Bağırsaklar..

İnsanların hayatında sürekli bir şeyler olur, bazısı iyidir, bazısı zor gelir. O zor gelenleri, yaşadıktan sonra bir türlü bırakamayız.

Bedende olay ne kadar şiddetli olursa olsun yaşanır ve biter ama zihin onu bırakmaz. Düşünür durur, tekrar karıştırır, tekrar çözer.

Her zaman yaşanan olayın bir bilgisi, mesajı vardır, onu anlayıp, sindirmemiz gerekir.

Sindirimde bağırsaklar gelen gıdayı sırayla kendinden geçirir, onunla hemhal olur, gerekli kısmını hücrelere alır, gerekmezse ‘sen posasın, işime yaramazsın’ der ve bırakır. Beden için her şey normalde nettir. Gelene bakar, işime yarar ya da yaramaz der, yani karar verir ve uygular.

Aynı şey enerji beden içinde geçerlidir. Olay geldi, yaşandı, düşündük taşındık, o anki aklımızın erdiği kadarıyla bir karar verdik, hoşumuza gittiyse güzel anılara kaydettik, değilse o bir posadır.

Yenilen gıdanın posası atılmazsa, bir müddet sonra bedeni zehirler, işe yaramayanın oradan uzaklaştırılması gerekir. Sağlıklı beden bunu doğalca yapar.

Aynısını olayların duygusu içinde yapmak gerekir, yani ‘sağlıklı beden için sağlıklı zihin’ gerekir. Sağlıklı zihin, işe yaramayan duygusal posalara doğalca yol verir. Zehirli düşünceler zaman içinde atılamazsa, bağırsaklarda sorun çıkarır.

O bağırsak sorununun adı, bazen basit bir kabızlık, bazen ülseratif kolit, crohn, bazen tümör, polip vs olur. Adları, sıkıntıları değişse de asıl konu aynıdır; geçmiş bırakılamamaktadır, atıklar birikmiştir, bedende zehir vardır.

Aslında yapılacaklar bellidir, sadece bunu öğrenmek için emek vermekten vazgeçmemek gerekir.

1-Öncelikle, konunun değerlendirmesini yap ve bir karar ver.

2-Unutma bu karar o anki aklına göredir, belki bir yıl sonra uygun gelmeyebilir ama bunu sorun etme çünkü karar verdiğin an önemlidir. Orda ne karar verdiysen o an için doğrudur, başka türlü yapabilseydin yapardın zaten. Zihninin aldığı kararın o an için doğru karar olduğunu kabul et.

3-Karar verdikten sonra konuyu zihninde ha bire dolandırma.

4-Unutma, o an o kadar biliyordun, o kadar yaptın, o yüzden sonradan kendine kızma.

5-Konu her aklına gelişte (gelir çünkü) onu fark et ve peşinden gitme, sadece gelirse geldiğini gör, onu uzatma, yeni düşüncelerle büyütme. Tıpkı karanlık bir yağmur damlasının büyüdükçe koca bir bulut olması gibi, düşünerek büyütme.

6-Gelsin ama yeni yorumlar eklememeyi ciddiye al.

7-Zamanla onun aklına gelişi azalacak, yeter ki peşinden gitme, uzatma.

8-Ve şunu hiç unutma, herkes bir şeyler yaşar, konu farklı olabilir ama herkesin yaşadığı kendine göre ağırdır. Herkesin farklı konularda yaşadığı çıkmazlar mutlaka vardır, dışarıdan gördüğüne aldanma.

9-Yediklerinin posasını bağırsaktan nasıl atman gerekiyorsa, gereksiz duyguları da boşalt, at. Çünkü atık madde bedeni zehirler. Tıpkı zehirli düşünceler gibi.

10-Fiziksel olduğu kadar, duygusal posalara da yol ver, çekip gitsinler.

11-Çok düşünme, hatırlama, zihninde eleyip durma, o oldu bu oldu, şunlar bunu yaptı, bu yapılmadı, boş ver çok mu önemli?

12-Uzatma, sadece yaşadıklarından öğrendiğin varsa, paylaş ki bizde bilelim.

