Geçiş süreleri..

Yıllar önce Osho’nun okuduğum kitaplarından birinde şöyle bir bilgi vardı, “İnsanın doğumu gibi, ölüme geçişinde de bir hazırlık dönemi vardır. 9 ayda doğan insanın, diğer tarafa gitme yolculuğunda, ruhen bedenen dünyadan ayrılmaya hazırlanma süresi yaklaşık 9 aydır, 6 aylık doğduysa geçiş süresi yaklaşık 6 aydır. Bu geçişi kişinin ruhu bilir, dışardan da hissedilebilir.”

Kitapta cümleler böyle değildi, bu zihnimde kalan düşüncesinin kelimeye döktüğüm hali. Bunun bilimsel doğruluğu olabilir mi bilmiyorum, böyle bir veri, çalışma duymadım ama bana hep ilginç bir bilgi gibi geldi bu fikir.

Neyse konuya geleyim, bende bu ara aynı sürenin yaşanan derin acılar için geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani derin, beklemediğiniz bir acıdan geçerken, şifalanmanın bir süresi var, mesela 6 aylık doğduysanız, acıdan da 6 ayda geçersiniz, 9 aylık doğduysanız acınızın bilgiye, hikmete dönüşmesi yaklaşık 9 ay olabilir. Osho gibi, yani bilimsel değil, hissiyat olarak böyle olabilir diyorum. Önemli bir tecrübeden geçerken, zaman lazım, o zamanın sonrası yeniden doğum gibi ve bir süresi var. Ruhu bedeni etkileyen derin acıdan geçerken, ölüm gibi, hastalık gibi, ayrılık gibi, aldatılmak, terk edilmek, boşanmak vs. gibi, iki seçenek var, ya o acı sonunda seni dibe çekecek ya da yeni bir bilince doğmak için olgunlaştıracak. Burada seçim insanın, acıdan kaçmayıp, dibine kadar yanıp, sonra çıkmayı bilin ki, o derin ruh acısı boşa yaşanmamış olsun. Tabi diğer bir seçenek, her yaşananın dünyanın illüzyonu, deneyimi olduğunu bilecek olgunlukta olup, sabırla, tevekkülle içinden geçmek, bunu yapabilirsek ne mutlu.

Kalbin gözüyle sevmek..

Çünkü insan kusurlu. Yaradılışı böyle, iyi ve kötünün, ying yangın, melek şeytanın karışımı, insanın durumu bu. Zaten öyle olmasa dünyada işi ne? Tabi rehber varlıklar dışında.

Burada mesele iyinin içindeki kötüyü bilip, bunun bilincinde olup, şuurlu bir tercihle iyi olmayı seçmek, yapabileceğimiz bu.

Yıllar önce çok değer verdiğim yoldaşım bir şeyler anlatırken, durup, birden şöyle demişti; “Yani hiç kimse göründüğü kadar masum değil.”

Sonra laf devam etmişti ama ben, “kimse masum değil,” sözünden çok etkilenmiştim, gözümü kendime çevirip düşünmüştüm, ben masum değil miyim?

Neyse sonra, evet hepimizin masum olmadığımız yönlerimiz olduğunu anladım ama dediğim gibi, amaç bilinçli olarak masumiyete yaklaşmak, iyilikten yana seçim yani.

Ve bugün demek istediğim asıl cümle şu, hiç kimse masum değil, iyinin içinde kötü de var ama sevdiğimiz insanlara, kalbin gözüyle bakmak da var. Yani bazı şeyleri görsen de bilsen de yaşasan da, kalbin kıymet verdiklerine, ki sayısı azdır, her zaman kalp gözüyle bakmak, o insanların kıymetini bilip varlıklarını onurlandırmak, bunlar önemli meziyetler. Ve insan işte o zaman insan, yani kalbin gözüyle sevgiyi bilince taşımak.

Sadece bırak…

İnsanın çabasız kalması gereken dönemler vardır. Eğer bir konuda çok mücadele ettiysen, çabasızlık zamanı gelmiştir. O noktada artık mücadele etme, hem etrafınla, hem kendinle mücadele etme. O nokta artık sonuç ne olursa olsun kabul zamanıdır, fark etmez, ne olursa olsun, her şeye eyvallah deme zamanı. Konu burada senin için bitip, evrene, yaradılışa bırakılmalı, yani senden büyük güce, ne dersen o olsun deme zamanıdır. Böyle bir dönemdeysen artık tamamen bırak, konu senden çıksın. Basitçe, bahane bulmadan, rasyonalize etmeden, sadece bırak.

