“Maya, Rüzgar ve Ketu” kitap

Maya, Rüzgar ve Ketu” çıktı 🙂

Şimdilik google playde e-kitap olarak okunabilir durumda, sanırım bir ay içinde basılı kitap olarak internet üzerinden alınıp okunabilir olacak. Çok heyecanlı ve mutlu ve aynı zamanda hüzünlüyüm.  Hislerimi sonrasında uygun bir ara anlatırım 🙂

Bir buçuk yıldır kitabı çalışıyordum, nihayet ‘BİTTİ, TAMAM’ diyebildim 🙂  (Bununla ilgili duygularımdan öğrendiklerimi de bir ara belki paylaşabilirim)

Tam okumak isteyeceğim gibi bir kitap oldu, hatta böyle bir kitap olmadığı için yazdım, yoksa gerek yoktu 🙂 deyip eğlendiğim anlarda çok oldu.

Netice eksik ve gedikleriyle “Maya, Rüzgar ve Ketu” e- kitap olarak okunur durumda, basılı olarak çok yakında hazır 🙂

Yolu açık olsun, herkese katkı sunsun, hayırlı, uğurlu olsun, o ilk göz sevincim 🙂

https://play.google.com/store/books/details/Aydek_Sultan_%C3%96ZDEM%C4%B0R_Maya_R%C3%BCzgar_ve_Ketu?id=29ZdDwAAQBAJ

bolluk bereket

Annem babamın yanında olduğum her an artık şunu daha iyi anlıyorum; sağlıklı bir aile ortamı, BOLLUK ve BEREKET kavramlarının ne demek olduğunu size öğretiyor.

Burada bu kavramları sadece maddi şeyler olarak algılamayın, sizin için iyi olan şeylerin bol ve bereketli olması yani her daim var olması ve bunun sürekliliğinin olması. Hani “taşsın dökülmesin” sözünde olduğu gibi, var ve sen kullandıkça o artıyor ama dökülmüyor, evrende israf yok yani 🙂

Bolluğun kaynağı baba enerjisi yani eril enerji, o her şeyi bollaştırıyor, getiriyor, temin ediyor.

Bereket anne enerjisinden yani dişi yandan geliyor. Anne enerjisi gelen bolluğu alıyor, yetiriyor ve hatta artırıyor. En başta bolluktan bir şeyi istiyor, talep ediyor, geleni değerlendiriyor, geliştiriyor ve israf etmiyor.

Sevgi şefkat destek güven gibi kavramlar da bol ve bereketli olabilir. Güvenin desteğin sevginin var olması ve bunun miktardan bağımsız olması, istediğiniz zaman onlara ulaşabilmeniz, bunlar da bolluk ve bereket kavramı içindedir.

Güvenmek ve o güvenle gelenlerin seni hep destekleyeceğini bilmek.

Bunlar biraz da inançlarla ilgili, o ana uygun şeyi istemek ve hayatın size istediğiniz şeyi -gerekiyorsa- vereceğini bilmek.

Bunlar çok güzel duygular 🙂 bunu evlatlarına sağlayan tüm ana babalara selam olsun.

IMG-20180512-WA0026

Foto by Aysun 🙂

İncek, annebaba evi ❤

 

kürek kemiği

Herkesin kendince kendine iyi gelen hareketleri vardır. Bu aralar bana en iyi gelenden bahsetmek istedim.

Bir duvarın karşısına geçip, ellerinizi omuzlarınızdan biraz daha geniş açıp duvara koyun. Hareketi yaparken karın kaslarınızı gergin tutun. Ayaklarınızı açık olarak yere sabitleyin. Önce nefes alın, verirken dirseklerinizi bükerek duvara doğru gövdenizi yaklaştırın. Sonra tekrar başlangıç pozisyonuna gelip, nefes alıp harekete devam edin. Ben genelde 21 kez yapmayı seviyorum.

Bu hareketi yaparken beden, özellikle karın göğüs bacak kasları gergin oluyor. Bedenin tüm kasları aktif oluyor.

Ben özellikle niye seviyorum çünkü öncelikle karın kaslarını toparlıyor ama benim için daha önemlisi şu, sırt bölgesindeki scapula (kürek ) kemiği her harekette açılıp kapanıyor. İşte bunu önemli buluyorum.

