya onun anlattıklarını dinlerken aslında demediklerini, anlatamadıklarını dinleyeceksin. Ve asıl sorunun anlattıkları değil, anlatamadıkları olduğunu anlayacaksın. Bu öyle bir meslek pratiğidir ki, zamanla insanı bakınca gözlerinden anlar olursun, tabi iyi gözlemciysen. 🙂 Karşındaki insanın bakışından, konuşma tarzından, kokusundan, kıyafetinden, hareketlerinden, pek çok şeyini, daha dokunmadan anlarsın. Zaten aslında işin yüzde seksen- doksanını o anda anlarsın.

Netice şu an dünyada her şey çok değişse de, devir teknolojik muayeneler devri olsa da, iyi bir hekim bir bakışıyla işin yüzde doksanını anlayandır. Geriye sadece detaylar kalır. Asıl tanı her zaman ilk görüşmedeki konuşmada bilinir. Şu an dünyada ve Türkiye’de hekimlik adına her şey çok değişmiş olsa da, gerçek doktorluk anlayışı ile yetişmiş veya kendini yetiştirmiş tüm doktorlara, dönemin her zorluğuna rağmen gönülden selam olsun. 

14 Mart Tıp bayramı kutlu mutlu olsun.  

IMG-20170315-WA0007.jpg

 

Sevgi..

Aynen bu karikatürden ilhamla 🙂

Ben: “Ben seni çok seviyorum” 🙂

O (rahip yerine o): “Önce ‘Ben’i sil, o egodur. Sonra ‘sen’i sil, o gereksiz. ‘Çok’u sil, o dualiteden, çok demen için azı bilmen lazım, o dualiteden. Sondaki ‘-yorum’ ekini sil, o arzudandır.

Bak bakalım ne kaldı geriye?

Ben: “Sevgi.”

O: 🙂

d8ef2fbb4a7489df3ee83fe7f5ed1250.jpg

Genel öneriler..

1-Olmak istediğin gibi ol, davranışların konuşman yemen içmen yürümen oturman konuşman, hayal ettiğin gibi olsun. Değilse, kendini yeniden inşa et.

2-Fikrini söyle ama herkesin kararını kendine bırak. Özgür iradeye karışma.

3-Başkalarına sor, fikirlerini dinle ama özgür iradene karıştırma.

4-Çocuklara söylemek istediklerin mutlaka vardır ama uygun anda, yeri ve konusu gelince söyle. O söylemeni istediğinde söyle. Daha çok onların anlatacaklarını dinle.

5-Özellikle annen ve babanla iletişiminde onlara saygılı olmayı unutma. Diyeceğini söyle ama neticede onlar ne derse onlar için o. Ama kendi prensiplerinden onlar için vazgeçme.

6-Gerilim yaşadığın kişi veya kişilerle artık, konu ne olursa olsun tartışmaya girme. Yapabiliyorsan hayatından çıkar, değilse; diyeceğin bir şey varsa söyle, kavga etme, sesini yükseltme, o söylese de sen cevap verme, uzaklaş. Yani değiştiremeyeceğin başkalarıyla aynı polemiklere defalarca girme.

7-Kendini ve etrafı gözlemle. Gözlemlediğin şeylerden hayalinde kahramanlar, cümleler yarat. İyi gözlemci ol. Bu gözlemini en severek yaptığın iş neyse orada kullan. Gözlem, hayal gücü ve yaratım. Hayat böyle.

8-Toplu ailece yapılan şeylerde, biraz sessiz kal, bekle, çok yorum yapma.

9-Her zaman derli toplu ol. Her yerde iyi hissedeceğin şekilde giyin ve ye. Bedenin, her şeyden bağımsız, iyi hissedeceğin şekilde olsun. Bazı dönemler, bazı nedenlerle sıkıladığın için değil, hep formda ve iyi hissedeceğin beden içinde yaşa.

10-Aslında her iletişimde ama özellikle yakın iletişimlerinde, o kişilerdeki iyi şeyleri görmeye bulmaya odaklan. O zaman iletişim ve hayat senin için daha zevkli olur. O kişilerin olumsuz yönlerine dikkatini azalt, konuşursan bile uzatma. Algın her insanda ilgini çekecek olumlu şeylerde olsun. Bunu yapmak için uğraşmak istemediğin insanları, yakının bile olsa yakınında tutma.

20160925_130005