Doğru sorular..

Son yıllarda new age akımların ürettiği birkaç cümle var ara ara kulağıma çalınan, üzerinde durmuyorum ama bir şekilde içimi rahatsız ediyordu. Bugün onlar üzerine düşündüm. Biri “Bundan daha iyi nasıl olur?” diğeri “Başka neler mümkün?” İlk bakışta ufuk açıcı, eğlenceli, merak uyandıran iki cümle gibi ama gerçekten öyle mi?

Başlayalım düşünmeye: “Bundan daha iyi nasıl olur, başka neler mümkün?” Yani bir durumun, bir halin içindesiniz, belki iyi belki kötü hissettiren, eğer iyi ise o halin devamını istediğiniz için -daha iyisini- soruyorsunuz, yani bu iyi ama daha iyisi ne? Ya da durum sıkıntılı ve -daha iyisi ne, başka neler mümkün? Diye soruyorsunuz. Sizin kulağınıza da tuhaf gelmiyor mu?

Yine düşünelim, durum iyi ise, size iyi bir şey verilmiş, onun tadını çıkarıp, o hali hissedip, deneyimlerken, keşfetmek, tadına bakmak varken, siz o halin içinde -bu iyi ama evren bana daha iyisini gönder, göster, ver diyorsunuz. Tuhaf bir halle söylenmiş bir cümle, zamanın insanının tuhaf halleri. Yani sende bir şey var, onun tadını alıp, evrene, tanrıya, yani neye inanıyorsanız, memnuniyetinizi gösterip, keyfini çıkarmak varken, -daha iyisi ne? Diye sormak, işte bu zamane insanının tatminsiz, hep bir sonrakine koşmak isteyip yaşadığı anı kaçırmasını teşvik eden cümleler. Bu akımlar ha bire -An içinde olmak, anda olmaktan bahseder ama o hal yoktur üzerlerinde, hani aldığı kıyafetten memnun olmayıp, dolap dolup taştığı halde, kıyafetim yok diyenlerin ruh hali gibi ya da bu adamla- kadınla birlikteyim ama daha iyisi ne diye etrafta göz gezdirenler gibi, tuhaf hal işte, tatminsiz ruh hali.

Haa bir de bu cümlelerin o an göremediğimiz sonsuz olasılıkları fark etmek için kullanıldığını düşünsek diyelim ama bunun yolu da bu değil. İyi bir durumdaysak bunun değerini bilirsek gerekirse daha iyisi gelir, eğer durum istemediğimiz bir şeyse, yine düşünmemiz gerekir, şu an nasıl bir durumdayım, neyim, kimim, neden böyleyim, neden bunları yaşıyorum? Yani düşünmek gerekir, almamız gereken bir ders varsa, durumun hikmeti neyse onu görmeye odaklanmak ve tekrar daha iyi hale gelmek için bilinçli, iradi çaba göstermek, yani emek vermek, gayret etmek gerekir. Yaşanılan durumun hikmet halini görmeden- çünkü mutlaka vardır bir hikmeti- daha iyisini ver, başka neler mümkün- demek, size de tuhaf gelmiyor mu?

Ufuk açmak için gibi görünen ama modern çağın yalanlarından iki cümle. Biliyorum çok kullananı var, herkesin kendi tercihi, bu kolaylık, emeksizlik. Oysa sana akıl, fikir verilmiş, işin içinden çıkmak için emek ver, gerisini hayat, evren, tanrı halleder zaten.

Hesap sorma, bak hikmetine ve geliştir elinden geldiğince kendini, hayatını. Doğru sorular sor, doğru cevaplar gelir ama önemli nokta, soru kendi sorun olsun, orijinal, içinden gelen soru olsun. Yoksa ezberleyip aynı birkaç cümleyi soru diye sorma, yani gerçek özüne, kendine yolculuk etmek niyetindeysen, düşüncem bu; kendi sorularını sor hayata, o zaman özgün cevaplar gelir sana.

Boş işler..

Günler birileriyle didişerek, herkesin dediğine karşı cevap vererek geçiyor. Oysa ne gerek var? Anlamsız, karmaşık şeyler. İnsan neden enerjisini birinin dediğine karşı çıkarak tüketir ki? Boş işler bunlar, gereksiz şeyler. Onlara direnirken, geçen hayat ve harcanan yaşam enerjin. Sana verilen enerjiyi böyle heba etmenin ne faydası var?