12-“Önce can, sonra canan”, önce iyi olmanın yolunu bul, sonra başkalarıyla uğraş.

13-Unutma; hiçbir şey canından kıymetli değil.

 

images (2)

“Maya, Rüzgar ve Ketu” romanının yazarı Dr. Aydek Sultan Özdemir: “Bu, içsel yolculuğa dair bir roman” — HABER KAHVESİ

Aylin Özdemir Erdemoğlu O, aslında bir tıp doktoru. Ankara’da bir devlet hastanesinin kan merkezinde hekim olarak görev yapıyor. Stresli ve yorucu meslek hayatı, farkında olmadan birçok meslektaşı gibi, onun da zaman içinde farklı bir alana yönelmesine sebep olmuş. Önce bloger olarak yazmaya başlayan Aydek Sultan Özdemir, ardından ilk romanı “Maya, Rüzgar ve Ketu” sayesinde okuyucularıyla […]

“Maya, Rüzgar ve Ketu” romanının yazarı Dr. Aydek Sultan Özdemir: “Bu, içsel yolculuğa dair bir roman” — HABER KAHVESİ üzerinden

A- B (6)

B: Bu çok tuhaf, aslında böyle olmamalı..

A: Bu bir direnç cümlesi.

B: Bunca zaman bunca laf söylüyorum da, sözüm kendime hiç mi geçmiyor?

A: Bu yargı, kendini yargı cümlesi.

B: Bunları kimseyle konuşamam, zaten kimse kimsenin umurunda değil.

A: Başkalarını yargılama cümlesi, bu bir önyargı..

B: Ne oluyor burada, sanki beni dinlemiyorsun?

A: Dinliyorum ya, hatta cümle tiplerini belirliyorum.

B: Yok yok, sen benimle dalga geçiyorsun.

A: Zan cümlesi, öyle zannediyorsun.

B: Yani?

A: Yanisi yok, bu cümlelerine vereceğim bir cevap yok. Şimdi dur ve net ol, açık söyle, sorun ne?

B: Beni hiç umursamıyor, umurunda değilim ya da bana öyle geliyor ve mutsuzum.

A: Böyle durumlarda hemen kalbine bak, orada ne oluyor?

B: Anlamsız, boş hissediyorum. Bunu kendime defalarca söyledim, ‘insanların bir önemi yok’ diye ama olmuyor çünkü o benim için özel.

A: Özel olan, hayattan daha önemli değil ve hayat geçiyor.

B: Biliyorum.

A: Şimdi beyninden kalbine in, sadece bir saniye orada dinlen ve sonra göbek deliğinin altındaki bölgeye gelip, orada kal.

Orada hem kalp hem beyin var ama oldukça farklı.

Orada bütünü görebilirsin, hem hiçliği hem hepliği, öyle güçlü- canlandırıcı bir enerji çünkü orada yaşam var.

Orada, hepi- hiçi ve bir an gelir ki boşluğu görebilirsin.

Her şey olduğunu ve hiçbir şey olmadığını, sadece akan coşkuyu anlarsın belki.

Orada, ne senin, ne özel dediğinin bir önemi yok, göbek deliğinin iki parmak altındaki noktaya iyice bak, göreceğin sadece; akan güçlü bir nabız gibi hayatın enerjisi, gi’nin denizi.

B: Orayı güçlü hissetmiyorum şimdi.

A: Sorun da bu ya, zihnin; bedenin arkasındaki bölgede. Dikkatini öne çek, oradaki yaşamın gücünü hisset ve rahatla.

Bu arada küskün gözlerle bakma, neşeyi gi’nin denizinden gözlerine çek.

B: Tamam, deneyeceğim.

A: Deneme. Sadece basitçe, istiyorsan yap!

Şunu unutma, dikkatin neredeyse gerçeğin o, enerjin o, yaşadıkların o.

Eğer sorun varsa sırayla hepsine bak, dikkatin nerde, enerjin nasıl, duygun nasıl. Nasıl algılıyorsan dünya öyle. Ve hangisinden yapabiliyorsan ordan durumu düzenle. Kolay yani, sadece sorunu anla. 🙂

B: Kolaymış sahi 🙂

751038286_n