Benden bana..

İşin aslı kırıldığın, incindiğin, canının yandığı her noktada yapman gereken, sadece kendine dönmek, ruhunda acıyan yerlere, yarana bakmak. Evet kolay değil, evet bir günde hemen “oldu oldu, 777 vs” diyenler gibi hiç değil, yaranı deştikçe kanayacak, yani kalbin ağrıyacak, gözlerin yaş dolacak, evet kolay değil ama şifanın yolu sadece kendinden kendine, başka yolu yok. Yani o dışarda olduğunu sanıp, içini yaralayanlara, kendinde bakmalısın, neden bu yara oldu, bundan ne anlamalısın vs vs, içine, ruhuna soracağın soru çok, kendinle çalışmayı göze alırsan tabi. Ve yol belki de bütün ömür, böyle, bu şekilde kendini arındırman, anlaman, şifalanman ile dolacak, yani keşifler ve senden sana ruhunla aranda, başka aracı yok arada. Hayat belki de sadece bu, yani can acıtanların, seni şifalandırmak için olduğunu anlaman, onlar sadece buna vesile, yani sana hizmet etmek için varlar, böyle bakarsan. Ve bu vesilenin hizmetini görürsen, o zaman huzurdasın, huzurundasın. Hayat böyle, belki de daha iyiye gitmek için, güzellikleri görebilmek ve düştüğün yerlerde, bunu gelişmen için aldığın hizmet olarak görmek, ve sonra huzur. Başkası yok, senin dünyanda sadece sen varsın.

Bırakmak..

Bırakmak aktif bir eylem, bunu anladığınızda bırakabiliyorsunuz. Ve süresiz, bunu fark ettiğinizde yapabiliyorsunuz.
Bırakmak istediğiniz şeyleri düşünün, aktif eylem olduğu için enerji harcamanız gerekli, buna hazır mısınız? Ve süresiz, buna tamam der misiniz? Hazırsanız bırakın.

Denge..

1.Direnç gösterme, kabul et,
2.Kontrol etme, akışa bırak,
3.Beklentide olmadan, iste,
4.Bulanık olma, net ol,
5.Kalbini ve aklını dengele,

Belki de yaşanılan olayların şifası bunlarda saklı, önce olanı kabul et, sonra akışa bırak, iste ve beklentide olma, bulanık olma, net ol, kalp ile aklı dengele.

Kabul etmek..

İşin aslı insana en büyük zarar, yaşadığı bir olay konusunda verdiği direnç. Olana ne kadar direnirsen, o kadar zarardasın, bunu bil. Bu durumda insana düşen, önce ne olduysa olanı kabulde olmak. Sonrası ise, bunu şu anda bende bilmiyorum, göreceğim zaman içinde. Ve şu an sadece kabulün varlığını içime göstermekle görevliyim. Sonrası sonra, bilmiyorum. Öğrenirsem söyleyeceğim.

İçinize sorun..

İstemediğiniz bir durumla karşılaştığınızda, “ama o senin aynan, içindeki bir şeyi yansıttığı için karşına çıkıyor” diyen bir grup var, sakın inanmayın onlara. Siz kendinizi biliyorsanız, dışarıdaki her olumsuz olayda, benim aynam demeyin çünkü dünyada kötülük var, denk gelmiş olabilirsiniz, sizinle ilgisi yok, aynanız falan değiller, bazıları sadece kötüler, onların yansımasını kendinizde aramayın. Bu tür durumlarla karşılaştığınızda kendinize sadece şunu sorun, buradan öğrenmeniz gereken nedir, neyi anlamanız için o durum karşınıza çıktı, bunları sorun, cevabınız gelecektir. Yani sufi Rabia meseli gibi, kaybolan iğneyi dışarıda aramayın, dışardaki kötülük benden mi yansıdı, hak mı ettim bunu demeyin. Siz öyle değilsiniz, sadece bazıları gerçekten kötü. Yaşadığınız olayın neyi öğrenmeniz için olduğuna bakın.