Çünkü..

Onu seviyorum çünkü o hem su gibi ruhu okşayan yumuşak huylu, hem toprak gibi sert, prensipli, o hem ateş gibi iyi şeyleri canlandıran, metal gibi net, güçlendirici biri. Ve onu seviyorum çünkü o bunları her zaman beklentisizce, gereğince yapan kişi, ne fazla ne az, tam ölçüsünde. Ve onu seviyorum çünkü ezelden ebede ruhumun tanıdığı bir dost gibi. Ve onu seviyorum çünkü o yolculuğumda ki her sıkıntımda bedenimin ruhumun dinlendiği liman gibi.

Batı tıbbındaki endokrin bezler, Uygur tıbbında çakralar- Genel giriş ve 1.endokrin bez..

Uygur tıbbında bedende irili ufaklı enerji merkezleri vardır, bunların yedisi en temel olanıdır. Günümüzde batı tıbbında bu enerji merkezlerinin olduğu bölgelerin endokrin bezlere (iç salgı bezi) karşılık geldiği anlaşılmıştır.

Endokrin bezler (iç salgı bezleri); salgı kanalları olmayan, salgılarını direkt kana veya lenf sistemine veren bezlerdir. Yani farkları salgılarını direkt dolaşıma vermeleridir, salgıladıkları hormonlar bedenin genel dengesini düzenleyici hormonlardır.

İnsan bedeninde günümüz tıbbında endokrin bezlere denk gelen bölgeler, Uygur tıbbının enerji merkezleri veya Hint felsefesinin çakralar dediği bölgelerdir. Tekerlek-dönüş anlamına gelen çakra Sankritçe bir kelimedir. 7 endokrin bez, Hint felsefesinde 7 çakra olarak adlandırılmıştır. 7 çakra veya 7 ana enerji merkezi veya günümüz tıbbında 7 ana endokrin bez aynı şeyi temsil eder.

Beş bin yıllık Uygur tıbbında bedenin sağlıklı çalışması için bu ana endokrin bezlerin düzgün çalışmasının önemi bilinmekteydi. Bedenin bir bölgesinde sorun olduğu zaman bunun zaman içinde tüm bedeni etkilediğini, hiçbir bölgenin diğerlerinden bağımsız olmadığını biliyorlardı. Yani düşünün o dönemlerde bugün bildiğimizden muhtemelen daha mükemmel bir bilgi sistemi vardı.

Uygur tıbbında hastalık değil, bedende düzensizlikler vardır ve bu düzensizliğe bir şeylerin artması veya azalması neden olur. Tedavi ise fazla olanı azaltma, azı çoğaltma şeklindedir. Netice hastalık yoktur, düzensizlik vardır ve düzensizlik bir şekilde düzenlenebilir. Bunun içinde bu ana 7 merkezin dengelenmesi tedavinin içindedir.

Endokrin bezler ve salgıları artık bilimsel olarak bilinen, kanıtlanmış bilgilerdir. Yani 7 çakra değil, doğrusu 7 endokrin bezdir. Bu 7 merkez:

1.Endokrin Bez: (Kök çakra); Böbrek üstü bezleri (Adrenal bez)
2.Endokrin Bez: (Sakral- Yaratıcı çakra); Cinsel salgı bezleri (testis ve yumurtalıklar)
3.Endokrin bez: (Göbek çakrası-Solar plexüs); Pankreas bezi
4.Endokrin bez: (Kalp çakrası); Timüs bezi
5.Endokrin bez: (Boğaz çakrası); Tiroit bezi
6.Endokrin bez: (Alın çakrası); Hipofiz bezi
7.Endokrin bez: (Taç çarka); Epifiz bezi

Bu merkezlerin hiçbiri birbirinden daha önemli veya önemsiz değildir, hepsinin beden içinde işlevi farklıdır, tek tek ve beraber dengeli uyumlu olmaları bedenin genel sağlığı için gereklidir.

Alt 3 merkez ve üst 3 merkezin titreşim aralıkları farklıdır. Alt merkezler daha dünyasal merkezlerdir, dünyayla bağlantımızı sağlar, üst 3 merkez yaradılışla bağlantı alanımız, bağımızdır. Altta daha hafif titreşen endokrin bezler, yukarı çıktıkça naifleşir ama özü aynıdır, yani bir anlamda “aşağıda ne varsa yukarıda o vardır”. Ve alt 3 ile üst 3 arasında olan 4. enerji merkezi KALP, yani timüs bezinin olduğu alan vardır, alt 3 ve üst 3’ü birbirine bağlar, dengeler, kavuşum yeridir.