Karar..

O kadar çok insan hakkında laf söylüyor ki, sen yoksun ortada, dağılmışsın, sıkışmışsın bir kapana. Laf söylüyorlar çünkü kölesin, köleliğin seni onaylamalarına. Her söyleneni yaparsan onaylanırsın. Ve kölesin aynı zamanda. Cesaretin varsa bırak onaylamasınlar, mantıksız bulsunlar, konuşsunlar ve sen duyma. İşte bu cesaretle olur, o zaman ruhun özgür olur. Ve tabi ki karar senin daima; ya köle ya da özgür ruh.

Su bidonu..

Geçen yazın çok sıcak günlerinde, günlerce susuz kalmış bir bahçenin verandasında irili ufaklı saksılara dikilmiş çiçekler gördüm. Neredeyse hepsi susuzluktan ölmek üzereydi. Ve birden büyük saksıların hemen yanı başında duran, muhtemelen 40- 50 litrelik büyük su bidonunu fark ettim, bidon su doluydu ama çiçekler suya hasretti. Bir an saksıdaki çiçeklere ve su dolu bidona baktım. O su çiçekleri günlerce idare edebilirdi ama bu olmamıştı. Neden? Su orada bidonda dolu duruyor, çiçekler orada saksıda kuruyor ve yan yana ama birbirinin ihtiyacını karşılayamıyor. İşte hayat çoğu zaman bunun gibi. Sende pek çok bilgi, birikim veya tecrübe dursa da ne fayda, kime faydası var onun? Bir şeye destek olmadıkça, birine fayda sağlamadıkça, çöp hepsi bellediklerinin, senden birilerine, bir şeylere akmadıysa.

Hayat da böyle, öğren, tecrübe et, dene, çabala ve paylaş, yoksa hepsi çöp bildiklerinin. Neden böyle? Çünkü o yukarıda bahsettiğim verandadaki çiçekleri sonraki birkaç gün yoğunca sulayınca onlar yavaş yavaş toparlandı, canlandı, can buldu. Ve günler sonra baktım, bidondaki suyun o tıka basa doluluğu azaldı, sarardı, bozardı. Bidondaki su yazın kavurucu sıcağında kimseye bir faydası dokunmadan buharlaşarak yok olmuştu. Aynen hayat gibi, ibretlik bir anı; sende olanı paylaşıp, birilerine bir şeylere fayda sağlamadıktan sonra ne anlamı var sana verilenin? İster bilgin, ister görgün, yeteneklerin, tecrübelerin ya da güzelliğin, başka bir canlıya faydasızsa, yani susuz çiçeklerin yanı başında durup, onları kurumaktan kurtaramadıktan sonra, işte aynı o bidondaki su gibi çürüyüp, kimseye dokunmadan yok olmaya mahkumdur. O yüzden sende olanı gör, kıymetini bil ve paylaş onu olmayanla. Belki bilgin, belki görgün, belki gülüşün ama paylaş ne varsa. O içi dolu koca bidon gibi, kendini kimseye açmadan yaşama.

Ayrı..

Mesela kalbini temiz tutunca şunu fark edersin; kimse senin rakibin değil, aynı işi, şeyi yapsa da herkesin yolu, kısmeti, nasibi ayrı. Ve ne sen onun elindekini alabilirsin ne de o seninkini, vermek istemedikten sonra. Yani korkma, kimse engel değildir sana, sen engel olmaktan sonra. Kimseyi kopyalama, kıskanma, imrenme, o kimselerin de senin de yolun ayrı. Sadece yaptığını kendin gibi yap, özenli yap, severek yap, gerisini sorguya kapat.

Uygur tıbbı..

Baharın yakın olduğu bu dönem ve bahar ayları limonlu suyun bedene en yararlı olduğu zamandır. Bahar aylarına girerken ağaçlar canlanmaya başlar, Uygur tıbbında karaciğer ve safra ağaç elementinin organlarıdır. Karaciğer, safraya ekşi tatlar iyi gelir, besler, güçlendirir. Bu durumda limonlu suyun bedene en çok şifa verdiği dönem bahar aylarıdır.🌱🌳