2015..

Hem çok yoğundun hem çok hafiftin,

Hem çok uzundun hem bir an gibiydin,

Hem çok acıtıcıydın hem çok  sevgi doluydun.

Nasıl oluyorsa işte, sen bunların hepsi ve ötesiydin..

Yerin kalbimde hep sevgiyle 2015..

Ve 2016’ya dönüşmenin vakti geldi..

Kolay  gelsin sana bu dönüşümünde.

Bizi de hayırla dönüştür e miii..

2015’in öğrettiklerinin özeti..

1. Gönül desteğinin, katkısının uzaklıkla ilgisi yok, gönlün genişliği mesafelerden bağımsızdır.
2. Herkesden her şey beklenebilir (bazı istisna insanlar hariç).
3. Herkes aynı görünse de, yaradılışlar ve buna bağlı anlayışlar farklıdır.
4. Bitmez dediğin biter, olmaz dediğin olur.
5. Herkes bir şey verir, öğretir insana, yeter ki sen almayı öğrenmeyi bil. Sen öğrenince bu zaten yansır ve sen de alabilene verirsin..
6. Sen olmasına hazırsan, her şeyin oluru var bu hayatta.
7. O an kötü gördüğünde görmediğin  bir iyilik mutlaka vardır. Terside doğrudur.

8. Her şey katman katman, her anladığın o konunun bir katmanı, sen hazırsan her konunun derini var.
9. Sen varsan bu dünya var, sen yoksan yok, bu nedenle kendinin kiymetini bil.
10. Hiç kimseye veya şeye çok aşırı anlamlar yükleme (sevgilim annem çocuğum arkadaşım vs) gün gelir hepsinin anlamı ve değeri değişebilir, abartma yanii..(istisnalar yine hariç)

Mutlu Sağlıklı Neşeli Huzurlu yıllar herkese…

2015’in bana öğrettiklerinin 10 maddelik özeti..

10 emir gibi oldu sankii..

salla, saçmalaa..

Şu dünyada kendimi en çok yargılayan ben oldum. Bunu, bu sabah anlamak da, ruhumun bana yıl sonu hediyesi oldu. Hep mükemmel olmaya çalıştım ve etrafım da öyle olsun istedim. Yaklaşık 6 ay önce sevgili rehber gördüğüm insandan sonra, bunu gerçek anlamda fark ettim aslında. Tabi her fark edişin aşamaları var bu hayatta. Önce başkaları ile uğraşmayı, onları mükemmel olmadıkları anlarda yargılamayı azalttım (bıraktım demek fazla iddialı, insanım ya, oluyordur ara ara). İçim diyormuş ki hala,  ‘başkaları olmasa da, kendim mükemmel olmalıyım her an da.’

Bugün sabah, yola çıkınca bana olansa şöyle;
“Tamam tatlımm, yaptıklarını yaptın, olmayanları bıraktın, iyi ki de öyle yaptın.. En çok ‘saçmalamaktan’ korktun.. Ee saçmala tatlım, ne olacak sanki.. Saçmalamak dediğin neyse, bunu yapmasaydın, ne işin olacaktı bu dünyada, çok abartın kendini, bu dünyada öğrenci olmak bu işte, için mümkün olduğu kadar ‘iyilik’te olsun ve yaptıklarını yap, hep olduğu kadar. Yaptın ve söyledin ve oldu işte.. Bu kadar, ‘mükemmellik’ kimin sıfatı biliyorsun aslında ve kendinin de kim olduğunu biliyorsun. ‘Bu dünyada O’nun adına bir şeyler yapan bir aracı’. Bu kadar işte, kiminle yarışıyorsun da mükemmel olacaksın, sallaa, saçmalaa, bu kadar işte.. Yapmak ve söylemek istediğini ‘iyilik’ içinde yap, kurgulama.. Bu dünyanın tohumundansın ve dünyanın kuralı da bu..

Ol’a ol’a, andan ana, katman katman her şey.. O şefkat denilen şey önce en çok kendine.. O her şeyini kabulleniş önce kendine..

O sevgi denen duygu da katmanlı, bir tabakasını geçince, diğeri.. Hep diyorsun ya kendine “farkettiklerim sadece gerçeklerinin gölgesi”. Bu kendini sevmekte de öyle, katman katman, bir katmanda ‘ha tamam’ diyorsun, bir an geliyor yeni bir katman.. sonu yok bunun..  Ve şu an senin olduğun sevgi katmanında, anladığın en yüksek kabulde “seviyorum ha bire kendiyle uğraşan kızım seni” alemsin sen yahuu..”

