A- B (4)

B: Bazen geçmişte yaşadıklarıma zihnim çok takılıyor, pişmanlıklar, belki yaptığım hatalar..

A: Hep bahane hep bahane, bunları bırak!! Bugüne yoğunlaş, sadece olduğun ana bak, onun dışında yaşayabileceğin bir yer yok. Gerçekten yaşamak istiyorsan bugünde ol.

B: Ama aklıma gelen geçmişteki yaşadıklarım var.

A: Bunlar hep dirençten kaynaklanan bahaneler, hepsini bırak! Ne olduysa oldu, ne yaşandıysa bitti.

B: Öyle diyorsun da zihnimde bitmedi demek ki..

A: Çünkü suyun akışına direniyorsun.

B: Ne suyu?

A: Yaşam olan akış suyu.

B: Eskiyi çözmeden, yeniyi yakalayabilir miyim?

A: Bunlar hep boş laf!! Pişmanlık duyarak, eskiyi düşünerek şimdiye kadar neyi çözdün? Eskiyi, eskide çözemezsin, bunu anla artık!

Bu zihninin seni kandırmak isteyen kısmının oyunu. Eksik gedik ne yaşandıysa bitmeli çünkü akış devam ediyor.

Şunu fark etsene; coşkun akan bir ırmağın akışını durdurabilir misin? Yapamazsın! Zaten yapamıyorsun.

Ve hayat coşkun akan bir ırmak.

Bunu yapacağını sanmak, zihninin sahte kısmının hilesi, seni günden, akıştan uzak tutmak için hepsi.

B: Zihnimin bir bölümü neden bunu yapsın?

A: Çünkü o; sen akan günde olursan yaşayamaz ve her şeyin yaşamak istemesi gibi sahte zihninde yaşamak ister, o yüzden seni kandırmaya çalışır ve genelde bunu başarır. O yüzden insanlar mutsuz yaşar, aslında yaşamaz da yaşar gibi yapar.

B: Anlamadım?

A: Oysa çok açık dediklerim:

1- Geçmiş gelecek yok, sadece olduğun an- gün var.

2- O yüzden yapacağın her şeyi burada yap.

3- Geçmişten pişmanlık duyma, bir şey seçip yapmışsındır. Bugünde ol, yeni yapacaklarını içine sinerek yap.

4- Ve gelecek; bugün yaptıklarına göre şekillenecek, o henüz yok.

B: Geçmişimde hata olduğunu düşündüğüm şeyler var, olanı nasıl yok sayarım? Onların bazısı kötü.

A: Bunu anlamak bu kadar mı zor? Ne geçmiş ne gelecek, hiç biri yok, sadece nefes aldığın an ve yer var.

Ve o ‘olan’ dediklerin; sadece ‘olan’; onlar iyi veya kötü değil. Ona iyi kötü diyen senin verdiğin anlam.

B: Ama gelecekle ilgili hayallerim var.

A: Boş ver hayalleri, boş ver pişmanlıkları, sadece bugünü iyi yaşa.

Boş hayal değil ama hayal ettiklerin olsun çünkü hayal ettiklerin bugününü güzel yapar. Düşündüklerinin gücü, yaptıklarını etkiler.

Bu arada geçmişle ilgili telafilerini sadece bugünde yapabilirsin. Geçmişteki pişmanlığın konusu ne olursa olsun, bugün yapacağın bir şeyin geçmiş hesapları nasıl kapatabileceğini bilemezsin. Bunun nasıl olduğu da muamma işte..

Yani; kısasa kısas değil, farklı bir konuda bir şey yaparsın ama telafisi başka bir şeyde karşına çıkar. Bunu da burada olursan yapabilirsin, yoksa yine her şey boşuna.

Yani bugünü kaçırma.

