Karar..

Sanıyoruz ki tek bir doğru karar var. Hep” doğru karar- doğru karar” diyoruz ama aslında neyi seçersek o doğru karar.

Bir şeye karar verirken yüzde yüz emin olmak istiyoruz, oysa hiç öyle olmuyor verilen kararlar. Her zaman yüzde elli birle bir şeye “evet” diyoruz, karar böyle veriliyor ve seçilen o oluyor. Yani %51, bu olunca tamamdır, bu rızadır, razılıktır. Zaten kararın böyle verildiğini anlarsak, seçimlerimizden memnun oluruz, yani razı oluruz, yani raziyet.

Bu dönem..

Evet bu dönem hepimizde bir yorgunluk bıkkınlık umutsuzluk olsa da, birileri birbirine “nasıl bir döneme denk geldik” dese de, biraz düşününce, aslında dünyanın hemen her döneminde insanlık farklı ve zorlu deneyimlerden geçip bir şekilde üstesinden gelmiştir. Üstesinden gelmek; öyle veya böyle bir şekilde yaşayabilmek. Her dönemin insanı da bunu yapabilmiş.

O yüzden ne salgın, ne siyaset, ne maddiyat, ne maneviyat hiçbirini bahane etme, her çağ kendince yaşamış bazı felaket dönemlerini. Yani sırf sen değilsin, sırf bizim dönemimiz değil, sırf geçmiş değil, gelecek de mutlaka yaşayacak tuhaf konularda zorlu dönemleri. Aslında bir yandan da zaten hayat bu ya, mücadele ve o mücadeleye verilen cevaplar, dayanıklılık, üstesinden gelmek vs.

Netice beterin beteri bir dönemde değilsin, dış şartları her zaman kendi zihninle düzeltip, dengeleyebilirsin. Dışarıya saldıramayacağına göre, yine her şey senin yapacaklarına bağlı. Kendini hiç küçümseme, bir insanın neyi nasıl değiştirebileceğini ne sen ne ben şimdi bilemeyiz ama sebepsiz yaprak nasıl düşmezse, her şey bir sebeple olursa, senin yaptığında mutlaka bir şeylere yol olur. Ve bir şeyler yap, o iyi olsun.

Ne içindeyim zamanın..

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.  

Ahmet Hamdi TANPINAR

Destek..

Eğer kendini desteklemezsen, kim destekler seni? Sadece dikkat et dinle, fark et kendinle ilgili dediklerini ve onların yıkıcı olanını yavaşça düzelt! Şunun gibi düşün, çocukluğunda hep azarlayan bir anne, baba veya öğretmen bir çocuğa ne yaparsa, yıkıcı iç konuşmalarınla da sen kendine onu yaparsın. Ve şunu unutma, sen ne kadar büyürsen büyü, beden daima senin gözetiminde bir çocuk, çocuğunu destekle, varsa hataları düzelt. Bunu yapmazsan bedensel, zihinsel, ruhsal sorun veya hastalıklar çeşitli şekillerde tekrarlar.

Bedenine iyi bir ebeveyn ol, mutlu olmanın başka yolu yok! Beden iyi olur rahatlarsa, zihnin de rahatlar, o yüzden ikisiyle iyi ol. Nerden başladığının da bir önemi yok, ister bedenden ister zihinden ama iyi ol.

Bırakma zamanı..

Bir şeyi bırakmanın en doğru zaman belli; o şeyden tat almadığımız zaman. Tat almadığın şey her neyse, kişi, mekan, iş, hatta yaşam, söylenme ve bırak. Eğer bırakamıyorsan da tahammül ediyor gibi yapmaktan vazgeç, o şeyi veya yeri veya kişiyi sevmeye bak. İkisinin arasında kalırsan arafta gibi olursun çünkü.

Dünyasal şeyler..

Ne zaman canın sıkılsa veya gözlerin dolar gibi olsa, gökyüzündeki sonsuz maviye, ağacın yeşiline, bir otun toprağa ucundan da olsa ısrarla sımsıkı tutunuşuna bak, varsa kuşların sesini duy, dokunabiliyorsan bir şeye dokun, varsa sevdiğin bir kokuyu kokla, ortam uygun değilse o kokuyu zihnine çağırıp kokla ve yanında bir şey varsa yiyecek, durma hemen at ağzına, tadına bak. O zaman bir bakarsın ki daha iyi olmuşsun 🙂 birinden biri mutlaka işine yarar, yeter ki dene, yap. Hayat bu ya işte, bazen zayıf anlarımız olsa da, yine de güzeldir bu göğün içinde yaşıyor olmak, hele de dans eder kıvamda dolaşabiliyorsak.

Geçmiş..

Her tecrübe insanın bir şeyler öğrenmesi, gelişmesi içindir. Tabi doğal olarak olayın içindeyken genelde bunu fark edemeyiz ama önemli olan sonradan da olsa geriye baktığımızda bunları görmemizdir. Yani aslında geçmişe sadece, o zaman anlayamadığımız şeylerin bilgisini almak için bakmak gerekir, o zaman her şey çok daha güzel olacaktır çünkü sebepsiz yaprak kıpırdamaz, ihtiyacımız olmayan olmaz, yaşanıyorsa vardır bizim için hikmeti, güzel tecrübesi, yoksa kesinlikle olmaz. Çünkü zaten geçmiş yoktur, o sadece zihnimizde bilgisini almamız için bekleyen hayaletler gibidir, biz büyüyünce hayaletler yok olur 🙂