Bugün poyraz var, poyraz ters esen rüzgar. Yani ters yönden, şiddetli esip, uzun süredir sabitlenmiş, gerçeklik sanılan sanal görüntüleri, şeyleri değiştirebilecek bir rüzgar. O zaman poyraza bırakmak lazım bazen bir şeyleri, o yapması gerekeni zaten yapar. Hayatın tıkanık alanlarını poyrazın etkisine bırak. Essin bakalım, nereye gidecekse oraya kadar.
İnsan önemli..
Dünyada milyarlarca insan var, bunlardan belki binlercesiyle bir nedenle temasımız oluyor, işte, yolda, kasada, markette vs vs. Yüzlercesi ile de daha yakın iletişimimiz oluyor. Ve belki bir elin parmaklarını geçmeyecek insanla daha yakın iletişim içinde oluyoruz, bu kişiler bazen değişiyor. Ve birkaç insanla da daha kalbi bağımız oluyor.
Mesela bu neden böyledir, neden o milyarlarca insanın içinde, o birkaç insan, diğerleri değil? Tesadüf olamaz, rastgele değil, ruhun gelişiminin bilinçli seçimleri belli ki bunlar.
Yani düşününce, hayatımız anlamlı bir dokuma, bize öylesine gelen çok şey, anlamlı denk gelişler. İnsan rastgele dünyaya atılıp, öyle bırakılmış bir varlık değil, bunların bir anlamı olmalı, önemsiz olamaz.
İnsan, her detayı attığı her adımla dikkatlice dokunulmuş bir sistem içinde var. Yani yaptığın bir şey, ve sonra olan bir şey, anlaman gereken, öğrenmen gereken bir konu ve bunun için uygun bir senaryo, sonra tekrar değişen bir denklem, ve böylece devam eden bir döngü.
Sonsuzca devam ediyor muhtemelen, sonlu olamaz, çünkü var olan enerji, yok olamaz, sadece şekil ve mekan değiştirebilir. Yani senin beden sistemin görmüyor diye, başka var oluşlar, yok değil.
Neyse çok uzadı konu, netice yaşam anlamsız, varlığın önemsiz olamaz, anlamlı, önemlisin ve işte bu nedenle buradasın.
Geçiş süreleri..
Yıllar önce Osho’nun okuduğum kitaplarından birinde şöyle bir bilgi vardı, “İnsanın doğumu gibi, ölüme geçişinde de bir hazırlık dönemi vardır. 9 ayda doğan insanın, diğer tarafa gitme yolculuğunda, ruhen bedenen dünyadan ayrılmaya hazırlanma süresi yaklaşık 9 aydır, 6 aylık doğduysa geçiş süresi yaklaşık 6 aydır. Bu geçişi kişinin ruhu bilir, dışardan da hissedilebilir.”
Kitapta cümleler böyle değildi, bu zihnimde kalan düşüncesinin kelimeye döktüğüm hali. Bunun bilimsel doğruluğu olabilir mi bilmiyorum, böyle bir veri, çalışma duymadım ama bana hep ilginç bir bilgi gibi geldi bu fikir.
Neyse konuya geleyim, bende bu ara aynı sürenin yaşanan derin acılar için geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani derin, beklemediğiniz bir acıdan geçerken, şifalanmanın bir süresi var, mesela 6 aylık doğduysanız, acıdan da 6 ayda geçersiniz, 9 aylık doğduysanız acınızın bilgiye, hikmete dönüşmesi yaklaşık 9 ay olabilir. Osho gibi, yani bilimsel değil, hissiyat olarak böyle olabilir diyorum. Önemli bir tecrübeden geçerken, zaman lazım, o zamanın sonrası yeniden doğum gibi ve bir süresi var. Ruhu bedeni etkileyen derin acıdan geçerken, ölüm gibi, hastalık gibi, ayrılık gibi, aldatılmak, terk edilmek, boşanmak vs. gibi, iki seçenek var, ya o acı sonunda seni dibe çekecek ya da yeni bir bilince doğmak için olgunlaştıracak. Burada seçim insanın, acıdan kaçmayıp, dibine kadar yanıp, sonra çıkmayı bilin ki, o derin ruh acısı boşa yaşanmamış olsun. Tabi diğer bir seçenek, her yaşananın dünyanın illüzyonu, deneyimi olduğunu bilecek olgunlukta olup, sabırla, tevekkülle içinden geçmek, bunu yapabilirsek ne mutlu.
İzin ver..
Bu defa kontrol etme, akışına bırak, olanın olmasına izin ver, sen çekil ve olan olsun.
