İnsan neden hasta?

Hasta insanın psikolojisi normal değildir. Özellikle hastalığın akut yani aktif zamanında. Daha sinirli, şüpheci, kinci, alıngan, hassas vs olabilir ve hissedilen duygular hastalığın olduğu organa bağlıdır.

Normalde organlar, hücreler, bedenin genel sağlığını korumak adına, gün içinde oluşan biyolojik sorunları çok çalışarak tolere eder çünkü beden yaşamdan yanadır, beden yaşamdır.

Ama yıllar boyunca devam eden, kronikleşen, bedenin karşılayamayacağı miktara gelen zararlar, bir gün organ hasarı veya hastalık olarak kendini belli eder. Artık insan hastadır.

Hastalık bedene zararlı maddelere, toksik duygulara maruz kalma süre, miktar veya sıklığına göre tolere edilebilir. Her toksik madde veya duygunun temizlenme sınırı vardır, yani sınır aşılmadan arınmak gerekir.

Aslında hastalık fiziksel veya zihinsel yoldan gelebilir. Bazen madde ruhu bazen ruh maddeyi etkiler ve zamanla ikisi de birbirine dönüşür.

Yani her zaman toksik maddeler hastalık yapmaz, bazen aşılamayan toksik duygular, kişiler, mekanlar, durumlar bedende hastalık yapar.

Mesela her zaman sigara akciğer, mesane veya böbrekte hastalık yapmaz.

Kederin aşırısı akciğeri hasta eder. O hastalığın adı bazen tüberküloz, bazen pnomoni, bazen astım, bazen akciğer kanseri olur.

Her zaman tütsülenmiş gıdalar mide de hastalık yapmaz. Bazen hazmedilememiş olaylar, kişiler mideyi hasta eder ya da aşırı düşünce ve obsesyonlar, şüpheler dalağı hasta eder.

Ya da bastırılmış ya da açık edilmiş öfke karaciğeri hasta eder.

Kabulde zorlanma veya alınganlık safrayı hasta eder.

Neşesizlik, hayatı hep sevinçsiz yaşamak kalbi yorar, hasta eder.

Kalın bağırsakları da akciğer gibi keder ve bırakılamayan duygular hasta eder.

Çözülmemiş korkular böbrek ve mesaneyi hasta eder.

İnsan gün içinde çeşitli zararlı etkenlerle karşılaşır ve arınma her anın içindedir. Arınma tefekkürle olur, normal düşünceyle değil. Her gün olan şeyler ve onlara verdiğimiz anlamlar, hayatı güzel görme alışkanlığımız her şeyi etkiler.

Günlük hayat içinde her şey kontrolümüz altında değildir, kontrol edebileceğimiz şeyler olduğu gibi, en az onun kadar kontrolsüz bir alan vardır yaşamın içinde, o yüzden bakış açımız önemlidir.

Bazen insanın yapısı olumsuza daha meyillidir ve maharette burada başlar, yani kendinde olanla çalışma ve onu dönüştürme ve bu konuda son nefese kadar pes etmeme, işte asıl yaşamak budur.

Ve işin aslı insan dünya hayatı içine girdiği andan itibaren zaten hastalığın içindedir çünkü dünya dualitenin, ikiliğin olduğu bir gezegendir. Karanlık aydınlıkla, nefret sevgiyle, kadın erkekle, gece gündüzle dengelenir yani her şey zıttı ile muhkemdir, dünyanın kuralı budur.

Uygur tıbbında her organın duygusu vardır, bunun aşırılaşması, ters yönde ilerlemesi hastalık yapar. Duygular da ikilidir, tüm dünya gibi.

Ve konu hiç öfkenin, kederin, korkunun olmaması değildir, tabi bunları aşan insanlar olabilir ama genel insan böyle değildir. Öfkeyi, kederi, alınganlığı yaşar. O yüzden olduğu kadar çözmek, arınmak esastır.

Arınmak doğru yoldan yürümektir. Öfkenin aşırısı karaciğere zarardır, hücreleri bozar, organ hasta olur. Hastalığın adı farklı olabilir, siroz, kitle, kanser, kist vs ama çekirdek sorun aynıdır ve o duyguyu karaciğerin ne oranda tolere ettiğiyle bağlantılıdır.

O yüzden kirlenmek doğaldır çünkü dualite var, hep temiz olunmaz ama bunun temizlenmesi de var çünkü dualite var, her şey çift yönlü.

Nasıl kirlendiğimizde yıkanıp arınıyorsak, duyguların mekanların insanların toksik etki yapanlarından da arınmak gerekir. Ve bu bir kereye mahsus değil, yaşam tarzı, prensibi olması gerekir. Nasıl ki bir kere banyo yaptın diye tüm ömür boyunca o yetmez ise, insanın ruhsal arınması da öyledir, zaman zaman dönemsel arınma gerekir, yani kirlendiğini hissettikçe.

Ve yapabildiğin kadar zararlı etkenlerden uzak durma, enfekte ortamlardan uzak durduğun gibi enfekte insanlardan uzak olmak gerekir ve kendiniz de enfekte insan olmayın.

Nasıl yapacağım diye sormayın, şüpheye hiç düşmeyin, hayatta emeksiz bir şey yok, olduğunu sandıklarımız yanılgı, vardır onun da bir arka planı.

