Öyle zamanlar..

Adam: Yani her şey yolunda mı?
Kadın: Her şey yolunda olur mu hiç? Eksikler hep var ama canım öyle istediği için her şey yolunda.
Dünyanın halini görüyorsun, saplantılı ruhlar, şekillere takılanlar, merhametsiz vicdansızlar, hayvanları, kadınları, erkekleri aşağılayan, insanı insan olarak görmeyen, can taşıyanı bilmeyen kifayetsizler var her yanda, ruhsuz suretler. Ve yine de her şeye rağmen canım öyle istediği için her şey yolunda.

Boş işler..

Günler birileriyle didişerek, herkesin dediğine karşı cevap vererek geçiyor. Oysa ne gerek var? Anlamsız, karmaşık şeyler. İnsan neden enerjisini birinin dediğine karşı çıkarak tüketir ki? Boş işler bunlar, gereksiz şeyler. Onlara direnirken, geçen hayat ve harcanan yaşam enerjin. Sana verilen enerjiyi böyle heba etmenin ne faydası var?

Karar..

O kadar çok insan hakkında laf söylüyor ki, sen yoksun ortada, dağılmışsın, sıkışmışsın bir kapana. Laf söylüyorlar çünkü kölesin, köleliğin seni onaylamalarına. Her söyleneni yaparsan onaylanırsın. Ve kölesin aynı zamanda. Cesaretin varsa bırak onaylamasınlar, mantıksız bulsunlar, konuşsunlar ve sen duyma. İşte bu cesaretle olur, o zaman ruhun özgür olur. Ve tabi ki karar senin daima; ya köle ya da özgür ruh.

Su bidonu..

Geçen yazın çok sıcak günlerinde, günlerce susuz kalmış bir bahçenin verandasında irili ufaklı saksılara dikilmiş çiçekler gördüm. Neredeyse hepsi susuzluktan ölmek üzereydi. Ve birden büyük saksıların hemen yanı başında duran, muhtemelen 40- 50 litrelik büyük su bidonunu fark ettim, bidon su doluydu ama çiçekler suya hasretti. Bir an saksıdaki çiçeklere ve su dolu bidona baktım. O su çiçekleri günlerce idare edebilirdi ama bu olmamıştı. Neden? Su orada bidonda dolu duruyor, çiçekler orada saksıda kuruyor ve yan yana ama birbirinin ihtiyacını karşılayamıyor. İşte hayat çoğu zaman bunun gibi. Sende pek çok bilgi, birikim veya tecrübe dursa da ne fayda, kime faydası var onun? Bir şeye destek olmadıkça, birine fayda sağlamadıkça, çöp hepsi bellediklerinin, senden birilerine, bir şeylere akmadıysa.

Hayat da böyle, öğren, tecrübe et, dene, çabala ve paylaş, yoksa hepsi çöp bildiklerinin. Neden böyle? Çünkü o yukarıda bahsettiğim verandadaki çiçekleri sonraki birkaç gün yoğunca sulayınca onlar yavaş yavaş toparlandı, canlandı, can buldu. Ve günler sonra baktım, bidondaki suyun o tıka basa doluluğu azaldı, sarardı, bozardı. Bidondaki su yazın kavurucu sıcağında kimseye bir faydası dokunmadan buharlaşarak yok olmuştu. Aynen hayat gibi, ibretlik bir anı; sende olanı paylaşıp, birilerine bir şeylere fayda sağlamadıktan sonra ne anlamı var sana verilenin? İster bilgin, ister görgün, yeteneklerin, tecrübelerin ya da güzelliğin, başka bir canlıya faydasızsa, yani susuz çiçeklerin yanı başında durup, onları kurumaktan kurtaramadıktan sonra, işte aynı o bidondaki su gibi çürüyüp, kimseye dokunmadan yok olmaya mahkumdur. O yüzden sende olanı gör, kıymetini bil ve paylaş onu olmayanla. Belki bilgin, belki görgün, belki gülüşün ama paylaş ne varsa. O içi dolu koca bidon gibi, kendini kimseye açmadan yaşama.

