Mesajımı ilet..

Camı açtım, tatlı bir rüzgar esti, saçlarımı dağıtışı hoşuma gitti. Rüzgar azıcık sertti ama ona izin verdim, dolaşsın saçlarımda diye.

Sonra pencereyi hızla kapatmadan, rüzgara bir mesaj ilettim; “aynı beni mutlu ettiğin gibi, bugün gün içinde sevdiğime de git ve onu da dokunuşunla mutlu et ama o iyi hissettiği anda, kulağına beni fısıldamayı da unutma. 🙂

Pencereyi kapattıktan sonra camdan tekrar seslendim ona: “Şu anda iyi hissetmek isteyen herkesi mutlu et dokunuşunla ama hüzünlü kalplerin hiçbirini unutma.”

nerede keyifli isen orada ol

Çocukluğumuzda keyifle ve severek yaptığımız şeyler vardır ya, büyüdükçe unuttuğumuz.. işte onları tekrar hatırlamaya çalışalım. Ailelerimiz, çevremiz, okul, her şey zamanla bizi onlardan koparır ya..

İşte o çocuklukta en severek yaptığımız şeyler, muhtemelen bu hayatta hep yapmamız gereken şeyler. Belki hayatta olmamızın, yaratılışımızın yegane amacı onlar.

Yaşamda hep ‘keyif aldığınız şeyleri yapın’ derler ya, işte o şeylerin ne olduğunu büyüdükçe unuturuz bir şekilde ve bunun ipuçlarını ararız bilinçsizce. Hep ne yaparsak mutlu oluruz, keyifli oluruz bunu anlamaya çalışırız çaresizce..

Oysa hep derler ya ‘mutlu olduğun şeyi iş olarak yap, hep mutlu olursun’ diye.. İşte o şeylerin ipuçları, tam da, ilk çocukluk yıllarımızda, 3-7 yaş arasında (hadi en fazla 10 olsun).

Bir derinleşelim bugün ve bu hafta ve hatta bu ay, sakince düşünelim neler yapardık, nelerden mutlu, keyifli olurduk diye. İşte onları, hiç acele etmeden bulmaya çalışalım, ipuçları onlarda..

Ben kendi adıma bu son aylarda bunu çok düşündüm. Ben çocukken, yazmayı çok severdim (yıllar sonra bu, bir vesile ile, çıktı çok şükür) , küçük öyküler yazardım, resim yapmayı çok severdim, bir şeylerin dışını değil içini keşfetmeye bıkmadan devam ederdim. Bana alınan bir oyuncağın içini sırf meraktan açar bakardım. Tabii büyükler için bu oyuncağa zarar vermek olurdu. Benim içinse, sırf keşfetme isteğiydi. Bu yüzden adım ‘asi’ydi, merak ettiğimin peşinden giderdim. Bir de, küçük topluluklar içinde konuşmayı, bildiklerimi anlatmayı severdim, herkes de istekle dinlerdi. Ne anlatırdım bilmem ve dinletirdim kendimi (bilirim ya, şimdi neyse).

Netice, bu konu dünya içinde yaşarken çok önemli, çünkü yaradan bizi, acı ve mutsuzluk için yaratmadı. Acı çeken mutsuz olan kişi neyin işine yarar ki (bu belli aslında). Yani “nelerden keyif alıp, mutlu olduğumuz” üzerinde aylarca düşünülecek kadar önemli bir konu. Bunun üzerinde düşünelim çünkü, biz mutlu isek, bizden yaradılışa yansıyan da “mutlu”..

Ee daha ne olsun.. kendimiz için değilse bile, yaradılış için “mutlu” olacağız, mecbur yani..