Sınırlar..

Her şeyin bir sınırı vardır, o şey isterse- rıza gösterirse o sınırları geçebilirsin. Zorlamayla olmaz yani, bunun bir vebali vardır. Her şeyin olduğu gibi insanın da sınırları vardır, hem zihnen hem bedenen, bunu zorla geçemezsin, geçmemelisin. Bir canlı için sınırlarının geçilmesine izin vermek güvenle ilgilidir ve bunu isterse yapar. Dünya yaşamında her şeyin sınırı vardır, dünya sınırlı, dünya dışı zihin alanı sınırsızdır. Mesela insanın içindeki binlerce hücre ve onlarca organ bedenin bütünlük içinde kalması için deri ile sınırlandırılmıştır. Beden dışarıya sınırı deri ile koyar, buradan ötesi benimdir der ve ötesine izin verildiği oranda yaklaşabilirsin ve bu izni vermek güvenle ilgilidir. Sana izin verilmediği sürece ne bir taşa, ne bir ota veya ağaca veya hayvana, toprağa veya insana dokunamazsın. Bunu rıza dışında yaparsan, ödeyeceğin vebal olduğunu bilmelisin, karma bunu yanına bırakmaz, bunu artık bu çağda anlamalısın, her şeyin sınırlarına saygı duymak insan olmanın gereğidir.

Hüzünlü bir meslek anısı..

Mesleğin ilk yılları, Ankara Numune hastanesi acilden yine hiç unutamadığım bir anı, insanın ani travma karşısında aklının nasıl baştan gideceğini gösteren, hüzünlü bir anı ama unutamadıklarımdan.

Bir pazar günü öğleden sonranın erken saatleri, acil alarmıyla ambulans giriş yaptı, sedyedeki travma hastasının bilinci kapalıydı, yüzü üst bedeni kanlar içindeydi, hemen müdahale odasına tecrübeli ekiple beraber alındı. Ben dışarda tahlil istemlerini yaparken, hastayla gelen kadın telaşlı bir ifadeyle yanıma yaklaştı, müdahaledeki hastanın eşiydi, karı koca akademisyenler ve hafta sonu kahvaltı sonrası Ulus’taki eski binaları gezerek fotoğraf çekmek için yola çıkmışlar. O pazar çok rüzgarlı bir gündü. Bu karı koca biraz gezindikten sonra Ulus’taki heykele yakın eski asırlık banka binasının önünden geçerken, o rüzgarla adamın kafasına binanın önündeki tabela düşüyor ve sonrası ambulans ve acile geliş.

Kadın avucundaki bir şeyleri bana uzatmaya çalışırken; -yaşayacak değil mi, bunları kaldırımdan topladım, eşimin, yerine konulursa işe yarar diye getirdim dedi. Ben uzattığı avuçlarında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, kadının ellerinde eşinin kafa kemiğine bulanmış beyin dokusu vardı ve kadın ambulans yola çıkmadan onları hızlıca toparlayıp, takılması için getirmişti, belki bir ihtimal işe yarar diye düşünmüştü, o yerine takılınca her şey düzelebilirdi.

Kadın ne olduğunu anlamaz bir dehşet içindeydi ve duygusu zaten direkt yansıyordu, onu sakinleştirip dokuyu uygun bir alana bıraktırdım ve eşinin müdahalesinin devam ettiğini söyledim. Kadın kendi kendine konuşmaya devam etti, iyi ki onları getirdim, eksikler yerine konunca her şey eskisi gibi olacak diyordu.

Netice hasta ex oldu, yapılacak çok bir şey yoktu, olan olmuştu ama kadının travma karşısındaki hali hiç unutamadıklarımdan olarak kaldı. Umarım şimdi her şey yolundadır onun için.

Ve tabi o anın travmatik yansıması bende de yıllar içinde aynı duyguyla hatırlananlar arasında kaldı, yaşanan bazı anılar çabuk unutuluyor ama bazısı derin izler bırakıyor yaşayanda da tanık olanda da, hayat işte..

Naturel kıller hücreleri ve otofaji..

Tıp fakültesinde okurken adını duyduğumda en şaşırdığım hücreler Naturel kıller hücreleriydi, yani doğal öldürücü, katil hücreler ve bunlar bizim bedenimizdeydi.