Ben: Alemim değil mii?

11079652_10152792642163404_4761183131343380719_n

müzik terapi

Bu hafta sonu Uyanış fuarında bir şifacı ile çalıştım. Daha doğrusu o benimle çalıştı. Sabah yılbaşı alışverişi derken, fuara gelişim öğleden sonrayı buldu. Bana o şifacı müzik terapistini söyleyen ve mutlaka gel diyen sevgili arkadaşım Aytanga ‘erken gel, almayabilir, yoğun oluyor’ dedi. Nitekim haklıymış. Züleyha Abdullayeva hanımla tanışayım diye yaklaştım hiç oralı olmadı bana (hem de bana..)
Ben: seans isteyebilir miyim sizden
Şifacı: doluyum, kartım var, kartımı alın sonra gelirsiniz (o akşamda gidiyormuş zaten)
Ben: Tamam peki, sonra yerinize uğrarım belki (kartı aldım tabi ve karta bakmadan), yeriniz nerde acaba..

Şifacı: Selçuk’tayım
Ben: (zihnim Ankara’da Selçuk hangi tarafta diye arıyor o ara)  orası nerde acaba..
Şifacı: Izmir’ deyim
Ben: Aa o zaman gelemem ben
Şifacı: Ee o zaman bırak kartımı (sertle, tatlı arası, bilemedim yani)
Ben: Tamam o zaman  (kartı bıraktım tabii)

Bir yarım saat sonra o bana bakındı ve ben hemen koptum geldim yanına,  daha önce denememişim ya meraklı,  o dedi ki ‘alacağım seni seansa çok ihtiyacın var’, bildi valla, kıyamadı bana.. Tabii bir de dedi ki arkadaşların seni çok seviyor şanslısın, dünden beri söylediler geleceğini  (Aytanga teşekkürler).
Netice sanırım bir 10 dakika sohbetten sonra beni bir koltuğa uzandırdı. Ben teslim, hazırım deneyime (burası bildiğim şeyler aslında, çok bilmişim diyorum ya) nefes almamı isteyerek ve dokunarak beden üzerinde olumlamalar yaptı. Tabi ben hazırım ve biliyorum bedenimin ruhumun sorun olarak gördüklerini, biliyorum çıkmaz gördüklerimi, terapi sırasında onun deyimiyle ‘yaralarıma dokunulduğu’ için ben sürekli gözyaşı selindeyim. Biliyorum kendimi daralttığım alanları, hep diyorum ya bilmek başka, çözmek başka aşamalar..

Neyse ben uzanmış sakince ıslak gözle beklerken o kalktı ve piyanosunun başına geçti ve terapinin en zevkli kısmına geldik. Senden edindiği, bedensel titreşime göre, akışta aldığı izlenime göre sana şifa olacak doğaçlama bir müzik çalıyor terapinin devamında.. işte bu muhteşem keyifliydi. Gözyaşlarım neşeye dönüştü. Neyseki Sağolsun Esra müziğimi kaydetmişti. Müzik bitince Züleyha hanım yanıma döndü ve biraz daha konuştuk, vedalaştık. Bana söyledikleri çok doğruydu ve dediğim gibi biliyorum bunları aslında, ne dediği ve önerileri bana kalsın tabikii..

Züleyha hanımın müzik terapisi şöyle; seninle konuşurken ortak akıştan, senin titreşimini ve enerji bedeninin titreşimsel sorunlarını algılıyor. Ve piyanonun başına geçince, kendiliğinden tuşlarla müziğe döküyor. Müzik kendiğinden akıyor, kişiye ayna oluyor, kendinde görmediğin şeyleri farkediyorsun. Müzikteki titreşim kişinin, enerji bedenindeki titreşimi düzenliyor ve enerji bedeninde  denge oluşunca muzik kendiliğinden bitiyor.

Züleyha hanım, Azerbaycan’da güzel sanatlarda okumuş bir muzikolog..
Yaptığı çalışma aslında ‘Sana seni çalayım’ ve gerçekten en etkileyici kısmı da bu.. Birden dinlerken o müzikte kendini buluyorsun, çok keyifliydi yanii..

Tabii sana özel öneriler ve bilgiler veriyor.. Bu kısım ve muhteşem müziğim bana sır kalsın artık, azıcıkta sırlı olayım yahuu.. Kendi bedeninin müziğini dinlemek isteyenlere tavsiye olunur bu terapi ve sonrasında ‘iyilik’ halinde bir artış oluyor. Ee ben zaten hazırım “iyiliğe”, sorun olarak konuştuğum konunun bedenimdeki gerginliği hafifledi sanki.. İnsanın kendine özel müzik gibisi yok valla..