Nasıl mikroplu ortamda olmak istemeyip oradan uzaklaşıyorsanız, aşırı öfke, alınganlık, keder vs içinde de olmayın. Hapşıran veya açık yaranın farkında olduğunuz gibi, kederinizin farkında olun ve onu görün, bastırmayın. Neden kederliyim? Diye sorun kendinize, fark edin, yapabileceğiniz çözümleri yapın. Hayat her zaman kolaylık içinde yürümez, bazen riskleri, zorlukları göze almak gerekir, hatta hayat cesarettir, adım atmaktır, çözüm için adım atın.

Hesap vereceğiniz tek merci vicdanınız, başka insanlar, boş laflar değil. Bu bedende yaşayacağınız tek hayat bu, başkalarının hayatı değil, işte o yüzden onu hakkıyla yaşamak önemli. Ve hakkını veremediğimiz anlarda konuyu ortaya alıp, çözmek, düzeltmek gerekli.

Kimse kimse için bir şey yapamaz kişi kendi yapmayınca, iyi insanlar sadece istersen söyler, destekler ama yapan her zaman kişinin kendisi.

Arın toksik maddelerden, mekanlardan, insanlardan, duygulardan, her gün olduğu kadar. Zaten hayat bu değil mi? Her gün bir miktar, tedaviye giden yolun dozu bu. İrade göstermek ve yapmak, emek vermek, arınmayı istemek ve çalışmak. Öyle biri falanca terapiyi yaptı, artık daha neşeliyim, hayat bolluk içinde falanla olmuyor bu iş, hayat zaten sonsuzluktan gelen ve bol olan, sonsuz dar olur mu? Dar gören, dar olan insan. Ve hepimizin deneyimi, öğrenecekleri farklı, o yüzden kıyaslama, sadece kendi yolunda yürü.

Her zaman kendine katkı bütüne katkı, iyi hisler üretmen etrafına da fayda çünkü duygular yansır. İyi veya kötü, ne yansıtacağın ise senin seçimin, yani özgür irade.

Sorunun neyse onu kapama, dayanamayacağın noktaya kadar bekleme, her gün bir parçasını çöz. Tefekkür et, neden o duygu, olay, kişi seni etkiledi?

Kederlenmek, yaşamdan mutsuz olmak çare değil, kederin seni yıkabilecek gücünü unutma.

Ne yap yap kalbinde neşeye yer aç hayatında neşeye yer aç, hayat bir oyunsa ki kadimler öyle diyor, vardır bir bildikleri, yapabileceklerini yap, yani aktif eylem ve yapamadıklarının içindeki güzelliği de gör.

Ömür deneyim için, o deneyimi neşeyle geç.

20190524_185034

 

kırgınlık, keder…

Dün kırgınlık içinde bir gün geçirdim, hatta üzgün, kederli gün oldu. Bunu yapmamam gerektiğini biliyorum, artık olmamalı ama oldu.

O yüzden bugün kendimden çok özür diliyorum: “Özür dilerim, bu bir hataydı, sana haksızlık yaptım, beni affet, seni seviyorum.”

Sağlığım yerindeyse, sevdiklerimin sağlığı iyiyse, bazen can sıkıntıları olsa da ki oluyor, diğer hiçbir neden günü mutsuz ve kederli yaşamamızı haklı gösteremez. O yüzden kendime haksızlık yaptım.

Keder, üzüntü veya öfke, endişe vs gelip geçici duygular gibi görünüyor ama sadece öyle değil. O kederin uzamış hali, bedende salınan kimyasallar ve bunun uzun süre devam etmesi bedensel hastalıkların en önemli nedeni. Yani uzamış keder kendinizi zehirlemek gibi veya diğer olumsuz duygular.

İnsanız bazen bu duygulara takılıp gidebiliyoruz çünkü o an birilerinin bize haksızlık yaptığını, acı çektirdiğini düşünüyoruz ama aslında en büyük haksızlığı kendimize biz yapıyoruz.

Oysa bu hayatta bizden başka bir şey yok, biz ve düşüncelerimiz ve onlarla oluşturduklarımız. Biz iyiysek her şey iyi veya tam tersi.

Kimse bizi mutlu etmek zorunda değil, kimseye hesap vermek zorunda değiliz, tabi vicdanımızdan gayrı.

Bunları biliyorsak, ki biliyoruz artık, gelen ‘keder, kırgınlık veya herkes kendinde bilir ne tür negatif enerjilere yatkın olduğunu’ işte tam o anda, durumu fark ettiğimiz anda, bu hali dönüştürmek için karşıt enerji kullanmamız gerekir, yani irade ile, pes etmeden. Bunu her bu tür enerji alanıyla kaplandığımızda yaparsak zamanla öğreniriz, alışkanlığımız olur. Çünkü bu hayatta iyi davranacağımız, hakkını vereceğimiz ilk kişi kendimizdir ve sonra başkaları.

Hayat güzel, yaşamak bir şans, o yüzden hep tekrar dene ve toparlan, yaşıyor olmakla kazandığın şansı değerlendir, yani şu devri alemde en iyi halinde ol.

Bu arada toparlanırken düşün; ‘acaba neden böyle bir duyguya ihtiyaç duydun, olan olay neden seni böyle hissettirdi?’ Çünkü bir başkası aynı olayı yaşadığında senin gibi tepki vermez, bazısı incinir, bazısı öfkelenir, bazısı hiç aldırmaz bile. Bu durumda çözülmesi gereken konu bu aslında, “Neden böyle hissettin, neden etkilendin?”

Kolay gelsin hepimize 🙂