Bırakmak..

Bir şeyleri bırakmaktan bahsediliyor ya, insan kendiyle çalışınca şunu fark ediyor, bıraktığın şey başka insanlar, mekanlar, yerler değil, mesele bunlar değil, aslında insan kendindeki fazlalıkları bırakıyor. Bedenini, zihnini yoran, ruhuyla mesafesini açan yükleri bırakınca yapman gerekeni yapıyorsun. Yani başka insanlar, işler, yerler değil mesele, seni yoran kendindeki yükler, bazı duygular, bazı hisler vs, hani ruhunu ağırlaştıran, enerjini düşüren, geldiği kaynak saf olmayan hissedişler, yani onları bırakırsan, gerisini zamana bırak zaten, sabırlı olursan gerisini zaman halleder.

Poyraz..

Bugün poyraz var, poyraz ters esen rüzgar. Yani ters yönden, şiddetli esip, uzun süredir sabitlenmiş, gerçeklik sanılan sanal görüntüleri, şeyleri değiştirebilecek bir rüzgar. O zaman poyraza bırakmak lazım bazen bir şeyleri, o yapması gerekeni zaten yapar. Hayatın tıkanık alanlarını poyrazın etkisine bırak. Essin bakalım, nereye gidecekse oraya kadar.

İnsan önemli..

Dünyada milyarlarca insan var, bunlardan belki binlercesiyle bir nedenle temasımız oluyor, işte, yolda, kasada, markette vs vs. Yüzlercesi ile de daha yakın iletişimimiz oluyor. Ve belki bir elin parmaklarını geçmeyecek insanla daha yakın iletişim içinde oluyoruz, bu kişiler bazen değişiyor. Ve birkaç insanla da daha kalbi bağımız oluyor.
Mesela bu neden böyledir, neden o milyarlarca insanın içinde, o birkaç insan, diğerleri değil? Tesadüf olamaz, rastgele değil, ruhun gelişiminin bilinçli seçimleri belli ki bunlar.
Yani düşününce, hayatımız anlamlı bir dokuma, bize öylesine gelen çok şey, anlamlı denk gelişler. İnsan rastgele dünyaya atılıp, öyle bırakılmış bir varlık değil, bunların bir anlamı olmalı, önemsiz olamaz.
İnsan, her detayı attığı her adımla dikkatlice dokunulmuş bir sistem içinde var. Yani yaptığın bir şey, ve sonra olan bir şey, anlaman gereken, öğrenmen gereken bir konu ve bunun için uygun bir senaryo, sonra tekrar değişen bir denklem, ve böylece devam eden bir döngü.
Sonsuzca devam ediyor muhtemelen, sonlu olamaz, çünkü var olan enerji, yok olamaz, sadece şekil ve mekan değiştirebilir. Yani senin beden sistemin görmüyor diye, başka var oluşlar, yok değil.
Neyse çok uzadı konu, netice yaşam anlamsız, varlığın önemsiz olamaz, anlamlı, önemlisin ve işte bu nedenle buradasın.

Geçiş süreleri..

Yıllar önce Osho’nun okuduğum kitaplarından birinde şöyle bir bilgi vardı, “İnsanın doğumu gibi, ölüme geçişinde de bir hazırlık dönemi vardır. 9 ayda doğan insanın, diğer tarafa gitme yolculuğunda, ruhen bedenen dünyadan ayrılmaya hazırlanma süresi yaklaşık 9 aydır, 6 aylık doğduysa geçiş süresi yaklaşık 6 aydır. Bu geçişi kişinin ruhu bilir, dışardan da hissedilebilir.”

Kitapta cümleler böyle değildi, bu zihnimde kalan düşüncesinin kelimeye döktüğüm hali. Bunun bilimsel doğruluğu olabilir mi bilmiyorum, böyle bir veri, çalışma duymadım ama bana hep ilginç bir bilgi gibi geldi bu fikir.

Neyse konuya geleyim, bende bu ara aynı sürenin yaşanan derin acılar için geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani derin, beklemediğiniz bir acıdan geçerken, şifalanmanın bir süresi var, mesela 6 aylık doğduysanız, acıdan da 6 ayda geçersiniz, 9 aylık doğduysanız acınızın bilgiye, hikmete dönüşmesi yaklaşık 9 ay olabilir. Osho gibi, yani bilimsel değil, hissiyat olarak böyle olabilir diyorum. Önemli bir tecrübeden geçerken, zaman lazım, o zamanın sonrası yeniden doğum gibi ve bir süresi var. Ruhu bedeni etkileyen derin acıdan geçerken, ölüm gibi, hastalık gibi, ayrılık gibi, aldatılmak, terk edilmek, boşanmak vs. gibi, iki seçenek var, ya o acı sonunda seni dibe çekecek ya da yeni bir bilince doğmak için olgunlaştıracak. Burada seçim insanın, acıdan kaçmayıp, dibine kadar yanıp, sonra çıkmayı bilin ki, o derin ruh acısı boşa yaşanmamış olsun. Tabi diğer bir seçenek, her yaşananın dünyanın illüzyonu, deneyimi olduğunu bilecek olgunlukta olup, sabırla, tevekkülle içinden geçmek, bunu yapabilirsek ne mutlu.