Scapula kemiğinin hareketleri, sırtta göğüs bölgesinin tam arka hizasındaki bölgede harekete neden oluyor.

Bu bölgenin Çin- Uygur tıbbındaki önemi ise şu; kalp- duygu bölgesi.

Kalbin sırttaki tam arkası olan bölge duygusal streslerin, üzüntülerin, kırıklıkların enerjisinin biriktiği yer olarak kabul ediliyor. Bu bölgenin hareketi, burada birikmiş duygusal stresi atmanızı sağlıyor.

Hareketi her gün yaptığınızda bedene katkılarının dışında duygusal olarak da daha iyi hissedersiniz çünkü bedende enerjisel olarak duygusal birikimi azaltmış olursunuz.

 

“istediğin olmazsa BİN hayır ara”

“İstediğin Bir Şey Olursa bir Hayır, Olmazsa BİN Hayır Ara”

Hiç düşündünüz mü, neden böyle?

Dünyayla ilgili gerçeklerden biri şu; Dünya dualite yani ikiliğin olduğu ve her şeyin zıddıyla anlaşılır olduğu bir gezegen, yani buranın yasası böyle. Normal koşullarda bizim sistemimiz, geceyi bilmeden gündüzü, kötüyü bilmeden iyiyi, kadını bilmeden erkeği anlayamıyor, yaratılışımız böyle.

Dünya ve insanla ilgili ikinci gerçek şu; Bu durumda gündüzün var olduğunu görmek gecenin de orada olduğunu gösterir ve tersi de geçerli. Yani hepsi aynı anda var ve biz sıraya koymazsak görmüyoruz çünkü bedenin beyni ancak sıralı şekilde algılayabiliyor.

Üçüncü gerçek şu; iyi dediğimiz şeyin yanında kötü gibi görünen şeyde mutlaka vardır ama o an göremeyiz çünkü bizim sistem sıralı görecek şekilde ayarlanmış.

Dördüncü gerçek ve hiç unutmamız gereken ama hep unuttuğumuz; Yaratılışta her şey enerjidir ve yaratılış sadece mutlu olmamızı ister, bu kesin ve net gerçektir ama biz dünyasal sistemimizden dolayı bunu fark etmekte gecikebiliriz.

“Sadece mutlu olmamızı ister” sözünün bilimsel bir alt yapısı vardır; Beden kapalı bir sistemdir ve onun hayatta tutunabilmesi için ürettiği çeşitli enzimler ve hormonlar vardır. Bedenin sağlığı ve yaşam isteği için bu hormonların düzenli salınımı önemlidir. Zaten salınım bozulunca bu düzensizleşmenin adı hastalıktır. Enzim ve hormonların normal salınımı sağlıktır, sağlık ise mutluluktur.

Bu durumda MUTLULUK nedir? Neye MUTLULUK diyoruz? Birlikte düşünelim.

Her şeyin bilimsel bir açıklaması vardır. Mutluluk hormon sistemleriyle ilgilidir. Bedende serotonin, endorfin, melatonin, dopamin ve adrenalin bilinen mutluluk hormonlarıdır. Hormon salınımı iyiyse insan mutludur. Bunların eksikliği kişinin hayat içinde tutunmasını, yaşama isteğini, coşkusunu azaltır, yaşam anlamsızlaşır, insanı depresyona götüren bu durumdur. Yani yaşamın içinde olanlara karşı isteksizlik yani YAŞAMA isteksizlik durumuna depresyon denir.

Yaşam isteği yani bir anlamda libido, bu hayatta var olmamız için gereklidir ve bu o kadar önemlidir ki bedende en az 5 hormon bunun için düzenli bir şekilde salınır, tek amaç insanın mutlu ve iyi hissederek yaşamasıdır. Yaşam isteğini neler arttırır konusu çok önemlidir ama bu yazının konusu içinde şu an için değildir.

Yaratılış yasası insanın mutlu olması için vardır.

Bununla birlikte ilk gerçeklerden biri olarak bahsettiğim dualiteden dolayı, insan mutsuzluğu bilmeden mutluluğun ne olduğunu anlayamaz. Bu nedenle insanın dünyevi sisteminde onu sürekli aşağı çekip mutsuz etmek için çalışan enerji sistemleri de vardır. Onlar sürekli dener.