20151227_161231-1

ideal beden ve serotonin

İnsanlar sürekli sorar ya ‘nasıl kilo verilir, nasıl ideal bedende olunur’.
Bu arada ideal bedenin ‘şu boyda, şu kiloda olunur’ gibi bir kuralı da yok. İdeal beden, kendini “en iyi, en mutlu, en keyifli hissettiğin haldir”  İşte o hal’de iken hangi kilodaysan orada kal. Ve yine ‘-mış gibi yapma’, yani bazıları vardır, kilo fazladır, içi keyifsizdir ve dışardan kendiyle barışık gibi davranır veya çok zayıftır, suratı sirke satar, içide keyifsizdir. Dışardan, zayıf olunca her şey tam gibi havalı davranır. İkiside garip durumdur ve aynı çizginin iki ucudur.
Ve gelelim beden nasıl ideal olur, kilo nasıl gider… Bunun kesin çözümlü tek yolu var; oda ‘Serotonin’ başka da bilinen bir yol yok hanii.. Yani “Hayatta ve yaşıyor olmaktan duyduğun mutluluk hali” sadece bu “yaşam aşkı, dünyada görevli olduğunun bilgisinin ve keyfinin varlığı” bedeni düzenler..

Gerisini düşünmeye gerek yok, sen ‘hayattan nasıl keyif alacağını bilirsen, yaşam aşkın artar’ ne yemen gerektiğinin bilgisini bedenin zaten bilir, gerisine kesin karışma. Bunu nerden mi biliyorum (bilgi var tabi de, bilgi yetmez, tecrübe yoksa) her zaman olduğu gibi bildiğinin tecrübesiyle..

Bilgi kısmı merak edenler için şöyle; Serotonin bir nörotransmitterdir, yani beyin kimyasalı.. kan beyin bariyerini geçemez. Triptofan diye bir aminoasitten (proteinin yapı taşı) beyinde sentezlenir ve sinirden gelen uyarı ile (yani beden keyifliyim diyince) sisteme boşaltılır. Bu arada çok şanslıyız yahuu biz kadınlar Serotonini daha çok sentezleyebiliriz, hayattan daha fazla keyif alma şansımız var yanii. Tabii kadınlarda, serotonin seviyesi bazen iniş çıkışlı olduğu için, duygusal hassasiyet ve dengesizlik biraz fazla olabilir. Erkeklerde bu düzey daha sabit seyreder genelde. İnsan niye depresyona girer, bedensel açıklaması Serotonin düşer ve bunun kişiye yansıması ‘yaşam aşkında azalma’ olur.
Serotonin’in ön maddesi Triptofan, bir aminoasit olduğu için, proteinlerden sentezlenir, vücutta yapılamaz. Bu bilgi, niye protein almalıyız konusunda önemli, ne amacımız olabilir “yaşam aşkı”ndan başka. Gerçi bedenin öyle yetenekleri var ki yetersiz beslenme varsa, yine de yaşam aşkının azalmasını göze alamaz, bu amaç için, kandaki az olan triptofan miktarının bağlanmadan, serbest dolaşmasını sağlar ki, Serotonin sentezi artsın. Hepsi biz burada olalım diye yani..biz yaşayalım diye..

Serotonin iştah ile direkt ilişkili, uyku düzeni, vücut ısısı, sexuel davranışlar hepsinde de önemli rol oynuyor.
Serotonin iştah üzerinde çok etkili. Bu arada sigara içenlerde Serotonin salımı azalır denir, bildiği ve kullandığı başka yöntemler yoksa. Hareket, canlılık Seratonini arttırır.

Yani Serotonin yaşam coşkusunu arttırır, sentezinde yaşla azalma yoktur (ne muhteşem bilgi)..