Hem şunu hiç unutma; insanın enerjetik kayıtlarında sadece bu yaşamdaki geçmişinin izleri olmaz, pek çok insan yaşamının, hatta insan hayatının ilk başlangıcının kayıtları olur. Ve o kadar farklı yaşamlarda pek çok yaşanmışlık bulunur. Ve hepsi de kayıtlarda vardır. Hadi buyur, hangisiyle geçmişe gidip hesaplaşacaksın.

Geçmiş için, geçmişi düşünerek bir şey yapılmaz! Bugün iyi yaptığın herhangi bir şey, geçmişi toparlar. İşte bu muamma..

Netice; gün bugün ve sadece bugünü iyi yaşa.

B: Tamam 🙂

751038286_n

Evet, sevgi var..

Kadın geldiğinden beri çok gergindi. Aslında her zaman böyle değildi ama o üç gün sürekli huzursuzdu, zihnine gelen olumsuz düşüncelere engel olamıyordu. O sabah olmadık nedenlerden tartışma çıkardı.

Kadın: “Ben niye buradayım, senin için ne ifade ediyorum? Beni sevdiğini bile sanmıyorum.”

Adam: “Sevgiyi görmüyorsan bu senin problemin!”

Kadın: “Görmüyorum.”

Adam: “Dolaşmamızda, sana yaptığım yemekte, birlikte yaptığımız resimde de mi görmedin sevgiyi?”

Kadın birden durdu, evet onun için yaptıklarını görmüştü ama yapılanın içindeki sevgiyi görmemişti, sustu, anlamıştı.

Kadın: “Evet, sevgi var” dedi.

Adam: “Sevgi var, evet.”

Two Watercolor Love Birds with Hearts

 

 

 

 

A- B (2)

B: Sanki ağlamak üzereyim bugün, içimde sürekli gözyaşlı duygular var.

A: Sakın yapma! O işi bana bıraktın unuttun mu? Eğer alanıma girersen, tekrar benden isteyinceye kadar bakmam bir daha o alana, hatırla!

Sakın üzülme! O iş bende..

Bu arada, milyon kez söyledim sana, artık bunu anla!!

Her an kendin için hazırlan:

Kendin için güzel ol,

kendin için güzel düşün,

kendin için az ve güzel ye,

kendin için hareket et,

kendin için güzel giyin,

kendin için saçlarını güzel tara!

Çünkü nereye baksan, güzel gördüğün sensin.

İyi hissettiğin şeyleri kendin için yap daima, o zaman hayat güzelleşir sana.

B: Bugün gülümseyemiyorum bile..

A: Hani ‘derde tasaya gülümse’ derler ya; öyle dert varken aptal aptal gülümseme! Zor anlarında bile sadece, içindeki inançtan dolayı gülümse. Çünkü artık biliyorsun ya, her zaman bir şeyler olur ama her olan seni iyiliğe götürür. Çünkü yazılımın böyle.

Şunu düşünmeyi de unutma; ‘olan neden iyi veya neden kötü görünüyor o anda sana, neden etkiliyor seni? Çünkü her olan herkesi aynı şekilde etkilemiyor.

Sıradan ‘şu bunu dedi, o böyle yaptı’ düşüncesi değil mesele, konu ‘derin düşünce’ yani tefekkür.

Çünkü sadece tefekkür, keşiflerin en büyüğünü getirir sana, kendini keşfetmekten büyük şey olur mu bir insana?

Ama ne tuhaf, asla ama asla, bu keşif bitmez insanda. Son nefesine kadar her insan bilinmez bir muamma.

İster en büyük hazine olan kendini, duygularını, hislerini, düşüncelerini merak edersin bu yaşamda, ya da ‘o öyle dedi, bu şuradan gitti’ vıdı vıdılarıyla tamamlarsın kendim dediğin yaşamı.

Bu iş böyle!

B: Anladım, tamam..

A: Sadece anlama, bunları uygula! Bilgi; sorumluluk getirir unutma!!

B: 🙂 🙂

751038286_n

A- B (3)

A: İstediğin dünyayı, sen oluştur, sen yap,

nasıl istiyorsan öyle olsun pencerelerin.