Ayrı..

Mesela kalbini temiz tutunca şunu fark edersin; kimse senin rakibin değil, aynı işi, şeyi yapsa da herkesin yolu, kısmeti, nasibi ayrı. Ve ne sen onun elindekini alabilirsin ne de o seninkini, vermek istemedikten sonra. Yani korkma, kimse engel değildir sana, sen engel olmaktan sonra. Kimseyi kopyalama, kıskanma, imrenme, o kimselerin de senin de yolun ayrı. Sadece yaptığını kendin gibi yap, özenli yap, severek yap, gerisini sorguya kapat.

Derin bir yalnızlık hissi..

Böyle hissettiğinde, kalabalık içindeki yalnızlıkta veya tek başına yalnızlıkta, şunu hep hatırla; insan bir umman, içeride bilmediğin alemler var, yalnız olamazsın bu koşulda. Mesela düşünsene, bir karaciğer hücresi, tek, yalnız hissediyor. Ve diyor ki; derin bir yalnızlık hissi..

Derin bir yalnızlık hissi, yalan bir his bu, inanma ona. Bunu hissettiğinde, dur ve önce bir bak kendine, neden bu his? Bu var çünkü hep birileriyle olman gerektiğini söylemiştir aile, eş dost arkadaş ve sen de inanmışsındır buna. Oysa o hücre bütün bir karaciğerin içinde. Ve düşün mesela, organ karaciğer diyor ki; derin bir yalnızlık hissi.. Oysa pek çok organ var etrafında. Ve tekrar o tek hücreyi düşün, mümkün mü yalnız olması? O küçük hücrenin içinde bir alem gizli, stoplazması mitokondrisi çekirdeği zarı vs vs. Ve belki de o hücrenin çekirdeği de şöyle diyor olabilir; derin bir yalnızlık hissi.. Tuhaf değil mi?

Ve o tek hücrenin içindeki her organelin içinde de alemler gizli, ve o organellerin içinde de mesela elementler gizli. Bir düşünsene tek bir karaciğer hücresinin içindeki hücre zarındaki magnezyum elementi şöyle diyor; derin bir yalnızlık hissi.. Ve o elementin içinde de enerji, proton nötron, elektron vs.. Ve mesela düşünsene, elektron diyor ki; derin bir yalnızlık hissi.. Ve elektron bir alemde yok, var olan sadece enerji. Ve enerji bile alemde yok, var olan sadece hareket, devinim. Ve kim bilir ne ötesi? 

O zaman tekrar düşün, tek bir organdan tek hücrede bu kadar çok alemler varken, nasıl yalnız olabilirsin? Mümkün değil, koca bir alem sana bu hissi veriyor ki, derin bir yalnızlık hissi, bunu hisset ve dışarıdaki dikkatini içeri kendine ver. Ve o zaman anla, yalnız değilsin, hiç olmadın, hep desteklisin, hep berabersin, o yüzden korkma, üzülme. Her şey sensin, hiçbir şey sen değilsin, her şeydesin ve değilsin. Diğeri sadece insanların sana verdiği anlamsız his, yalan o, yalnız değilsin. Sen bir salınımsın, sen bir enerjisin, sen o koca alemdeki bir hisler bütünüsün.

Uygur tıbbı..

Baharın yakın olduğu bu dönem ve bahar ayları limonlu suyun bedene en yararlı olduğu zamandır. Bahar aylarına girerken ağaçlar canlanmaya başlar, Uygur tıbbında karaciğer ve safra ağaç elementinin organlarıdır. Karaciğer, safraya ekşi tatlar iyi gelir, besler, güçlendirir. Bu durumda limonlu suyun bedene en çok şifa verdiği dönem bahar aylarıdır.🌱🌳