Netice keyifte olduğumuz her an, bu madde salınır ve keyif halinde zaten, doygunsundur yemeğe, tatminkarsındır.. Ee daha ne olsun, ne yapıp edip yaşamdan keyif aldığımız konuları anlayıp, bunu uygulayacağız, maksat bedenlerimiz sevgi dolu, yaşamlarımız çoşku dolu olsunn. Farkındaysanız kilo konusuna hiç girmedik, neden, anladınız zaten, olduğu kadar “keyif ve coşkudaysanız” bunu düşünmeye gerek yok çünkü..

shakespeare

Dün akşam uzun zamandır hep ertelediğim bir işi yaptım, iyi ki yapmışım, bu vesileyle Günay Ercoşkun Yalçın hocamı görmüş oldum. Onun o huzur veren konuşma tarzını, naif tavrını özlemişim valla ( bu valla da benim tarz)..
ARAD ın her hafta salı akşamları, Kızılay’da, ruhsal konularla ilgili herkesin katılabileceği ücretsiz konferansları oluyor. Biliyorsunuz içime hoş gelen şeyleri paylaşmayı seviyorum. Bu toplantıdan bende kalanları da paylaşayım istedim.
Ve herkese , her hafta salı akşamları olan bu toplantılardan, ilginizi çekebilecek olanları kaçırmamanızı tavsiye ederim .
Ben konu seçerek gitmedim dün aslında ve şansıma dünkü konu ‘Shakespeare ve ruhsallık’ çıktı. Pek çok konuda çok bilmiş olan ben ‘Ne alaka dedim önce’ ve sonra ‘iyi ki alaka olmuş’ dedim .
Anlatıcı Esra Selah, tiradlar Metehan Kuru.. İkisine de teşekkürler bu arada
Hayatı hakkında ön bilgiler ve tiratlarından örnekleri keyifle dinledim. O tiradlar çok içime işledi, Shakespeare’i bilmemek eksiklikmiş belli ki. Esra Selah hanım ‘Shakespeare çok iyi ticaret adamıymış ve bu işten çok para kazanmış, yazarlığıyla pek ilgisiz bu konu’ dedi. Benimde aklıma ‘Bilge Kaskana’ geldi, çok alaka dedim içimden tabiî ki . Çok teşekkür ediyorum Esra Selah hanıma, sayesinde yeni hikayeler kattım kendime..
Birde tiratların sonunda Günay hocanın yorumu çok hoşuma gitti, aklımda kaldığı kadarıyla paylaşayım onu da ‘Shakespeare’in eserleri , aşırı duygu ve tutkuların yıkıcılığını; akıl vicdanla, tutkular dengelenmezse neler olabileceğini gösteriyor.’

Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirisi ile Hamlet denince bildiğimiz bu meşhur tiradı paylaşarak bitireyim bu sohbeti.

Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek.
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden,
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.

Bu arada beni bu kısımda en etkileyen bölüm bu oldu..
“Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.”

hayat öğretiyor insana..

Her şey bir şey öğretir insana, tabi öğrenmek istersen (o an istemesen de başka zaman öğretir, yani hayat illa ki öğretir insana ya, neyse).. Bu ara yaşadıklarımın  zorlandığım kısımlarından öğrendiklerim şöyle;
-Olana kabulüm, her ne kadar  yaşarken acı çektiğim anlar olsa da, arttı.. mecbur yanii..
-Yaşamda benim müdahale edebileceğim olaylar var.. Bir de yönlendiremeyeceğim olaylar var. İkincisinde, yapacaklarımı yaptıktan sonra, olanın gelişimini izlemek ve ne yapacağına ona göre karar vermek uygun olanı.. anladım sanki
– Olan istediğin gibi olmayınca, sabır etmek ne, çıldırmadan beklemek, sabrın genişlemesi ne.. biraz daha anladım
-Olana kabulde, içim çokça dirense de, kendimi irade ile denetleme..
-Her şeye rağmen, duygusal açıdan düştüğüm anlarda, yeniden toparlanma arzusunu içimde bulma “düşmez kalkmaz bir Allah” ne demek anla yani..
-Karıştığım anlar olsa da, “huzur”da olmanın tadı ve bu tadı ruhumdan hep isteme ve bedenimde tutma isteği..

-Ve olduğu kadar aklı ve gönlü beraber kullanma iradesi..

Bunlar yaşarken öğrendiklerim olduğu için çok kıymetli bana.. Yoksa laf da bunların hepsini hepimiz söyleriz insana.. Acıyla beraber öğrendiğim için bana önemli.. Acının nedeni, bilgiyi anlamaya ve öğrenmeye, uygulamaya gösterdiğim direnç muhtemelen.. Yoksa acı belkide gerekli değildir (bu konuda benim tecrübemde, acısız öğrenme bilgisi olmadığı için bilmiyorum yanii)..

İşte böyle.. Ve aslında bu öğrendim dediklerimde, asıl “sabrın, kabulün, huzurun, akıl-gönül birlikteliğinin sadece “gölgesi” bunu hissediyorum hanii.. Bende hal böyle.. Neticede “İyiyim” yanii..

10666096_889082807795208_7271028215644605903_n