Kalbin gözüyle sevmek..
Burada mesele iyinin içindeki kötüyü bilip, bunun bilincinde olup, şuurlu bir tercihle iyi olmayı seçmek, yapabileceğimiz bu.
Yıllar önce çok değer verdiğim yoldaşım bir şeyler anlatırken, durup, birden şöyle demişti; “Yani hiç kimse göründüğü kadar masum değil.”
Sonra laf devam etmişti ama ben, “kimse masum değil,” sözünden çok etkilenmiştim, gözümü kendime çevirip düşünmüştüm, ben masum değil miyim?
Neyse sonra, evet hepimizin masum olmadığımız yönlerimiz olduğunu anladım ama dediğim gibi, amaç bilinçli olarak masumiyete yaklaşmak, iyilikten yana seçim yani.
Ve bugün demek istediğim asıl cümle şu, hiç kimse masum değil, iyinin içinde kötü de var ama sevdiğimiz insanlara, kalbin gözüyle bakmak da var. Yani bazı şeyleri görsen de bilsen de yaşasan da, kalbin kıymet verdiklerine, ki sayısı azdır, her zaman kalp gözüyle bakmak, o insanların kıymetini bilip varlıklarını onurlandırmak, bunlar önemli meziyetler. Ve insan işte o zaman insan, yani kalbin gözüyle sevgiyi bilince taşımak.
Sadece bırak…
İnsanın çabasız kalması gereken dönemler vardır. Eğer bir konuda çok mücadele ettiysen, çabasızlık zamanı gelmiştir. O noktada artık mücadele etme, hem etrafınla, hem kendinle mücadele etme. O nokta artık sonuç ne olursa olsun kabul zamanıdır, fark etmez, ne olursa olsun, her şeye eyvallah deme zamanı. Konu burada senin için bitip, evrene, yaradılışa bırakılmalı, yani senden büyük güce, ne dersen o olsun deme zamanıdır. Böyle bir dönemdeysen artık tamamen bırak, konu senden çıksın. Basitçe, bahane bulmadan, rasyonalize etmeden, sadece bırak.
Benden bana..
İşin aslı kırıldığın, incindiğin, canının yandığı her noktada yapman gereken, sadece kendine dönmek, ruhunda acıyan yerlere, yarana bakmak. Evet kolay değil, evet bir günde hemen “oldu oldu, 777 vs” diyenler gibi hiç değil, yaranı deştikçe kanayacak, yani kalbin ağrıyacak, gözlerin yaş dolacak, evet kolay değil ama şifanın yolu sadece kendinden kendine, başka yolu yok. Yani o dışarda olduğunu sanıp, içini yaralayanlara, kendinde bakmalısın, neden bu yara oldu, bundan ne anlamalısın vs vs, içine, ruhuna soracağın soru çok, kendinle çalışmayı göze alırsan tabi. Ve yol belki de bütün ömür, böyle, bu şekilde kendini arındırman, anlaman, şifalanman ile dolacak, yani keşifler ve senden sana ruhunla aranda, başka aracı yok arada. Hayat belki de sadece bu, yani can acıtanların, seni şifalandırmak için olduğunu anlaman, onlar sadece buna vesile, yani sana hizmet etmek için varlar, böyle bakarsan. Ve bu vesilenin hizmetini görürsen, o zaman huzurdasın, huzurundasın. Hayat böyle, belki de daha iyiye gitmek için, güzellikleri görebilmek ve düştüğün yerlerde, bunu gelişmen için aldığın hizmet olarak görmek, ve sonra huzur. Başkası yok, senin dünyanda sadece sen varsın.
Bırakmak..
Bırakmak aktif bir eylem, bunu anladığınızda bırakabiliyorsunuz. Ve süresiz, bunu fark ettiğinizde yapabiliyorsunuz.
Bırakmak istediğiniz şeyleri düşünün, aktif eylem olduğu için enerji harcamanız gerekli, buna hazır mısınız? Ve süresiz, buna tamam der misiniz? Hazırsanız bırakın.
Yazın Buralarda Leylekler Olur.
Denge..
1.Direnç gösterme, kabul et,
2.Kontrol etme, akışa bırak,
3.Beklentide olmadan, iste,
4.Bulanık olma, net ol,
5.Kalbini ve aklını dengele,
Belki de yaşanılan olayların şifası bunlarda saklı, önce olanı kabul et, sonra akışa bırak, iste ve beklentide olma, bulanık olma, net ol, kalp ile aklı dengele.