Naturel killer hücreleri bir çeşit lenfosittir, kemik iliğinden köken alır, kandaki savunma hücrelerinin % 5-15’ini oluşturur. Tümörlerde, viral infeksiyonlarda önemli rol oynar, yabancı hücrelere (virüs, kanserleşen hücre gibi) anında sorgusuz sualsiz saldırma özelliği vardır, yani özelleşmemiş savunma hücresidir, aslında bir çeşit psikopattır :). Bu psikopat katil hücreler bedenimizde, bunu biliyorum ve şunu da biliyorum; ben bu hücre değilim.

İçimde karaciğer hücresi olan hepatositler var, sindirimde protein üretiminde depolanmasında metabolizmasında üstlendiği pek çok görevi var. Hepatositler bedenin pek çok metabolik sürecini yöneten hücreler, adeta biyolojik fabrika, çok çalışkanlar, bedenimdeler ve ben biliyorum ki sadece hepatosit değilim.

Yine içimde eritrosit (alyuvar) var, yani kanlı canlı olmamızı sağlayan, oksijeni tüm bedene dağıtan hücreler ve ben eritrosit değilim ama onu kapsıyorum vs vs..

Ben bu hücrelerin hiçbiri değilim ve hepsini kapsıyorum. Hepsinin huyu suyu, rengi, iş yapışı, yaşam süreleri, duyguları farklı, bunu biliyorum ve ben hiçbiri değilim.

Bu hücrelerin hepsinin belli bir yaşam süresi, yani ortalama ömrü var. Mesela alyuvar hücreleri yaklaşık 120 gün yaşar, kanda pıhtılaşmayı sağlayan trombositlerin ömrü yaklaşık 9 gündür, hepatositler yaklaşık bir yıl yaşar ve bunları kapsıyorum ama ben onların ömürleri değilim.

Öğrenciliğimde duyduğumda şaşırdığım bir diğer bilgi ise vücutta apopitozis denilen programlanmış hücre ölümüydü. Apopitozis, genetik sistemde kodlanmış kendi kendini yok etme, intihar mekanizmasının aktifleşmesi ile tetiklenir. Bu mekanizmanın görevi, onarılmayacak kadar zarar gören, artık ihtiyaç duyulmayan veya anormalleşen hücreleri bedenden yok etmektir. Böylece bu anormalleşmiş hücrelerin ileride neden olabileceği sorunlar, komplikasyonlar önlenmiş olur. Apopitozis sağlıklı hücrenin yaşam döngüsü için gerekli ve yararlıdır, bu mekanizma tetiklendiğinde sorunlu hücreler, bazı moleküler işlemlerin sonucunda küçülerek ölür, böylece bedenin bütünlüğü korunur. Yani hücreler bazı nedenlerle kendini imha edebilir, buna apopitozis, yani hücre intiharı denir. Ben bunun olasılığını da biliyorum ama bu değilim.

Daha ötesi bedenin içinde simbiyotik yaşadığımız mikroorganizmalar var, onlar bedenimin içinde yaşıyor ve biliyorum ki benle olduğu halde onlar tek başına BEN değil.

Tüm bunlar, bu hücreler bir o kadar karmaşık ve bizim insanlık hallerimize benziyor; bedenin içinde katil psikopat hücreler var, bedende gerektiği zaman gerçekleşen apopitozis denen hücre intiharı, hücrenin kendini normal ömründen önce imha etmesi var, benim sandığım bedende ben olmayan pek çok simbiyotik canlı var ve onların hepsi bende, beni ben yapanlar.

Ben dediğimizi oluşturan onca yapıya rağmen insan kendi içinde bir bütünlüktür, içindeki psikopat hücreye rağmen kendinden memnun olabilir, güzel insan olabilir- ki böyledir.

Ve daha bütünden baktığımızda tek tek insanlar ve bizlerin toplamından oluşan insanlık, insanlık halleri var. İnsan topluluğuna baktığımızda tek bir insanın içindeki hücreler gibi, toplulukta da her türlü yapıda insan var. Mesela diğerlerine yapışık yaşayan, onlardan beslenen simbiyotikler, katil psikopatlar, hücre apopitozisi gibi vaktinden önce intihar edenler, hepatosit gibi çok çalışanlar vs vs ve tüm bunlara rağmen var olan bir İNSANLIK var. Bunların hepsi ve fazlası insan toplumunun içinde var ve tek bir insan içindeki farklı hücre ve mekanizmaların varlığına rağmen bütününde bir güzellik, iyilik oluşturabiliyorsa- ki böyle oluyor, bu durumda durup düşünmek lazım, kim bilir bizim bütünümüzden oluşan İNSANLIK halinde nasıl bir güzellik var?