Kapın ahşap mı, çelik mi olsun?

Rengi beyaz mı, siyah mı olsun?

O kapıdan kimler dünyana gelsin?

Dünyana gelenler seni nasıl sevsin?

Nasıl sevilmeye ihtiyacın var?

‘Sevilme ihtiyacı’ diyorum çünkü

hala buna ihtiyacın olduğunu sanıyorsun.

Sevginin her an seninle olduğunu, etrafında aktığını anlamıyorsun.

Onun bir hedefi olduğunu sanıyorsun.

Oysa sevgi her aldığın nefeste sana dolar

ve verdiğin her nefesle senden çıkar.

Bunu anlamadığın için;

illa sevginin bir hedefi olması gerektiğini sandığın için,

saplanır durursun birine veya birilerine.

‘Sahiplenilmek istiyorum’ diyorsun oysa zaten sahiplisin ama yine anlamıyorsun.

Demek ki hala bunlara kanma ihtiyacın var, oysa gerçek hemen yanı başında..

B: Tamam, hayatımı ben oluşturayım ama sanki sevgi, nefes alıp vermek gibi dedin.

A: Öyle dedim, evet. Nefesle aldığın sadece oksijen verdiğin karbondioksit mi? Nefes almak, yaşamak demekse ki öyle, sadece gaz alışverişi olamaz anlasana, biraz kafanı kullan şimdi, dikkatle dinle çünkü bir sır vereceğim sana..

B: Ne?

A: Aldığın her nefesle düşüncelerinde yoğun olan şeyleri kendine yaklaştırırsın, çekersin. Mesela olmasından korktuğun şeyleri düşünürken aldığın nefesle, alırsın o korkuyu dünyana ve bunu ısrarla yaptığında, zamanla o hayaldeki istenmeyen, gerçekteki yaşadığın olur. Ve ne tuhaftır ki, insanlar yaşadıklarının kendi hayalleri olduğunu çoğu zaman anlamaz.

B: Aslında bunun uzun zamandır farkındayım. Şu anda ne yaşıyorsam, bir zamanlar düşündüklerim. Biliyor musun birde bu aralar, her şey çok hızlı sanki, yani önceden yıllar önce düşündüğüm, şu an önümde derdim ama şimdi geçen hafta, ay hatta gün düşündüğüm şey, bugün karşımda. Düşünülenin gerçekleşmesi inanılmaz hızlı.

A: Evet.

B: Yani hep seviliyorum, hep sahipliyim öyle mi?

A: Bu kesin.

B: Bunu neden hissedemiyorum?

A: Aslında artık biliyorsun ama sadece kabul etmeye direniyorsun.

B: Çünkü sevgi, sahiplenilmek isteklerim hep hedefli.

A: Evet. Ve bu yanlış bir şey.

B: Ne yapayım?

A: Sevgi sensin, sevilen sen, seven sen, sahiplenen sen, sahip olunan sen isen ki öyle, bir daha düşün; her şeyi kendinde oluştur. Konuşmanın başında dediğim gibi;

“İstediğin dünyayı, sen oluştur, sen yap,

nasıl istiyorsan öyle olsun pencerelerin.”

Ne olmak istiyorsan, onu önce sen ol.

B: senin için bunu demek ne kolay.

A: Doğru, çok kolay. Sende kolayından gel, zorlama hiçbir şeyi.

B: Nasıl?

A: Bir düşünsene, karşında yemek istediğin bir elma var. Elini uzatsan sende. Ama sen ne yapıyorsun, sadece el uzatma mesafende olan şeyi, şüphelerinle bozup, ta arka yoldan dolanıp, karşı tepeyi geçip, geceyi bekleyip vs vs öyle almaya çalışıyorsun. Oysa…

Elini uzat, gördüğün önünde ve sende.

B: Bir de hiç görmediğim seçenekler var..

A: İlla ki öyle..

B: Hayat tuhaf..