Bu genel girişten sonra, bugün BÖBREK ÜSTÜ BEZİ (kök çakra) konusundan başlayalım:

1.ENDOKRİN BEZ- Adrenal (böbrek üstü bezi)- ( Kök çakra)
Renk: Kırmızı
Element: Toprak
Duyu: Koku
Arzu: Fiziksel Temas
Anahtar Sözcük: Fiziksel

Yoga ya da çakra konusunda eğitim almış kişilerin söyleyeceği daha fazla teknik bilgi olabilir ama ben bu seride Uygur tıbbı ve batı tıbbını birleştirerek önemli bulduğum, pratik konulara değineceğim.

1.Endokrin bezin olduğu bölge, yani adrenal bezler, her iki böreğin üst kısmında olmak üzere iki tanedir. Burası bedenin alt- arka kısmıdır, bir ağacın kökü gibi temel ve destek alanıdır. Kök sağlam olursa ağaç sağlıklı olur, aynısı bedenlerimiz için de geçerlidir. Uygur (Çin tıbbı) tıbbında bu bölge hayatta kalmamızla, direkt yaşamla ilgilidir, tehlike anında savaş- kaç tepkisinin kaynağıdır, sağlamlık, dayanıklılıkla ilgilidir ve bedenin en sağlam doku sistemiyle bağlantılıdır, yani kemikler. Böbrek ve mesane (idrar torbası) direkt bu bölgedeki organlardır. Bu bölge tuzlu tatları sever.

İnsan fiziksel ve ruhsal bir sistemdir, sağlıklı yaşamak için manevi bağlarımızı yok sayamazsak, dünyasal yanımızı da yok sayamayız, dengeli bağlantı önemlidir. Adrenal bezler, kök çakra iyi çalışırsa hayat dolu, enerjik, cesaretli, dayanıklı oluruz, hayatta kalma arzumuz güçlenir.

Bu bölge sorunluysa, bedenin bu bölgesiyle ilgili hastalık varsa veya yaşamla bağımız zayıfsa, sürekli kurban gibi hissediyorsak, sinirli, güvensiz, cinsel isteksizlik, yetersizlik, kaybetme korkusu, kendini değersiz ve iyi şeylere layık hissetmeme, yaşamın ağır bir yük haline gelmesi, korkular varsa bu bölgenin enerjisi olması gerektiğinden düşüktür, zayıflamıştır veya aşırılaşmışsa kaybedecek bir şeyi olmadığını düşündüğü için gaddar, acımasız, bencil, maddi şeylere aşırı düşkün, bağımlılıkları fazla, şiddet düşkünlüğü, cinselliğe aşırı düşkünlük vardır. Aslında bunlardan bazılarını dönem dönem yaşayabiliriz ama bunlar aşırılaşır, sürekli hal alır, hayatı yaşanmaz hale getirirse bu bölgenin ilgiye ihtiyacı var demektir. Eksiklik gibi aşırılıkta beden enerjisi için sorundur, destek ister.

Sağlıklı çalıştığında yaşam keyifli, güvenli, kişi mutlu, canlıdır çünkü bu bölge yaşam gücünün yeridir, sağlam bir adrenal bölge dünyayla dengeli bir bağ kurmamızı sağlar. Bu bölge için koku duygusu önemlidir, cinsellik koku duyusu, toprak elementi, olanı olduğu gibi kabul etme duygusu bu bölgeyi sağlıklı tutar. Dengeliyse; kişinin duruşu dik, varlığını belli eden, dinç, sağlıklı, yapıcı sakin yaklaşımlı, kendini olduğu gibi kabul edebilen yapısı vardır.

Her zaman bedensel olarak bir bölgedeki organlarla ilgili gelişmiş bir hastalık varsa ilk önce tıbbı tedaviyi almak gerekir. Ve sonrasında yapılacak davranış ve yaşam değişiklikleri gözden geçirilmelidir.

Bu durumda kendinizde korku, yaşamdan zevk almama, kurban hissi, uzamış depresif hal, hayatın güzelliklerini yaşama hakkını hissetmeme veya yukarıda saydığım aşırılıklar varsa kısa ve özetle:

1- Bu bölgenin elementi toprak, yani toprak burayı güçlendirir, dengeler, huzur verir. Bu durumda topraklanmak, çayırda çimende, toprakta yürümek, doğada vakit geçirmek, yapabiliyorsak düzenli bir görev gibi gün batımı veya doğumunu seyretmek (bu değerlilik hissini arttırır) bu bölgenin enerjisine iyi gelir.