Bunların hepsi bize bağlı, iç yapımız tek bir şeyden, sistemden, yapıdan oluşmamış, bedenin bütünlüğü için farklı fonksiyonları üstlenen farklı sistemler var. Sistemleri oluşturan organlar, hücreler, hücre boşlukları, koruyucular, yıkıcılar, yapıcılar, tendonlar, bağlar, kaslar, kemikler ve bütünü kapatan deri ve tüyler var, yani insan tek bir şey değil, şeylerin toplamı insan ve insanların toplamı da insanlığı oluşturuyor.

Anda yaptıklarımıza, hislerimize, zihnimizi, duygularımızı, kendimizi denetleyip, düzeltmemize bağlı insanlığın düzelmesi. Bütünün düzelmesi tek tek insanların düzelmesi, insanın düzelmesi sistemlerinin düzelmesi, sistemin düzelmesi hücrelerin düzelmesi ile olur. Yani bir hücre insanlığı etkileyebilir, hiçbir şey ve hiçbir insan işlevsiz, anlamsız değildir. Bu düzelmenin yolu ise insanın kendine yaptığı yolculuktur, bütün olan insan kendi birimlerinden sorumludur, hücre bütünü etkilediği gibi, bütün de hücreyi etkiler.

Hani o meşhur söz gibi “İNSAN KENDİNİ TANI” her şey olabilirsin, her şey bünyende vardır ama sen bunlardan hangisini istersen baskın HAL olarak onu gerçekleştirirsin. Evet kaçınılmaz kader var ama o kaderin akışını şeklini değiştirecek olan sensin, fizik kimya kanunları içinde her şeyi yapabilirsin ama kanunlar içinde, yani uçuk kaçık “oldu oldu oldu” deyince olmaz o şey, kendinle çalışırsan olur, o zaman sen güzelleşirsin ve dünya, insanlık güzelleşir. Her nokta bütünü etkileyecek güçtedir, kendini hafife alma ama her şey olduğunu da sanma.

İnsanın bütünlüğünün değişimini sağlayan ZİHNİN terbiyesidir. Zihnin ruhsallığınla bağlantılıdır ve aslında her hücrenin her organın sistemin zihni vardır, duygusu, hissi vardır, onların tek tek yapmaya çalıştığını sen bütün İNSAN olarak yapabilirsin, baskın belirgin zihinsel yapını düzenleyebilirsin. İnsanlığın ortak zihnini oluşturan tek tek insanların zihnidir, o bütüne katkının ne yönde olduğu önemli. Zihnini temizlemeye başlayıp, böyle tutmak için gayret edersen insanlığa en büyük katkın budur. İşte onunla çalış, sen dediğin kişinin zihnini düzeltmek için emek ver, düşün, tefekkür et, onu ruhunla bağlantıda tut. İşte o zaman içindeki naturel kıllerlara, apopitotik mekanizmaya, simbiyotik sistemlere rağmen ruhsal zihinsel yapını temiz tuttuğun için, İNSAN olursun, güzel olursun, ortak zihne iyi yönde katkı sunarsın.

Hepsi sana, senin bilincine, uyanık zihnine bağlı, bir adımda olmasa da istersen her gün biraz daha yapabilirsin, yeter ki o yolda ol.

Screenshot_2017-12-06-16-56-11-1

Unutan insan..

Bir şeyler değişti insanlarda ve son zamanlarda biraz daha hızla, farkında mısın acaba? Unutmak tüm güzellikleri, neşeyi doğayı sevgiyi unutmak ama bunun farkında olmamak, insan artık insanlık değil o unutkanlık ırkı. Dünü, yarını, bugünü unutan insanlık sürekli bir telaş içinde, işin tuhafı ne için telaş ettiğini de bilmeden günlük olayların koşturmacası içinde.

Oysa aslında, hani içimizde bir şey vardır ya, her an olmasa da zaman zaman hissettiğimiz, bir tohum gibi belli belirsiz bir şey, umut gibi, hayaller gibi, coşku gibi, neşe, merhamet gibi şeyleri içinde barındıran bir şey, belki o zihnin, ruhun gücü, o tohum ruhun bilgisi, işte onu unutuyor insanlık bu çağda. Ama mesela kızgınlıklarını, korktuğu şeyleri, pişmanlıklarını, nefret ettiklerini, ona kötü davrananları, acı olayları, düşmanlıklarını asla unutmuyor ve onlara tutunarak yaşayınca giderek kararıyor yüz ve özellikle gözler. Gözler çok önemli, orası ruhun ışığının yansıdığı yer, insanın asıl kendinin olduğu yer, ruhunun dünyaya baktığı pencere, işte orasını temiz tutan sadece hayal gücü ve hayaller, onları bazen değişse de bırakma.

