Beden biyolojik bir makine..

Beden biyolojik bir makine. Her makine gibi onun da bakımı, kurallarına uygun kullanımı gerekli.

Bedenin bir ömrü var yani her makine gibi kullanımının bir sonu var. En azından şimdilik böyle.

İnsan bedeni doğuştan getirdiği sabit enerjiyle birlikte, evrenden ve gıdadan aldığı enerjiyle işlevini sürdürür. Doğuştan gelen enerji, chi, yaşam enerjisi, bedenin arka kısmında, böbreklere yakın bir yerdedir. Uygur Tıbbında bu sabit yaşam enerjisinden uzun uzun bahsedilir, o sabittir, değiştirilemez, ne getirdiysen odur.

Dışarıdan alınan, günlük üretilip tüketilen enerji, genelde gıdadan alınır. Her koşulda temiz beslenirsek daha düzgün bir enerjimiz olur. Bu arada enerjinin yine bir kısmı evrensel enerjiden solunum ve deri yoluyla alınır.

Bunların hepsi birlikte beden biyolojik makinesinin çalışır olmasını sağlar. Çünkü her makine gibi bedende bir enerjiyle çalışır. Ve o enerji tükenince makine durur. Yolculuğun farklı şekilde devam ettiği söylenir ama bu şimdi konumuz değil.

İnsan bedenindeki enerji, yaşamın tümünü kapsayan bir çan eğrisi şeklinde akar. İlk bebeklikten sonra ergenliğe doğru pik yapar ve yıllar içinde azalarak devam eder. Normal koşullarda sistem budur. Hatta Uygur tıbbı enerjinin pik yaptığı yaşın 18 yaş olduğunu söyler. Uygur tıbbına göre 18 yaş bedenin tüm fonksiyonları o kişi için doruk noktasındadır. Hormonlar en üst düzeyde salınır ve sonrasında kademeli bir azalma başlar.

Gelelim bunları niye anlattım kısmına; kişiden kişiye değişen, mevcut, kullanılabilecek, yaklaşık belirli bir beden enerjisi vardır. Bunu idareli kullanmak önemli. İnsanların çoğu, her şeyi gençlikte olduğu gibi yapmak ister ama bu tam olarak olmaz. Yani, istediklerini yine yaparsın ama zorlamadan ve ilmiyle yaparsan olur. Mesela 8 katlı bir binayı 18 yaşında 10 dakikada çıkabilirsin, 50 yaşında daha yavaş çıkarsın ama 80 yaşına geldiysen daha ağır, dinlenerek, idareli çıkarsın veya çıkamayabilirsin. Çıkamıyorsan zorlamamalısın.

Bu ne demek? Durumu zorlamazsan, enerjinin azalması yaşamın süresini etkilemez. Makine zaten buna göre yapılmış. Onu idareli kullanırsan uzun ve sağlıklı yaşayabilirsin. Yani enerjiyi illa 18 yaşındaki gibi hoyratça savurman gerekmez. Sakinlikle ve usulünce ilerleyebilirsin.

İnsanın bazı rahatsızlıkları olabilir, olur, geçer veya geçmez, rahatsızlık hep seninle devam edebilir. Bu durumlarda da sakinlik ve usulünce davranmak önemlidir. Birinin kalp rahatsızlığı varsa ona göre davranırsa, yani zorlamazsa, gerektiği yerde durup dinlenmeyi, sonra yürümeyi bilirse ya da yürüyebileceği miktarı bilip ‘Bu yeterli’ diyebilirse, yine ömrünün süresini etkilemeyebilir. Her şey dozuyla ve gerektiği şekilde olursa sorun yoktur.

Bunu ‘niye anlattım?’ kısmına tekrar dönüyorum, anlattım çünkü çoğu insan enerjinin işleyiş yasalarını atlıyor. Her yaşında beden makinesini aynı şekilde kullanabileceğini sanıyor, sorun çıkınca nedenini anlamıyor. Kimine göre ‘Ruh hep genç’ olabilir, bilinmez. Çünkü ruh denilenin oluş şeklinde genç- yaşlı gibi zıtlık kavramları yok. O ne gençtir ne yaşlı, o sadece odur.

Bedene tekrar dönersek, beden biyolojik bir makine dedim. Konu basit: Sadece beden makineni dinle, idareli kullan. Herkese doğum anında verilen sabit doğuşsal gelen enerji aynı değil ve herkesin sonradan çevresel enerjiyi alması, işlemesi, kullanması aynı değil. Bu durumda kendine, var olan durumlarına göre davran, zorlama.

Hayatta gayret, çaba önemli ama sınırını bilmek de önemli. Zorlanmayacak yerde durmayı bil, hem bedenine hem ruhuna iyi hissedeceğin alanı koruyacak şekilde davran.

Hayat güzel, biliyorum kimse kimseyle aynı koşullarda yaşamıyor ama çok karşılaştırma. Karşılaştırmalarla işin içinden çıkamazsın. Kime ne çok ne az verilmiş bilemezsin.