A: Hayat net ama insan tuhaf.

1496666_10151904689728520_115587396_n

Bir- İki- Üç…

İşe sadece şunu anlamakla başlayın; bir yaratıcı varsa veya inandığınız bir şey; o neden sizin mutsuz olmanızı istesin?

Mesela bir anne veya baba, çocuğunu mutsuz etmek ister mi?

Buradan devamla; ‘dünyada mutsuzluk, acı daha fazla’ diyorsanız, ki görünüşte doğrudur ama bu yaratılışı hiçe saydığımızdan olabilir mi? Bir düşünün..

Hani kadimler, bilgeler hep derler ya, “dünyada rahmani işler, şeytani işler var” diye. Konuyu buradan anla.

Bu arada bu kadim bilgiler der ki, ” dünyanın yasası ikilik- dualite” yani sistem ister istemez böyle (iyi- kötü, dert- derman, acı- keyif vs vs).

Yani dünyada rahmani veya şeytani işler var. Bunun adına pozitif- negatif, iyi- kötü de diyebilirsiniz, siz bilirsiniz. Her koşulda öncelikle, sistemin böyle işlediğini anlamamız gerekli, bu BİR.

Yine buradan devamla, dünyada hayatın devamlılığı döngüsel sistemle mümkündür. Mevsimler döner durur, insan gençken yaşlı olur, durumu iyi iken kötü olur, kötüyken iyi olur, severken nefret eder, nefretten sevgi çıkabilir  vs vs. Yani yaşamının sürmesi, bu döngüsel sistemin ürettiği enerji ile mümkün olur. Çünkü döngüdeki zıtlıklar, yaşamın devamını sağlayan enerjiyi üretir. Sürekli bir çekişme olmasa, her şey rehavet içinde olur, yani her şey döngüsel, bu İKİ.

Bu durumda hep mükemmel iyilikte olamayacağını anla çünkü her şey döner değişir. Mükemmel evlilik, mükemmel insan, mükemmel sağlık, dostluk, sevgi, iş, başarı vs vs, şu andaki dünya düzeninde olamaz, bu ÜÇ.

Hep bezgin, mutsuz, dertli olamayacağın gibi, hep mutlu da olamazsın, ama…

Mutsuzluğun yerine inancından gelen bir güveni- imanı koyabilirsin. En başta dediğim konu, bir anne baba nasıl çocuğunun mutsuz olmasını istemezse, yaratıcıda daima bizim iyi olmamızı ister ve bunu oluşturmayı bize bırakır, yasa böyle. Yani bu durumda bir İYİ HİSSETME HALİ var ve bu alt zeminde tutulabilir.

İnsan arada diğer tarafa kaysa da ki bu doğal, istiyorsa yine toparlamalı çünkü bu gücü var. Yani İRADE. İnsana verilen irade kullandıkça güçlenir, başta bazı şeyler zor gibi gelse de zamanla kendiliğindendir.

Diğer tarafa çok kayıyorsan şuna dikkat et; ağır kısmımıza, bedenselliğe, şeytani yana, negatifliğe fazla kapılıyor olabilir misin, sadece o yana mı yaslanıyorsun, dayanağın- meylin o mu, gücünü oraya mı veriyorsun? (Dikkat et, gücü olan sensin aslında, ona gücünü veriyor, sonra da ona dayanıyorsun). Eğer bunu istiyorsan devam ama istemiyorsan; dur ve düşün, neye hizmet ediyorsun, neden?

Bunu anladığında ve eğer her gün biraz daha iyi olmayı istiyorsan, her an iraden ve inancınla toparla.

Daha iyi olmak için bunu istemen gerekli.

Ve iyiliği gün içinde hep sabit bir değerde sanma, belli bir titreşim aralığında kal, gün içinde iyilik anları yaratmaya başlamanın yeterli olduğunu unutma.

Kolaylıkla, hoşnutlukla..

İnsan olmanın getirdiği neşeli bir hüzünle ❤

1-2-3