Aslında Mutluluğun karşıtı mutsuzluk değildir, insanın iyi hissettiği bir ortalama hal vardır. Yani çok coşkulu değilsek bile iyi hal içinde olabiliriz, illa mutsuz olmak gerekmez.

Gelelim yukarıdaki başlık olan söze “İstediğin Bir Şey Olursa bir Hayır vardır”, insanın istediğinin ol-ması güzeldir. İstemek zaten arzudandır, hormonların salındığını gösterir. O istek bir insana geldiyse bu iyidir.

Gelelim ikinci kısmına “Olmazsa BİN Hayır Ara”. İstenilen olmadığı durumda moralini bozma, sistemini çökertme, depresyona bağlama çünkü o an görmediğin ne iyilikler vardır yani bir değil BİN hayır vardır. Ve insan sıralı gördüğü için bunu göremez. Sen görmesen de bunda iyilikler vardır, onu ara diyor.

Yani, dikkat ettiniz mi, sistem sürekli iyi olanı aratıyor. Bu ne demek, algını sürekli iyi olanda tut, onu ara ve bul diyor.

Algın bir olayda iyi olanı bulmak üzerinde olursa, dikkatini vereceğin şeyi çoğaltacağın için iyilikleri zaten bulursun.

İyi ve kötü arasındaki fark, algımız kadardır, nasıl gördüğümüzle ilgilidir her şey ve sen kendini daima olan içindeki iyi yanı görmeye odakla, hem bir tane değil binlerce bul.

İşte bu kadar, daha ne olsun, yaratılış insanın mutluluk hormonu üretmesi üzerine kuruludur, bunu görmek ve atlamamak gerekir. Hepimizin kısa düşüş anları olabilir çok doğal ama tekrar toparlanmayı da bilmemiz gerekir. Çünkü Bin hayır gerçekten vardır.

Hepimizin içinde her daim huzurun olması dileğimle 🙂

41454716_gQEKCzBZuY_l1h4pq_xg5JASldP-2QZRNHDEuek3BUA

kendini sevmek

Hani son yıllarda sıkça kendini sevmek diyorlar ya işte o iş sadece lafla olmuyor. Kendini sevmek bir hal, onu yaşadığın zaman “ben kendimi seviyorum” demezsin çünkü zaten o senden yansır.

Burada sevgi nedir diye düşünmek lazım. Sevginin bin bir türlü tanımı vardır, biz sevgi deyince herkesin tanımını aynı sanırız ama kesin olan şey “herkes kendine göre sever”.

Sevginin içinde pek çok şey vardır ama en önemlisi sevgi; DEĞER VERMEK’tir.

Bu dünyada her şeyin gerçeği ve sahtesi vardır, sevginin ve değer vermenin de.

Sevgi birine pahalı hediyeler, çiçekler, yüzükler almak değildir. Bunlar sahte mutluluklardır.

Sevgi değer vermektir. Sevdiğinin iyi olmasını istemek, onun iyi yönlerine odaklanmak, ona zaman ayırmak, gerçekten ihtiyacı olduğunda elinden geleni yapmak ve en önemlisi mutlu yaşaması için hep desteklemektir.

Sevgi; destektir.

Sevgi; zaman ayırmaktır ama gerçekten zaman ayırmak. İnsanın en kıymetli hazinesi olan zamandan onun payını vermek, sevdiğinle gerçekten o vakti paylaşmaktır.

Bu durumda bunları insanın kendine çevirdiği bir hal vardır ve işte o kendini sevmektir. Kendinin iyi olmasını istemek, kendinle gerçekten ilgilenmek, iyi olmak için elinden geleni yapmak, mutlu olmak için irade kullanmaktır. Çünkü bunları her zaman önce irade kullanarak yaparsın ve zamanla sen o olursun.

Kendini sevmek; hep başkalarına verdiğini söylediğin değerin kendine dönmesi demektir. Dışarı verdiğini söylediğin değeri kendine verdiğinde, gerçekte senin için değer vermenin ne olduğunu anlarsın. Çünkü çoğu zaman herkesin “sana değer verdim” lafları da hep sahtedir, gerçek değer verme değildir.

