
elini tutmak…


Dün kırgınlık içinde bir gün geçirdim, hatta üzgün, kederli gün oldu. Bunu yapmamam gerektiğini biliyorum, artık olmamalı ama oldu.
O yüzden bugün kendimden çok özür diliyorum: “Özür dilerim, bu bir hataydı, sana haksızlık yaptım, beni affet, seni seviyorum.”
Sağlığım yerindeyse, sevdiklerimin sağlığı iyiyse, bazen can sıkıntıları olsa da ki oluyor, diğer hiçbir neden günü mutsuz ve kederli yaşamamızı haklı gösteremez. O yüzden kendime haksızlık yaptım.
Keder, üzüntü veya öfke, endişe vs gelip geçici duygular gibi görünüyor ama sadece öyle değil. O kederin uzamış hali, bedende salınan kimyasallar ve bunun uzun süre devam etmesi bedensel hastalıkların en önemli nedeni. Yani uzamış keder kendinizi zehirlemek gibi veya diğer olumsuz duygular.
İnsanız bazen bu duygulara takılıp gidebiliyoruz çünkü o an birilerinin bize haksızlık yaptığını, acı çektirdiğini düşünüyoruz ama aslında en büyük haksızlığı kendimize biz yapıyoruz.
Oysa bu hayatta bizden başka bir şey yok, biz ve düşüncelerimiz ve onlarla oluşturduklarımız. Biz iyiysek her şey iyi veya tam tersi.
Kimse bizi mutlu etmek zorunda değil, kimseye hesap vermek zorunda değiliz, tabi vicdanımızdan gayrı.
Bunları biliyorsak, ki biliyoruz artık, gelen ‘keder, kırgınlık veya herkes kendinde bilir ne tür negatif enerjilere yatkın olduğunu’ işte tam o anda, durumu fark ettiğimiz anda, bu hali dönüştürmek için karşıt enerji kullanmamız gerekir, yani irade ile, pes etmeden. Bunu her bu tür enerji alanıyla kaplandığımızda yaparsak zamanla öğreniriz, alışkanlığımız olur. Çünkü bu hayatta iyi davranacağımız, hakkını vereceğimiz ilk kişi kendimizdir ve sonra başkaları.
Hayat güzel, yaşamak bir şans, o yüzden hep tekrar dene ve toparlan, yaşıyor olmakla kazandığın şansı değerlendir, yani şu devri alemde en iyi halinde ol.
Bu arada toparlanırken düşün; ‘acaba neden böyle bir duyguya ihtiyaç duydun, olan olay neden seni böyle hissettirdi?’ Çünkü bir başkası aynı olayı yaşadığında senin gibi tepki vermez, bazısı incinir, bazısı öfkelenir, bazısı hiç aldırmaz bile. Bu durumda çözülmesi gereken konu bu aslında, “Neden böyle hissettin, neden etkilendin?”
Kolay gelsin hepimize 🙂
Bazı insanlar vardır, hayata her zaman güzel bakan, neşeli olan, olandaki hayrı gören, yapacağını yapıp sonrası için hayata her zaman güvenen. Bu grup insanlar azdır.
insanların çoğu hayatın zorlukları karşısında ne yapacağını bilemez, üzülür, küser, zayıf düşer. Mutsuzdur, hayata güvenemez, kendini rahat bırakamaz, az veya çok her şeyi kontrol etmesi gerektiğini düşünür, mutluluğun ya hep ya hiç olduğuna inanır, mutsuzsa hep mutsuz olmak zorundadır.
Bazıları ise bu ikisi arasındadır, bazen güvenir bazen şüphededir, bazen mutlu bazen mutsuzdur, yine de her zaman daha iyi olmak için gayret eder çünkü iyi olabileceğini bilir.
Ve ister farkında olalım ister olmayalım, hayat her zaman bize bizi yansıtan dev bir aynadır.
Evet bizim dışımızda olan şeyler de vardır ama asıl olan kendi dünyamızda, ne düşünüyorsak olan odur.
Hayat sonsuzluğun içinde bir aynadır, yaşadıklarımız inandıklarımızdır. Gerçeğimiz, inandıklarımızdır.
Dünya yaşamının insanı ağırlaştıran, ruhsal yanımızın ise bizi hafifleten bir yanı daima vardır. ama dünyada olmak o kadar baskın bir gerçeğimizdir ki ve doğrusu budur, bunun ağırlığını zihnimizle hafifletebileceğimizi fark edemeyiz.
Yaşam insanın acı çekmesi için değildir, yaşam birilerini veya bir şeyleri elimizde tutmak için değildir, zaten zorladıkça yapamayız çünkü çaba başkadır, irade başka.
Aslında hepimiz biliyoruz, yaşam keyifle akmak, yol almak, deneyimler yaşamak içindir.
Pek çok şeyle ve insanla bir şeyler yaşar, deneyimi tecrübe ederiz, herkesin hayatında asıl olan kendisi ve yaptıklarıdır. Bunlardan çıkan hisler, duygular elimizde kalandır. Asıl olan herkesin kendi hayatıyla yaptıklarıdır.
Yaptıklarımız hep iyi olmaz, çoğu zaman hatalıdır ama olsun denemek önemlidir. Hep söylenen insani kurallar önemlidir: Bilerek kimseye kötülük, fesatlık yapmamak, elinden geldiğince yaradılışımıza uygun bir şeyler üreterek yaşamak, hem yaşamaktan mutlu olmak hem bir şeylere de fayda sağlamak, desteklemek, yanlış yaptığımızı düşünüyorsak kalben özür dilemek ve hiçbir şeye saplanıp kalmamak, yolumuza devam etmek.
Hiçbir şeyi tutamayacağımızı anlamak ve zorlamamak, kendinle mutlu olmak, sevdiklerimizi destekleyerek serbest bırakmak. Kimseyi tutmak için zihninin gerisinde planlar yapmamak, çabalamamak, özgür bırakmak, hele ilişkilerin zorlayarak, tek taraflı çabayla sürmeyeceğini anlamak. Gizli niyetleri bırakıp, sadece sevmek ki o zaman sevilen kendi isteğiyle yanında olmak isteyecektir.
Dünya ağır olabilir ama zihnimiz onu hafifletebilir. Dünya yaşamı mutsuzluğa kapılmayı kolaylaştırır, zihnimizle irade kullanarak onu mutlu hale getirebiliriz. Mutsuz olmak çabuk kayılacak taraftır çünkü çoğu kişi öyledir, emek isteyen mutluluktur, neşedir.
Köle olmamak, özgür olmak, gün içinde mutluluk anları yaratmak, acı hissine teslim olmamak, beyne neşeyi öğretmek.
Bunları yapabiliriz.
Tüm bunlar için önce kendi varlığımızdan tatmin olmak, tat almak, buranın bir durak olduğunu, hiçbir yerde kalıcı olmadığımızı, her şeyin mutlak geçip değiştiğini görmek, bir şeyler yapmak, yaptıklarımızla birilerine katkı sunmak.
Bize sunulanın tadını çıkarmak çünkü hepsi geçecek. Hatalarımız yanında güzellikler bırakmak.
Sevmek, en önce kendini sevip anlamak, sonra sevmek istediklerimizi sevmek çünkü bu da bir niyettir, her şeyi sevme niyetinde olmak zorunda değiliz, bize iyi gelenleri sevip çoğaltmak.
Hayat güzel, yaşamak bir şans, var olmak tesadüf değil, her günle yenilenmek, istemediklerimizi yıkıp, istediklerimizi yapmak ve bunlar için irade kullanmak. Kalbimizin sesini duymak, orada ne varsa kişisel dünyamızda onun olduğunu görmek, bu yüzden daha iyi bir yaşam için daha temiz bir kalpte olmak.
Hayat güzel, yaşamak bir şans, var olmak tesadüf değil.
Hayatnegüzelyaa diyebilmek.
Her defasında yeniden denemek, denersek belki olur, garantisi yoktur ama oluru vardır.