Bu durumda, hayatın kendinle, kendini bilmekle olsun. Etrafta gördüklerin sadece senin seni bilişine bir ayna, o da bazen öyle. Çünkü kirli ayna da çok bu dünyada. Kirli aynalar, seni de kirli gösterir ya da yanlış yansıtır. onlara da aldanma.

Netice; enerjini doğru kullanmayı öğrenebilirsin. O zaman son cümle; başkalarıyla uğraşma, enerjini düzgün kullanmayı öğren ve kullan ve hayat bu aslında, enerjiyi kullanma, dönüştürme sanatı.

 

Screenshot_2019-02-20-10-10-25-1

Yaşamak..

Şüpheye düştüğümde mutsuz oluyorsam, istemediğim şeyleri düşününce eziliyorsam, bunları neden yapayım?

Biliyorum ateş çok güçlü ama su olmak da önemli. Sakin akıp, cesaretle yürüyüp, neşeyi tadıp, olacak olanın olacağını bilip, yapmak istediklerimi yapıp, bana verilenlerin keyfini sürüp, günü gelince bırakacaklarımı bırakıp, bıraktıklarımın yerine yenilerini alıp, bazılarıyla sonuna kadar yürüyüp, meraklı bir çocuk misali yaşayabilirim.

Yaşamak güzel. 🙂

20180915_114905

 

Sorun etme..

Çok da sorun etme, her şey bir yere kadar.

Bir şeyi vaktinden önce zorlarsan, olması gerektiği  gibi olmaz o.

Çocukluğumuzda sırf içindekini merak ettiğimiz için vaktinden önce zorla açtığımız gelincik tomurcukları gibi. O zorlanan gelincik, asla olması gereken renk ve şekle ulaşamaz, vaktinde açana benzemezdi. Mesela daha güçsüz, kısa ömürlü, cansız olurdu.

O yüzden vaktinden önce bir şeyleri zorlama.

Ama unutma, dön bak etrafına, o vaktini beklerken, hazır olan başka şeyler sürekli olur, bari onları kaçırma.

aşk

Geçen yıl 14 Şubat yazımmış, tekrar paylaşmak istedim 🙂

Bendenbana

AŞK bir haldir, tarif edilemez.

Ne gariptir ki yine de aşık hep tarif etmeyi dener çünkü içindeki taşar, anlatmak ister ama nafile, bir türlü anlatamaz.

Aşk bir haldir, kalbi sevinç ve hüzünle yakar.

Tarifi olmaz ama bazen bir hecede, bir şarkıda, bir rengin içinde, bir çocuğun gözünde ve ekseriye aşığın yüzündeki sevinçli hüzünde o hali bilen görür.

Aşk bir haldir, tanımlandığı anda uçan, dile dökülemeyen ama aşıktan yansıyan.

Tanımlanamaz ama saklı da kalamaz çünkü aşk ışır, kendiliğinden yansır.

Bazen başka insanlar aşığın halini görmezden, duymazdan, bilmezden gelir çünkü aşkı kimse akılla anlayamaz.

Aşığı anlamak için onun kadar ağlayıp onun kadar gülmek gerekir.

O bir haldir, kim ne derse desin söz onda durmaz, tutmaz çünkü aşk çağlayandan akan su gibidir. Kendinde eskiye dair bir şey bırakmaz.

Aşk bir ateştir, o güne kadar sen olan her şeyi yakar, kül eder.

Eskiye tutunarak aşk olmaz.

Kaç çeşit tarifini yazmışım aşkın ama hepsi yalan…

View original post 372 kelime daha

Kız ve kuş..

Sevgi sahipsiz bir kuştu, uçtu uçtu ve bir kızın kalbine kondu. Kız, o konduktan sonra sandı ki, ‘Artık hep benim, sadece benim’ ama kuş dedi ki: “Seninleyken anın tadını çıkar çünkü ben kimsenin değilim.”

Kız günlerce hem mutlu hem mutsuz oldu, artık bir anı bir anını tutmuyordu.

Kuş dedi ki: “Sevmek iyidir ama beklenti ile akışı zorlama, olacak olan olur nasıl olsa.”

Kız dedi ki: “Bunu hem anlıyorum hem de anlamıyorum. Bilincim, kuşun doğru söylediğini biliyor ama bir yanım henüz o kadar olgun değil çünkü onu zorla tutmak, ‘o benim’ demek istiyorum.”

Kuş dedi ki: “Buna izin vermem, sahiplenilmem ve sahiplenmem, yaradılışım bu, bunu anla ve elinde olanın keyfini sür.”

Kız düşündü, ‘Kuşun bilgisinin gerçek bilgi olduğunu biliyorum ama mülkiyetsizliğin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Anlıyorum ama henüz bunu yaşayamıyorum.’

O yüzden kız, kuşu hem çok seviyor hem de bazen çok kırgın oluyordu.

Kız dedi ki: ” ‘Kuş işte’ diyemiyorum, vardır bir bildiği biliyorum ve onun bilip yaşadığını, yaşayacak olgunlukta olmadığımı da biliyorum.”

Ve o kız, kuşun verdiği güvenle her gün yeniden sevmeye devam ediyordu.

20160706_192220