2- Burası kırmızıdan güç alır, bu rengin olduğu kıyafetler, eşyalar, yiyecekler iyi gelir. Parlak, berrak, canlı bir kırmızıyla harekete geçer, canlılık verir, bu bölge kırmızıyı sever.

3- Kırmızı renkli doğal taşlar, takı veya diğer şekillerde kullanılabilir, akik, hematit, kırmızı mercan, yakut iyi gelir.

4- Kırmızı renkli ve kök besinler bu bölgeyi iyi hissettirir.

5- Aroma terapide ise bu bölgeyi düzenlemek için; sedir ağacı yağı (güven duygusunu tetikler), karanfil yağı kullanılır. Bu yağlar kulak arkası burun kenarı, bilekler sırt ve kasık bölgesine sürülebilir.

6- Bu bölgeye iyi gelen müzikler ise ritimli davul sesleri, vurgulu, monoton, ilkel kabile ritimleridir.

7- Hareket olarak;

a- Ayaklarınızı omuz hizasında açıp, kollarınız yanda, güçlü dururken ayak parmaklarınızın ucunda doğrulup, sonra topukları tekrar yere indirin ve bunu her gün belli bir sayıda yapın, 10- 21 gibi.

b- Ayaklar omuz hizasında açık, hafif ayak parmakları yana dönükken, eller yanda güçlü, her iki ayağınızla toprağı iki yana ayırıyor gibi itin, o arada diz hafif bükük, sonra diz düzleşirken bedeni toparlayın. O arada toprağın enerjisinin bedeninize dolduğunu hissedin.

c- Bir ağaç gibi dik durun, belki gözler hafif kapalı, toprağa doğru köklendiğinizi düşünün, gerçek bir ağaç gibi toprağa salının gitsin.

d- Ayakta durup tepeden beyaz bir ışığın tüm bedeni dolaşıp yıkadığını ve toprağa aktığını hayal edin, keyif aldığınız sürece bu hisle ve harekette kalın.

e- Bu hareketlerin hepsinde nefesinizi de hissedin, nefesten keyif alın, hareketlerle korele nefes alın verin. Hiçbir şey yapamazsanız, dik durun köklendiğinizi düşünün, güzel derin sakin neşeli nefesler alın verin.

8- His olarak; dünyada ve yaşıyor olduğunuzu fark edin, bedeninizi gün içinde farklı anlarda hissedin, bedenin size ait olmasından mutlu olun, yaşamdan zevk almanın, yaşamayı tatmanın, dünyayı sevmenin, bedenini sevip saygı duymanın, onun ihtiyaçlarını karşılamanın nasıl bir his olduğunu düşünün, fark edin ve bunlardan zevk alın. Dünyanın ve toprağın enerjisinin bizi beslemesine, şifa vermesine izin verin. Hayata yaradana güven duyun, kendinize bakabileceğinize, hayatta kalabilmek için gerekenlere sahip olduğunuza, desteklendiğinize, yaşamaya hakkınız olduğuna inanın ve bu düşüncelerinizi güçlendirin, şüphe etmeyin.

Netice hangisinden başlarsanız başlayın veya sadece birini veya hepsini yapın, bu size kalmış ama kendinizde sorun gördüğünüz konuları düzeltmeye bir yerden başlayın. Unutmayın emeksiz yemek yok, çaba gösterin, toparlanmak isteyin. Hiçbir şey yapamıyorsanız sert adımlarla, toprağa- yere vura vura, kolları sallayarak ışıklı güneşli havada etrafı seyrederek yürüyün, varlığınızı dünyaya belli edin 🙂

Kökünüz sağlam olmazsa hayat dayanılmaz ve zor olur. Bu bölgenin cesaret güven duygusunu canlandırın. Cesaret ve güvenin gölge duygusu açık veya gizli öfke, kızgınlık vsdir ve bu sadece hissedene zarar verir unutmayın.

Hepsinden önemlisi doğduğunuza göre yaşamaya hakkınız olduğunu iyice anlayın, tefekkür edin, yaşam hakkınızı bilmek için onay aramayın. Zaten yaşıyorsunuz, o zaman güzel yaşayın gitsin. 🙂

IMG-20190306-WA0004

Salgın..