Evet “insan nisyan ile maluldür”, insan unutan canlıdır ama unutmaması gereken tek şey vardır, ruhun ona attığı tohum, işte onu asla unutma, o yaşamın coşkusu, hayata tutunmanı sağlayan yol gibi. Ve insan sadece tutunabilirse yaşar, tutunmayı bırakınca gider, ağaçtan düşen yapraklar gibi. İşte o yüzden her şeyi unutabilirsiniz ama hayallerinizi asla.

Hayallerinizi, kurduğunuz düşleri, hedeflerinizi ister ulaşın ister ulaşmayın ama asla unutmayın, kimsenin bunu zihninize yapmasına da izin vermeyin. O kurduğunuz hayaller, kaç yaşında olursanız olun, ister 20 ister 90 yaşında fark etmez, sizin hayata tutunmanızı sağlayanlar, hayaller olmazsa hayat olmaz, düşlerimiz olmazsa yaşanmaz. Yaşam; olduğun kişinin düşünü görmektir aslında.

İnsan olmasın orada..

Sakin bir sahilde, belki sahilin denize en uzak köşesinde ama insanın olmadığı bir yerde dünyayı seyretsem sessizce. Mevsim belki yaz olsa, eğer kışsa üzerimde kalın bir keçe örtü olsa, dolaşsam o sahilde veya dursam ara ara ve baksam dünyaya ama insan hiç olmasa orada. Sadece insan olmasa, gerisi sorun değil, hangi mevsimde orada olacağım da sorun değil, belki huzur bulunur orada çünkü insanın olduğu her yer karmaşa. Bu karmaşadan kurtulmanın yolu ya insanlardan uzak olmak ya da onlara varken de çok aldırmamak, o zaman huzur her an yanı başında.

Nem- keder..

Gün batıyor, sisli puslu bulutların ardından ve birazdan akşamın sıcak nemli kucağında zaman.. Uygur tıbbında NEM hastalık nedenidir ve kış nemlidir. Nemin fazla ve sürekli olması sorundur. Gerçi şu an geçici bir nem çünkü mevsim kış ve bu beklenen bir yağış. Nemin fazlası, yani rutubet, duygu olarak gam kedere karşılık gelir ve bu süreklilik içerirse ciddi hastalıkların nedenidir.

Nemin çözümü ısıtmaktır, ortamı ısıtmak, kişiyi ısıtmak, hayatı hayalleri sıcak tutmak. Yani ateş, yani iyi duyguların tetiklenmesi, bazen bir gülüş, bazen istenen bir dokunuş, sevgi, umut, hayaller en az yanan bir ateş kadar iç bedeni, zihni ve ruhu ısıtır.

Nemin fazlasından ve iç nemi fazla gamlı kederli insanlardan uzak durmakta sağlığınız için fayda var. Ve eğer bu iç nemi fazla kederli insan sizseniz hemen kendinizi ısıtmak için bir yerlerden kendinizle çalışmaya başlayın, emek verirseniz olur, gönülden değişmek isterseniz her zaman yolu vardır, o yüzden isteyin ve bugün başlayın.

Montaigne..

“Ben kadere seve seve boyun eğebilir, kendimi onun kollarına bırakabilirim. Böyle oluşumdan da bugüne dek zarardan çok yarar gördüm. Kader hep benden daha akıllı davranıp benim çıkarımı benden daha iyi sağladı. Yaşamımda başarılmış zor ya da belki akıllıca denebilecek birkaç eylem vardır. Bilin ki bunlarda benim payım üçte bir, kaderin payıysa en az üçte ikidir.”

Kalan..

Her şey biter, geriye ürettiklerin kalır, o yüzden rehavete kapılma, yapmak istediklerini yap. Kalan her zaman yaptıkların ve yaparken sende oluşan hislerdir, sen- o- şu- bu- laflar sözler değil, sadece bu ikisi; eser ve his kalır. Yani ortamın zihinsel havasına kapılma, tekrarı olmayan ömür geçiyor unutma..