Kendini sevmek; kendini hem ciddiye almak ve hem kendinle eğlenmek gibidir.

Kendini sevmek; şefkat duymak gibidir.

Ve kendini sevip, değer verdiğinin en önemli göstergesini bir gün rastgele aynaya bakarken görürsün ve anlarsın; hani istemsizce aynada gözlerini görünce bir dostu görmüş olmak gibi, o gözden bakana hayran olmak gibi bir haldir. Müthiş bir coşku verir.

Mesela bunu sık sık deneyebilirsiniz, sabah uyandığınızda, akşam yatarken ya da ne zaman olursa aynaya rastgele bakarken; saçınıza başınıza şekillere değil, o gözlerinizin içinden size bakanı görebilirseniz ve gördüğünüzün keyfini yaşarsanız, o her şeyiniz olanı görmekten mutlu olursanız, işte o gün gerçekten kendinizi seversiniz.

Yoksa lafta her gün 100 kere “kendimi seviyor, onaylıyorum” diyerek, sevemez, onaylayamazsınız. Bunun gerçekten ne olduğunu anlarsanız 🙂 onaylamak ne haddinize olur.

Bunu nasıl yaparsınız? Tüm bunlar bazılarında kendiliğinden olur ama çoğunlukla emekle o hale doğru gidilir çünkü bu bir haldir. Bunu yaşayınca zaten söze dökmenize gerek olmaz, o tavırlarınızdan yansır, size zarafet verir. Zarafet denilen şey, beden yapınızdan bağımsız bir durumdur. Bedenin şekli ne olursa olsun, sizden yansır. Zaten bedenler her şekilde güzeldir, iyidir, kusursuzdur, o emanetin en büyüğüdür.

Kendini sevmek, değer vermenin içinde; bedeninizin bakımını yapmak, ihtiyaçlarına duyarlı olmak vardır çünkü o emanettir. Ona iyi gıda verebilmek, iyi söz işitmesini sağlamak (içsel ve dışsal), mutlu olmasına destek olmak.

Dışsal olan; sizi aşağı çeken kişi ve sözlerden uzak durmak, en yakınınız bile olsa sizi değersizleştiren insanlara prim vermemek.

Gelelim içsel olan; kendinize iyi şeyler diyebilmek konusu, bu nasıl yapılır? İşte her şey buradan geçiyor. Dışsal bakımını iyi kötü herkes yapar da içsel bakım, içsel iyi söz, içsel enerji, pozitif enerji ayrımı nasıl olur? İşte bu emekle, iradeyle, zamanla olur. Hep denemek, pes etmemek, düşsen tekrar kalkmak gibi, ne zaman olacağını bilmeden devam etmek gibi, beklenti içine girmemek gibidir.

Sen kendine değer verdiğin için emek verirsin ve beklenti içine girmezsin, olursa olur ve olmaya başladığını hissedersin.

İnsanın lafta kendine; iyiyim, başarılıyım, güvendeyim, değerliyim demesi sahte değerdir. Başkalarına verdiğimizi söylediğimiz sahte değerler gibi. İçsel konuşma, teşvik bu değildir.

Zaten gerçekte hep olumlu düşünemeyiz, herkesi sevemeyiz, herkese değer vermek zorunda değiliz. İşte bu gerçektir. Yaratılış katında her yaratılan değerlidir ama biz insanız ve bütünden göremeyiz. Yani değer kriterlerimiz vardır ve bu doğrudur. Kendini seven, değer veren insan herkese sevgi pıtırcığı hiç değildir. Herkese gülmez, herkesle vakit geçirmez, bu değerini bildiğindendir.

İnsan, dünyanın yaratılışı gereği, iyi ve kötü dediğimiz her enerjiyi barındırır. Kötü dediğimiz şeyleri, yönleri bastırarak, görmeyerek yol alamayız. Mutsuz olduğumuz, acıdan geberdiğimiz, kıskandığımız, yerlerde süründüğümüz anlarımızda vardır. İşte gerçek olmak için emek burada başlar. Ve verilen emeğin enerji sisteminde mutlak bir karşılığı vardır. Hani “emeksiz yemek olmaz” misali.

