A- B (6)

B: Bu çok tuhaf, aslında böyle olmamalı..

A: Bu bir direnç cümlesi.

B: Bunca zaman bunca laf söylüyorum da, sözüm kendime hiç mi geçmiyor?

A: Bu yargı, kendini yargı cümlesi.

B: Bunları kimseyle konuşamam, zaten kimse kimsenin umurunda değil.

A: Başkalarını yargılama cümlesi, bu bir önyargı..

B: Ne oluyor burada, sanki beni dinlemiyorsun?

A: Dinliyorum ya, hatta cümle tiplerini belirliyorum.

B: Yok yok, sen benimle dalga geçiyorsun.

A: Zan cümlesi, öyle zannediyorsun.

B: Yani?

A: Yanisi yok, bu cümlelerine vereceğim bir cevap yok. Şimdi dur ve net ol, açık söyle, sorun ne?

B: Beni hiç umursamıyor, umurunda değilim ya da bana öyle geliyor ve mutsuzum.

A: Böyle durumlarda hemen kalbine bak, orada ne oluyor?

B: Anlamsız, boş hissediyorum. Bunu kendime defalarca söyledim, ‘insanların bir önemi yok’ diye ama olmuyor çünkü o benim için özel.

A: Özel olan, hayattan daha önemli değil ve hayat geçiyor.

B: Biliyorum.

A: Şimdi beyninden kalbine in, sadece bir saniye orada dinlen ve sonra göbek deliğinin altındaki bölgeye gelip, orada kal.

Orada hem kalp hem beyin var ama oldukça farklı.

Orada bütünü görebilirsin, hem hiçliği hem hepliği, öyle güçlü- canlandırıcı bir enerji çünkü orada yaşam var.

Orada, hepi- hiçi ve bir an gelir ki boşluğu görebilirsin.

Her şey olduğunu ve hiçbir şey olmadığını, sadece akan coşkuyu anlarsın belki.

Orada, ne senin, ne özel dediğinin bir önemi yok, göbek deliğinin iki parmak altındaki noktaya iyice bak, göreceğin sadece; akan güçlü bir nabız gibi hayatın enerjisi, gi’nin denizi.

B: Orayı güçlü hissetmiyorum şimdi.

A: Sorun da bu ya, zihnin; bedenin arkasındaki bölgede. Dikkatini öne çek, oradaki yaşamın gücünü hisset ve rahatla.

Bu arada küskün gözlerle bakma, neşeyi gi’nin denizinden gözlerine çek.

B: Tamam, deneyeceğim.

A: Deneme. Sadece basitçe, istiyorsan yap!

Şunu unutma, dikkatin neredeyse gerçeğin o, enerjin o, yaşadıkların o.

Eğer sorun varsa sırayla hepsine bak, dikkatin nerde, enerjin nasıl, duygun nasıl. Nasıl algılıyorsan dünya öyle. Ve hangisinden yapabiliyorsan ordan durumu düzenle. Kolay yani, sadece sorunu anla. 🙂

B: Kolaymış sahi 🙂

751038286_n

Mide..

Mide içi boş organdır, Uygur tıbbında yang organdır, erildir. Fiziksel olarak dışarıdan gıdaları alır, sindirimin ağızdan sonraki en önemli yeridir. Gıdaların bedenin ihtiyacı olan yapıtaşlarına dönüşmesi burada başlar. Mide sağlıklıysa gıdalar rahatça sindirilir, dönüşür.

Enerji tıbbında ise, mide; duyguların, yaşanan olayların sindirilme yeridir.

Sindirilme nedir? Alınana direnç göstermeden, olanın uygun olduğunu bilerek, onu dönüştürmek, bilgisini almak, sonra gerekiyorsa o bilgiyi uygun hücrelere iletmek, gereksizse onu sindirimin sonunda atmak.

Yani her gıda bir bilgidir, beden onu alır, kendine uygunsa dahil eder, değilse atar. Bu kadar basittir.

Aynısı enerji bedeni içinde geçerlidir. Bir olay bilgidir, bir duygu oluşturur ve bunun bilgisini aldığımızda sindirip geçmemiz gerekir. Basitçe, ya duyguyu sevinçle alırız ya da atarız.

Bunu yapamadığımızda, duygular enerji bedeninde sıkışır, kıvrandırır, acıtır ve bedende aynı şekilde kıvranır, mide rahatsızlanır.

Oysa olan nedir? Bir gıda veya olay geldi, değerlendirip bilgisini alıp, sindirmeliyiz, hepsi bu.

