Öylesine..

Doğaya baktığımda gördüğüm, muhteşem bir kusursuzluk. Ağaca bakıyorum yapraksız dal da güzel, yeşil yapraklar, sararmış yaprak, çiçekli dal, hepsi kusursuz. Bu durumda nasıl olur da insan kendinde ve etrafında sürekli kusur arar, her şeye kusur arayan gözlerle bakar, tuhaf.

Alma- verme..

İşte buna inanmıyorum; “Çok vericiyim, hep verdim, almadım, alma verme dengesini bozdum.” Oysa her veren bir şey almıştır, sadece aldığı şey, verdiğiyle aynı değildir ama almıştır. Çok istisnalar dışında böyledir. Para verirsin eşya alırsın, sevgi verirsin neşe alırsın, şefkat gösterirsin merhamet alırsın, akıl verirsin saygı alırsın ya da verdiklerin sana tanrının koruması olarak gelir. Yani bir şekilde denge vardır. Burada sorun verdiğin ve aldığın arasında senin orantı bulamaman, tatmin olmaman, beklentini karşılamaması veya verdiğine çok fazla değer yükleyip kibre kapılman olabilir. Çok istisnalar dışında her verilenin yerine bir şey alınır.

Kendinde..

İnsan sanıyor ki mutluluk, coşku, sevgi, neşe, erdem dışarda bir yerde ya da dışarıdan geliyor. Aslında yok öyle bir şey, hepsi insanın kendinde, belki çok derinde bir yerde, bazen yüzeye yakın, bazen de zaten o insanda görünür şekilde, yani insanın kendi yaradılışında var, o tek olandan gelen parçasında.

Sorun insanın yaşayış, düşünüş, davranış şeklinde ve ortamında. İşte bunlardaki sorun insanı kirletebilir, iyi olan şeyler; şüphe, kuşku, korku, vesvese vs ile kaplanır, görünmez ya da az görünür olur, sorun yaşama şeklinde, insanın kendinde. Temizlenmek lazım, arınmak ve hep ara ara yapmak lazım bunları, tıpkı evin gibi, bedenin gibi. Nasıl ki bir kere yıkandın ömür boyu yetmiyor, aynı şekilde insanın zihinsel temizliği de öyle hep uyanık olmak, bu konuda tetikte olmak, fark etmek ve kendini toparlamak gerekli. Yoksa sanırsın ki sende yok neşe, sende yok erdem, yok mutluluk, var ama bazen çok derinde, belki hiç çıkmayacak kadar gömülmüş çeşitli pisliklerle, bazen de birilerinde bırakmışsın ruhunun bu güzelliklerini, kayıp parçaların var bir şekilde, yine de işte her şey insanın kendinde.

Netice yok öyle biri sana “his yükledi, duygu yükledi, sen onlara evet evet dedin” falan filan yok işte. İnsan bu duyguları tekrar canlandırmak için gerekirse sil baştan yapmalı, gayret etmeli, çıkarma yolunda yürümeli, tabi isterse. Ve aktif çabayla, eylemle, sıkı disiplinle her gün bir miktar temizleyerek, yeter ki kalbinde bu istek olsun.

Bir de dışarıdan iyilik halini artıranlar var, işte onlar sende olanı çıkarabilir, yani var sende ve bir insan, çiçek, hayvan buna vesile olabilir, yani sevgiye, coşkuya vs, bu güzel. Tabi bunun bir de sahte olanları var, sahte mutluluk, neşe, sevgi, koşullu olanlar, bir şey almayla olanlar, sahte olanlar, gibi olanlar. Farkı şu, onlar içini coşturmaz, huzur vermez, yüzünü güldürmez, pahalı elbise mutlu etmez misali, dışını güldürür belki ama kalbini değil, onlar sahte, uyanık ol, dikkat et kendine.

Hayat..

Evet ben yaptım, sen yaptın hepsini, ne oldu ne yaşandıysa hayatımızda, hepsi bizimdi. Etrafımızda sürekli bazı dokunuşlar da oldu, tıpkı kırlardaki bir papatya büyürken arada temas eden rüzgar gibi, güneş gibi, arı gibi, böcek gibi, bazen sert iklim, hava gibi veya yanından geçerken papatyanın dalını, çiçeğini koparıp atan insanlar gibi, bize de oldu sürekli temas edenler. Ve fakat temaslardan sonrası bizim kararımız veya kararsızlığımızdı ve bunlar hayatımızı oluşturdu. Tabi ki bilinçsiz zamanlarımızda, beni daha çok sevsinler diye uyum sağlamak için kendi gerçek yaradılışımızı sakladık belki, orijinal beni gösterirsem kabul etmezler diye düşündük, ne yazık. Bilmiyorduk, çocuktuk belki. Evet bu yanlıştı ama artık büyüdük, ben olduk, neysek oyuz, olduğumuz hali istediğimiz şekilde değiştirebiliriz, gerek duyarsak tabi.

Büyüdüğün halde, istemediğin, rızan olmayan şeylere evet diyorsan, gözünü aç ve şikayet etme kimseden. Bilinçsizce gizlediğin bazı gizli çıkarların vardır belki, konfor bildiğin alanda kalma isteğin, cesaret edip ben yaptım, benim kararımdı diyemediğin cesaretsizliklerin, bunlar senin bileceğin. Yani böyle de yaşayabilirsin tüm hayatı, sorun yok çünkü senin kararın. Sadece bu durumda iyi bak kendine, suçlama başkalarını, seni engellediğini sandıkların aslında senin de kendine bilinçsizce yaptığın engellerin ve o engellerden sağladığın faydaların, o yüzden kendini kandırma.

Bu dünyada tek bir kişiye dürüst olacaksın o kendinsin. Dürüstçe bak kendine; seni engellediğini düşündüklerin, engellemelerini onayladıkların olabilir mi?

Neyse artık ne olduysa oldu, ne yaptıysan yaptın, şimdi olduğun filizi canlandırma vakti.

Beden hafızası..

İnsan bedeninin ilk oluşum aşamasında bulunduğu memleketin önemine inanırım. Anne karnında geçen dokuz ayın çoğunun geçtiği yerde şekillenir fetüsün ilk yapı taşları ve bedenin ilk şekillenen hücreleri. Genetik materyalinin dışında, yani DNA, RNA’nın oluşturduğu gen aktarımının öngördüğü bedenin şeklinin oluşmasında hamilelik dönemindeki alınan gıdalar ve özellikle o bölgenin suyu, bedensel ve enerjetik hafızada kodlanır, yıllar sonra da hatırlanır. Özellikle o bölgede kaynak suyu varsa ve anne o sudan içiyorsa, o su o kişiye iyi gelir çünkü bedenin hafızası hatırlar. İşte o yüzden yıllar sonra da olsa anne karnında geçirdiğimiz bölgeye gidince, oradan bir şeyler yiyip içince, gidemesek de bize oradan bir şeyler gelince bedenimiz bundan memnun olur, iyi hisseder, şifa gibi gelir. Netice, ilk şekillenirken ki kullanılan materyal önemli.