Bir arının bir sabaha uyanması gibi, yeni gün başladı bile.
İyi ama ben o zaman aşkı bilmiyordum.
Montaigne’nin Denemeler’ini severek okumuştum. Kitaptan unutmadığım iki paragrafı paylaşmak istedim:
“Aşırı korunma saldırana hem istek hem de hak kazandırır. Her korunma, ister istemez savaşçı bir kılığa girer.”

İnsanoğlu önce kendini dünyanın merkezinde görür. O kadar önemlidir ki, her şey onun başına gelir.
Biraz dışarıdan bakınca ve zamanla, sıradanlığını anlar, artık önemsizdir, zaten herkes bir şey yaşıyordur.
Ve daha da dışarıdan gördüğünde, noktanın içindeki her noktanın ne kadar değerli olduğunu görür.
O zaman anlar; en altta kendini kibirden önemli görürken, biraz dışarıdan önemsizliğini ve tek olan asıl yerde önem değil, değer olduğunu.
İnsan olmak önemlidir, kibirden değil, özünden dolayı.
Netice; içeriden ve dışarıdan her şey farklı görünür.

Hayat öyle bir şey ki, tam rahatladım derken yeni bir şey çıkarır. Bu defa o düzelir, ‘ohh’ dersin, bir şey daha çıkar. Çünkü “hayat” zaten budur. Düzene giren her şey, bir şekilde tekrar bozulur. Maharet bunlara çok takılmadan akmaktır. Tıpkı denizde yüzmek gibi.
Deniz bazen sakindir, bazen dalgalı. Sakinse her şey kolaydır, dalgalıysa maceralıdır ve bir şekilde hepsi geçer. O dalga geçerken dibe batmadan geçip, devam edebilmek, işte güzellik budur. 🙂
Bazen her yol karanlık görünür, işte tam o anda dur. Sen açmaya çalışma, yollar açılsın sana…