Denge..

1.Direnç gösterme, kabul et,
2.Kontrol etme, akışa bırak,
3.Beklentide olmadan, iste,
4.Bulanık olma, net ol,
5.Kalbini ve aklını dengele,

Belki de yaşanılan olayların şifası bunlarda saklı, önce olanı kabul et, sonra akışa bırak, iste ve beklentide olma, bulanık olma, net ol, kalp ile aklı dengele.

Kabul etmek..

İşin aslı insana en büyük zarar, yaşadığı bir olay konusunda verdiği direnç. Olana ne kadar direnirsen, o kadar zarardasın, bunu bil. Bu durumda insana düşen, önce ne olduysa olanı kabulde olmak. Sonrası ise, bunu şu anda bende bilmiyorum, göreceğim zaman içinde. Ve şu an sadece kabulün varlığını içime göstermekle görevliyim. Sonrası sonra, bilmiyorum. Öğrenirsem söyleyeceğim.

İçinize sorun..

İstemediğiniz bir durumla karşılaştığınızda, “ama o senin aynan, içindeki bir şeyi yansıttığı için karşına çıkıyor” diyen bir grup var, sakın inanmayın onlara. Siz kendinizi biliyorsanız, dışarıdaki her olumsuz olayda, benim aynam demeyin çünkü dünyada kötülük var, denk gelmiş olabilirsiniz, sizinle ilgisi yok, aynanız falan değiller, bazıları sadece kötüler, onların yansımasını kendinizde aramayın. Bu tür durumlarla karşılaştığınızda kendinize sadece şunu sorun, buradan öğrenmeniz gereken nedir, neyi anlamanız için o durum karşınıza çıktı, bunları sorun, cevabınız gelecektir. Yani sufi Rabia meseli gibi, kaybolan iğneyi dışarıda aramayın, dışardaki kötülük benden mi yansıdı, hak mı ettim bunu demeyin. Siz öyle değilsiniz, sadece bazıları gerçekten kötü. Yaşadığınız olayın neyi öğrenmeniz için olduğuna bakın.

Devam..

Bazen rüzgarlar sert esti, belki dallarımızı devirdi, çamurun içinde öylece kaldık. Yine de ayağa kalkıp saçımızı düzeltip, üstümüzü çırpıp devam etmenin yolunu bulmalı, neden? Çünkü hayat bizim, kararlar bizim, yıkılıp kalmak mı, yoksa kalkıp devam etmek mi? Seçim bizim. Ve unutmayın yalnız değiliz, iyi istekler desteğiyle beraberdir, şüphe etmeyin.

Eril- dişil..

Son yıllarda sürekli dişil eril dengeden falan bahsediliyor ya, işin aslı dişil ve eril özellikler her iki cinste de vardır, kadın bedeni hem dişil hem eril özelliktedir ve aynısı erkek bedeni için de geçerlidir. Kromozom yapısına ve endokrin bezlere göre kadın veya erkek bedeniyle dünyaya geliriz, bununla birlikte iki cinste de eril dişil özellikler vardır. Hatta Uygur tıbbında beden içindeki organlar bile dişil, eril olarak ayrılır. Mesela karaciğer içi dolu organdır dişidir, safra kesesi içi boş organdır, erildir vs.

Günümüzde bazen kadınlar, fazla eril olduk der ya da bazı erkeklerin fazla dişil özellikte olduğunu söyler, doğrudur, belki olabilir ama temelde insan hangi bedende ve hangi hisle dünyadaysa kimliği odur.

Yine de bazı özelliklerimizin aşırılaştığını hissettiğimizde ve tabi en önemlisi bu sizde rahatsızlık nedeni olduysa, en basitinden şu aklınızda olsun, bedende sinir sistemi iki çeşittir, sempatik ve parasempatik sinir sistemleri. Sempatik sistem aktif, hızlı, ataktır, hani savaş- kaç tepkisine neden olan sistem, bu sistem eril özellikte kabul edilir. Parasempatik sistem huzurdur, uyku öncesi rahatlamış hal gibidir, dinginliktir, derinliktir vs. bunlar dişil özellikler kabul edilir.

Bu durumda bir kadın eril özelliklerinin arttığını hissettiğinde sadece yavaşlamalıdır, harekette yavaşlama, nefesin derinliği, telaşsız hal vs. bunu uygulayabilir. Ya da fazla dişil özellikler onu pasifize ediyorsa, diğer yana geçmek için daha atik, canlı, hızlı hareket etmeli, solumalı vs.

Yani insan sadece bedene dikkat verip, solunum ve hareketi düzenlemeyle durumu düzeltebilir. Neticede ikisi de bizde var, iki yönümüze de ihtiyacımız var, neye ne zaman gerek duyarsak öyle. Umarım fayda olur ihtiyacı olana.

Kapılar ve geçirgenlik..

Bu ara kapılar sembolünü düşündüm. Mesela gönlün kapısı var, o yüzden herkese açılmaz, bedenin kapıları var, mesela hücrelerin kapıları var, her hücre her yapıyı içine almaz, alamaz. Bir maddenin hücreden geçmesi için hücrenin onu kabul etmesi, uygunluğu gereklidir, yani hücre her şeyi içine almaz.

Hatta her organın, sinir sisteminin ayrı geçirgenlik özellikleri vardır, yani içeri girmesine izin verdiği molekülleri alan kapıları vardır, karaciğer hücresinin içine aldığı molekülleri, sinir hücresi içine almaz vesaire. Hücre zarı yarı geçirgen, seçici geçirgen ve esnek bir yapıdır, bazı moleküllerin, iyonların geçmesine izin verirken bazısına izin vermez, bu genellikle molekülün boyutuna, yüküne, polaritesine bağlıdır.

Buraya şuradan geldim, gönüllerinde mutlak kapısı var, bedenin de var ve dahi evinin kapısı var. Aynı beden ve hücreler gibi, insan da evinin kapısını istemediğine açmaz. Kapılar bariyer, uymayanı içeri almamak için, doğada da böyle, bedende de böyle ve evimizin kapısında da böyle, içeri alıyorsak bir nedenle istiyoruz demektir, istemesek almazdık. Bu şekilde bak olaylara, istemediğini içeri alma.