Midede sorun yaşanıyorsa, hangi gıdanın size yaramadığını düşündüğünüz kadar, hangi olay, kişi size yaramadı, bunu da düşünüp, çözümü ona göre yapmak uygundur. Acıyı, baharatı kestiğimiz kadar, acı veren kişileri de silmek tedaviye destek olur. 🙂

girl-on-swing

Tepe..

İnsan bir tepenin ortasında doğar. Yukarı çıkmak için çabalar. Biraz çıkar, tekrar düşer, hayat işte.

Tepeyi inmek zahmetsizdir, çıkmak emek ister. İki ileri bir geri gider, gelir.

Olur da tepeyi çıkarsa tüm vadi görünür olur, her şey çıkarken gördüğünden farklıdır.

O zaman anlar; aslında ne çıkan ne inen, ne yukarısı ne aşağısı var, sadece tepe ve onun üzerinde ha bire değişen şeyler var.

A- B (5)

A: Şimdi şunu iyice anla, sadece bunu anlarsan işi çözersin aslında:

Sen varsın ve diğerleri var.

Sen mutlu olmak istiyorsun, diğerleri de öyle.

Ve sen ve diğer insanlar, mutlu olmak için birbirlerine veya bir şeylere muhtaç olduklarını sanıyorlar.

Oysa:

Mutluluk- mutsuzluğa takılma, sadece günü iyi yaşamaya bak.

Ve şunu hiç unutma; sen kendinleyken iyi yaşayamıyorsan, diğerleriyle de iyi olamazsın. Bu Bir..

Kendi alanında iyi ol. Bu iki..

Gününü güzel yaşayamıyorsan, sanma ki hayalindeki yerde, hayalindeki insanlarla iyi olursun, olamazsın çünkü gittiğin her yere kesin götürdüğün sensin. Bu üç..

B: Anlıyorum.

A: Sadece anlama, bunu yaşa!

B: 🙂

A: Bunu yaşa çünkü gerçeğin keyfi bu.

Şimdi sen diye biri var ve senin içinde binlerce sen var. Sanma ki sabit ve tek sensin, değil.

Sen yani ‘ben’ dediğin kişiyle iyi yaşa, iyi geçin, keyifli ol, çay iç, yürü, koş, dur, iş yap vs vs ama keyifli ol. Yani her dakikanı olmasa da, günün genel temasını keyifli yap. Başını yastığa koyduğunda, iyi gündü diyebil.

Kendim dediğini çok ciddiye de alma ya da şöyle; keyifli bir ciddiyete al. Gerektiğinde dalga geç kendinle, saçma iş yaptığında gör ve gül geç, ‘ne komiksin kızım’ de mesela, ‘şapşal gibi kaldın ortada’ de, ‘rezil oldun be kızım’ de, ne olacak sanki, o kadar da önemli değilsin aslında, nasıl olsa sen dahil her şey geçici.

Bu ‘ben’ dediğin kişi, kendiyle eğlenemezse, dalga geçemezse, iyi gün geçiremezse, o hayalindeki yerde, o hayalindeki kişiyle iyi olamaz unutma.

Netice; ben dediğinle hayatı iyi yaşa.

B: 🙂

751038286_n

Kalbe düşmek.

Kalbe düşmek derler ya, doğrudur. Gerçekten kalbe düşülür.

Yani dünyasal olarak bakınca durum böyledir; kalbe düşülür. 🙂

Neden?

Çünkü anatomik olarak akıl yukarıda, kalp aşağıdadır.

Yani “kalbe fiziksel olarak düşülür.” 🙂

Kalbin ve aklın dünyaları bambaşkadır.

İkisinde de başka güzellikler görülür.

Ama kalbin dünyasına giren; anlatılmaz yaşanır olanı görür. Yani sihir.

Anlatılmaz yaşanır olanın içinde bazen acı bazen sevinç vardır.

O acı zamanla “hüzne” ve “neşe”ye dönüşür ve sihir başlar.

Acının dönüşmesi için sabır gerekir.

Ve sabır, yaşananın sihrini gösterir.

Çünkü;

Akılda olmak güzeldir ama kalpte olmak tarifsizdir.

Akılda olmak risksiz, kalp risklidir.

Kalbin sevdiği seni sever veya sevmez, bilinmezdir.

Netice; akıl ve kalpte yani ikisinde de gerektiğinde olmayı bilen, bilgedir.