Bir- İki- Üç…

İşe sadece şunu anlamakla başlayın; bir yaratıcı varsa veya inandığınız bir şey; o neden sizin mutsuz olmanızı istesin?

Mesela bir anne veya baba, çocuğunu mutsuz etmek ister mi?

Buradan devamla; ‘dünyada mutsuzluk, acı daha fazla’ diyorsanız, ki görünüşte doğrudur ama bu yaratılışı hiçe saydığımızdan olabilir mi? Bir düşünün..

Hani kadimler, bilgeler hep derler ya, “dünyada rahmani işler, şeytani işler var” diye. Konuyu buradan anla.

Bu arada bu kadim bilgiler der ki, ” dünyanın yasası ikilik- dualite” yani sistem ister istemez böyle (iyi- kötü, dert- derman, acı- keyif vs vs).

Yani dünyada rahmani veya şeytani işler var. Bunun adına pozitif- negatif, iyi- kötü de diyebilirsiniz, siz bilirsiniz. Her koşulda öncelikle, sistemin böyle işlediğini anlamamız gerekli, bu BİR.

Yine buradan devamla, dünyada hayatın devamlılığı döngüsel sistemle mümkündür. Mevsimler döner durur, insan gençken yaşlı olur, durumu iyi iken kötü olur, kötüyken iyi olur, severken nefret eder, nefretten sevgi çıkabilir  vs vs. Yani yaşamının sürmesi, bu döngüsel sistemin ürettiği enerji ile mümkün olur. Çünkü döngüdeki zıtlıklar, yaşamın devamını sağlayan enerjiyi üretir. Sürekli bir çekişme olmasa, her şey rehavet içinde olur, yani her şey döngüsel, bu İKİ.

Bu durumda hep mükemmel iyilikte olamayacağını anla çünkü her şey döner değişir. Mükemmel evlilik, mükemmel insan, mükemmel sağlık, dostluk, sevgi, iş, başarı vs vs, şu andaki dünya düzeninde olamaz, bu ÜÇ.

Hep bezgin, mutsuz, dertli olamayacağın gibi, hep mutlu da olamazsın, ama…

Mutsuzluğun yerine inancından gelen bir güveni- imanı koyabilirsin. En başta dediğim konu, bir anne baba nasıl çocuğunun mutsuz olmasını istemezse, yaratıcıda daima bizim iyi olmamızı ister ve bunu oluşturmayı bize bırakır, yasa böyle. Yani bu durumda bir İYİ HİSSETME HALİ var ve bu alt zeminde tutulabilir.

İnsan arada diğer tarafa kaysa da ki bu doğal, istiyorsa yine toparlamalı çünkü bu gücü var. Yani İRADE. İnsana verilen irade kullandıkça güçlenir, başta bazı şeyler zor gibi gelse de zamanla kendiliğindendir.

Diğer tarafa çok kayıyorsan şuna dikkat et; ağır kısmımıza, bedenselliğe, şeytani yana, negatifliğe fazla kapılıyor olabilir misin, sadece o yana mı yaslanıyorsun, dayanağın- meylin o mu, gücünü oraya mı veriyorsun? (Dikkat et, gücü olan sensin aslında, ona gücünü veriyor, sonra da ona dayanıyorsun). Eğer bunu istiyorsan devam ama istemiyorsan; dur ve düşün, neye hizmet ediyorsun, neden?

Bunu anladığında ve eğer her gün biraz daha iyi olmayı istiyorsan, her an iraden ve inancınla toparla.

Daha iyi olmak için bunu istemen gerekli.

Ve iyiliği gün içinde hep sabit bir değerde sanma, belli bir titreşim aralığında kal, gün içinde iyilik anları yaratmaya başlamanın yeterli olduğunu unutma.

Kolaylıkla, hoşnutlukla..

İnsan olmanın getirdiği neşeli bir hüzünle ❤

1-2-3

Mesajımı ilet..

Camı açtım, tatlı bir rüzgar esti, saçlarımı dağıtışı hoşuma gitti. Rüzgar azıcık sertti ama ona izin verdim, dolaşsın saçlarımda diye.

Sonra pencereyi hızla kapatmadan, rüzgara bir mesaj ilettim; “aynı beni mutlu ettiğin gibi, bugün gün içinde sevdiğime de git ve onu da dokunuşunla mutlu et ama o iyi hissettiği anda, kulağına beni fısıldamayı da unutma. 🙂

Pencereyi kapattıktan sonra camdan tekrar seslendim ona: “Şu anda iyi hissetmek isteyen herkesi mutlu et dokunuşunla ama hüzünlü kalplerin hiçbirini unutma.”