Bir şeye canın sıkıldığında, kıskandığında, kırıldığında, alındığında, kızdığında vs vs duygularına duyarlı olmak ve onu yok sayıp bastırmak yerine, sadece bir soruyu kendine sormak; NEDEN BÖYLE HİSSEDİYORUM?

Bu soru kendini bilmek, tanımak, anlamak, sevmek, değer vermenin başlangıcıdır. Neden böyle hissediyorum, bu olan şey bende olan neyi etkiledi, hangi bilgi örüntülerini harekete geçirdi?

Bu soruyu sorup, zihni beklentisiz serbest salınıma bırakmak; yani TEFEKKÜR yani derin düşünce. Böyle başlamak.

İşte zamanla katman katman insan kendini anlamaya başlar. Ben ona kendini keşfetmek diyorum çünkü meraklı bir insanım, keşifleri seviyorum 🙂 Ve keşfin en büyüğü insanın kendinde yaptığıdır.

Dışarıda her zaman bir şeyler olur, yaşanır, biz ona müdahale edemeyiz ama içerisi bizim alanımızdır. Oradaki keşifler emek, sabır, irade, beklentisizlik ister. Ben şunu yaptım, şu olsun diyemezsin. Orda emek verirsin ve bırakırsın. Zaten gerçek emek daima karşılığını bulur. Bunu yaptığın zaman sahici olursun yani her zaman maske gibi bir mutluluk yüzüyle dolaşmazsın. Çünkü bazen gerçekten öfke göstermen, gerçekten tavır alman gereken durumlar vardır.

Hani bir kadın ermişin anlatıldığı çok bilinen bir mesel vardır. Sufi Rabia dışarıda bir şey arar, insanlar yardım etmek için ne aradığını sorar, o da iğnemi der. Bulmayı kolaylaştırmak için komşuları, nerede kaybettin der. Sufi kadın, evde kaybettim der. İnsanlar şaşırır, o zaman evde arayalım derler. Rabia, olmaz, ev karanlık der. İnsanlar anlamaz.

Çoğu insan sürekli bir şeyi arar ama ne aradığını bilemez. Ev karanlıktır çünkü içinde keşif yapmamışızdır, ev bizim içimiz, iç dünyamız, biz olandır. Günlük dikkatimiz sürekli dışarıda olduğu için, içerdeki duyguları, hisleri görmeyiz, kavga ederiz, bastırırız, gerçeği görmeyiz. Çünkü içerisi önce karanlık gelir, yıllarca birikmiş duygular, şeyler vardır ve oraya bakmak bizi önce korkutur. Kimse kendi öfkesini, kıskançlığını, ezikliğini, alınganlığını, değersizliğini görmek istemez ama mucize oradadır.

Kötü gördüğün duyguna, neden böyle hissettiğini sorup, beklentisiz bıraktığında, zamanla sende olanları görmeye başlarsın ve bu keşif gerçek pozitif enerjiyi başlatır. Hazineler çöplüklerdedir. Onu görünce kendi değerini adım adım veya birden anlarsın, kendini adım adım veya birden seversin.

Ve bir gün aynada gördüğün gözden yansıyan enerjiyi hissedince, dostu görmüş olursun, tatlı bir mutluluk başlar.

Bazılarında, çok az insanda sanırım bu birden olur ve onlara ermiş denir, bu yüz binde birdir, aydınlanma denilen hal.

Çoğu zaman ise, bende böyledir; emek harcarsın, sen olan’ı tanımaya çalışırsın, neden böyle hissettiğine duyarlı olursun ve bir gün aynadaki gözüne cesurca mutlulukla şefkatle bakarsın. Haa tabi bunu her zaman yapamazsın 🙂 ama olsun, olduğu zaman lezzetli bir durumdur. Zaten zamanla bu artar, çoğalır ve aynaya bakıp görmene gerek olmaz, o senden yansır, tavırlarında, harcadığın zamanda, birlikte geçirdiğin insanlarda yani kendine değer verişinde kendini gösterir. Sahte sevgi değer mutluluk değildir o, gerçek bir haldir, samimi ve masumdur. Zorlayamazsın, oluru varsa olur ama emek harcarsan olur.

limon_cicegi