“Son pişmanlık neye yarar? Her şeyin bedeli var, buraya kadar”

Hani bu şarkının sözlerinde olduğu gibi, salgında öyle bir aşamaya gelindi ki, artık son pişmanlık işi toparlamaya yetmiyor. Çember daraldı diyorlar, oysa o çember çoğu kişi için zaten kırıldı çok üzgünüm, bu benim yakınlarım için de böyle oldu. Yani artık herkesin ne yaparsa önce kendine, sonra insanlığın yararına yapacağı son dönemeç, tercih bundan sonra sizin, herkesin. Kimsenin kimseye verecek bir önerisi kalmadı, o kadar tedbirsizlikler yapıldı ki, herkes kendi yoluna artık çünkü salgın sel olup çoktan aştı.

Melefe..

Küçükken rahmetli babaannem anlatırdı; savaş sonrası yokluk zamanları bir kadının kocası ağır hasta, ne yaptılarsa adam toparlanamamış ve artık ölmek üzere, yatakta can çekişiyor. Kadının bir sürü irili ufaklı çocuğu var ve yokluk had safhada.

Adam yatakta debelenip dururken kadın dayanamıyor: “Bire herif öleceksen de doğru düzgün öl, çocukların melefesini yırtma” diyor.

Hem çok acı hem çok güldüren bir gerçek hikaye bu, ibretlik. (Melefe, eski zamanlarda döşeğin yüzü- örtüsü)

Yanılıyor olabilirsin..

Unutmadığım bir meslek anısı daha 🙂 ilk yıllar, bir acil nöbeti, gecenin 2,5- 3’ü, ince yapılı sarışın genç bir kadın kasık ağrısı şikayeti ile geldi. Muayene ederken bir yandan da sorguluyorum, ağrısı ne zaman başladı, yayılımı var mı, menstürasyon döneminde mi vs. Ağrı tipik bir apandisit veya böbrek taşı ağrısı değil, akut karın tablosu değil, karın nispeten rahat ama ağrı var, bu yüzden adetli olup olmadığını ya da menstürasyonunun ne zaman bittiğini birkaç kere sordum, belki kadın doğumla ilgili kistik bir şey olabilir diye ama her soruya cevap verdiği halde buna cevap vermedi. 🙂 Artık tahlil istemeye geçmeden önce bir kez daha o soruyu sorunca hasta nihayet dayanamadı ve “ben kadın değilim” diye fısıldadı. O anda ben şok 🙂 aslında çalıştığım Numune acil, en yoğun acillerden biri ve gece belli bir saatten sonra bu tür bireyler çok fazla geldiği için konuya yabancı değilim ama bu kadın tip olarak farklı, yüzü ince, kemik yapısı, sesi her şeyi normal, ufak tefek sarışın genç bir kadın. Tabi şaşkınlığımı belli etmeden tahlilleri istedim ve süreç nihayetlendi.

Bu olay bana yıllar önce hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını göstermişti çünkü dışarıdan bakınca o hasta zarif, ince yapılı genç bir kadındı 🙂 ama göz yanılabilirdi.

Netice en bariz gördüğün şeyde bile karşındakiyle ilgili konularda sormadan kesin hüküm verme, yanılıyor olabilirsin.

Kalp..

Hiç unutmam, mesleğe başlayışımın ilk yılları, sanırım 24 veya 25 yaşlarındayım, gece acil nöbeti, sedyede bir hasta geldi, zor nefes alıyordu, göğsüm ağrıyor dedi, gözlerini kapadı, nefesi var yok arasıydı. Muayeneye başladım ama steteskopun ucunda kalbin olması gereken yerde hiç ses yok, panikledim, hastanın gözü yarı kapalı. Ne yapmalıyım düşüncesi şimşek hızıyla zihnimden geçerken yaşlı hasta yavaşça gözlerini açtı; benim kalbim sağ tarafta dedi.

Bunu hiç unutmam 🙂 çünkü bu yaşadığım olay bana dünyada hiçbir şeyin mutlak doğru olmadığını göstermişti, mutlak solda olmasını beklediğim kalp sağdaydı, yani oluru vardı.

Netice hiç önyargılı olmamak gerekir bu dünyada, ana rehberimiz kalbimiz olduktan sonra yanılmak mümkün değil. Solda veya sağda 🙂 bile olsa sadece kalbinizin yanılması mümkün değil, tek gerçek kalbin hisleri ve onun yoldaşı aklın bilgeliği.