dur anla ve uygula

Her daim çok hızlı hareket eden, konuşan, telaşlı insanlar var ya.. Var işte, biliyorum onları.. Bilmez miyim, çok değil, belki bir yıl önce ve hala zaman zaman, ben de onlardandım. İyi bilirim onları yanii..

İşte o insanlar, kendilerini hissetmemek ve duymamak için hep telaş içindedirler. Hep yapılacak ve bitmeyen bir işleri ve telaşları olur onların. Yani haklılar iş biter mi o açıdan bakınca, ee bitmez tabii.. O yüzden görünürde hep haklılar onlar, iş güç ne yapsınlar, vakit mi var, kendini dinlemeye.. iyi bilirim onları ben.. tecrübeyle..

Görünürde biri bitince, biri başlayan , hep bir amaçları vardır onların. Hep kendilerinin değil, başkalarının telaşındadır onlar, ne yapsınlar. Kendimiz için mi telaşlanıyoruz desinler. Çarpıtılmış yaratılış işte.. Çünkü yaratılış bu değil, hiç kimseye..

Vee bu insanlar, gün gelir, kısmetlerinde varsa ve buna nihayet hazır olurlarsa, bir gün, bir kuyunun dibinde olduğunu fark edebilirler. Hem ne acı bilir misiniz, kendi kazdıkları kuyunun dibindedirler..

İşte, bir vesile ile DURMAK ve durduğun yerde önce bir şiddetli sarsılıp bunu fark etmek.. Kendi açtığın kuyunun dibinde olduğunu anlamak ve bunu kabul etmek, büyük güç o insana..

Ve sonra DURMAK ve yine DURMAK… uzunca ve ısrarla.. O anda başka yapacak ne var ki.. Tüm olanı anlamak, hissetmek, telaş edecek bir şey olmadığını fark etmek.. Neye telaş edeceksin ki, ne var kii, bunu hissetmek.. (Yalnız bu ‘telaş’ çok kurnaz bir his, ne kadar zaman geçse de üzerinden, yine de ara ara kontrol etmek ister insanı, bu kontrol sadece, onu yine kabul edecek misiniz diye, bundan da haberiniz ola.. zaman zaman yoklanacaksınız, muhtemelen, ‘bu konu da’ yoklanmaya ihtiyaç hissetmeyinceye kadar belki de)..

O durduğun yerde, hem de en derinde, o ‘hedef’ sandıklarının değil de, sadece kendinin olduğunu görünce, önce görmemek için, yine direnmek. Ve sonra zorla da olsa gözlerini açmak ve acımasızca görmemek için telaş ve hedefler diyerek direndiğin kendini, ilk fark ettiğin an var ya.. O içindeki, en masum yeri, o aslında nasıl masum ve güzel olduğunu, sadece hafifçe de olsa, hissettiğin an var yaa.. İşte o, anlatılmaz, yaşanır sadece..

O yavaşlanıp, durulan yerde, ‘amaç’ dediklerinin olmadığını görmek, sadece sen ve attığın adımların olduğunu bilmek, o atılan adımlarda karşılaştıklarına göre yol almak, bunları kendine katmak veya bırakmak. O adımda hangisini uygun bulduysan kendine, onu isteyerek yapmak. Yaptığını, mantığın ve amaçların zorladığı için değil, için öyle “iyi” hissettiği için yapmak.. bu kadar işte..

Bir şekilde kendiliğinden gelen, bu durma ve sakinleşmenin devam etmesi için, irade göstermek gerekiyor. Onca yılın alışkınlıklarını dönüştürmek için bu gerekli.. Ve sonra doğal hale geliyor, olduğun yerde durma, sakince olana bakma, o anki enerjilerle ne yapacağına karar verme ve yapma..

Sonrası, olduğu kadar, kendiliğinden akıyor zaten, sen ‘amacım’ deyip zorlamıyorsun bir şeyi, görüyorsun, içinin “iyi” hissettiğini.. yapıyorsun ve o kendiliğinden açılıyor..

Bu kadar işte..

Böyle anlatılınca çok basit gibi değil mi?

Doğruu, çok basitmiş, yeter ki, bunu gerçekten anla ve uygula.. Sadece ‘anlamak’ değil maharet, anladıysan bunun sorumluluğunu alıp ‘uygula’makta.. Bu gücü kendinde bulduğun anda, yollar açılıyor, hazır olana..

KAD