Aylin Özdemir Erdemoğlu O, aslında bir tıp doktoru. Ankara’da bir devlet hastanesinin kan merkezinde hekim olarak görev yapıyor. Stresli ve yorucu meslek hayatı, farkında olmadan birçok meslektaşı gibi, onun da zaman içinde farklı bir alana yönelmesine sebep olmuş. Önce bloger olarak yazmaya başlayan Aydek Sultan Özdemir, ardından ilk romanı “Maya, Rüzgar ve Ketu” sayesinde okuyucularıyla […]
Olma..
Ne kadar kızgın olsan da başkalarını mutsuzluğundan mutlu olma..
Güneş..
Yağmurlu havada güneşi görmek gibi,
Öyle hoş bir şey sevmek 🙂
A- B (6)
B: Bu çok tuhaf, aslında böyle olmamalı..
A: Bu bir direnç cümlesi.
B: Bunca zaman bunca laf söylüyorum da, sözüm kendime hiç mi geçmiyor?
A: Bu yargı, kendini yargı cümlesi.
B: Bunları kimseyle konuşamam, zaten kimse kimsenin umurunda değil.
A: Başkalarını yargılama cümlesi, bu bir önyargı..
B: Ne oluyor burada, sanki beni dinlemiyorsun?
A: Dinliyorum ya, hatta cümle tiplerini belirliyorum.
B: Yok yok, sen benimle dalga geçiyorsun.
A: Zan cümlesi, öyle zannediyorsun.
B: Yani?
A: Yanisi yok, bu cümlelerine vereceğim bir cevap yok. Şimdi dur ve net ol, açık söyle, sorun ne?
B: Beni hiç umursamıyor, umurunda değilim ya da bana öyle geliyor ve mutsuzum.
A: Böyle durumlarda hemen kalbine bak, orada ne oluyor?
B: Anlamsız, boş hissediyorum. Bunu kendime defalarca söyledim, ‘insanların bir önemi yok’ diye ama olmuyor çünkü o benim için özel.
A: Özel olan, hayattan daha önemli değil ve hayat geçiyor.
B: Biliyorum.
A: Şimdi beyninden kalbine in, sadece bir saniye orada dinlen ve sonra göbek deliğinin altındaki bölgeye gelip, orada kal.
Orada hem kalp hem beyin var ama oldukça farklı.
Orada bütünü görebilirsin, hem hiçliği hem hepliği, öyle güçlü- canlandırıcı bir enerji çünkü orada yaşam var.
Orada, hepi- hiçi ve bir an gelir ki boşluğu görebilirsin.
Her şey olduğunu ve hiçbir şey olmadığını, sadece akan coşkuyu anlarsın belki.
Orada, ne senin, ne özel dediğinin bir önemi yok, göbek deliğinin iki parmak altındaki noktaya iyice bak, göreceğin sadece; akan güçlü bir nabız gibi hayatın enerjisi, gi’nin denizi.
B: Orayı güçlü hissetmiyorum şimdi.
A: Sorun da bu ya, zihnin; bedenin arkasındaki bölgede. Dikkatini öne çek, oradaki yaşamın gücünü hisset ve rahatla.
Bu arada küskün gözlerle bakma, neşeyi gi’nin denizinden gözlerine çek.
B: Tamam, deneyeceğim.
A: Deneme. Sadece basitçe, istiyorsan yap!
Şunu unutma, dikkatin neredeyse gerçeğin o, enerjin o, yaşadıkların o.
Eğer sorun varsa sırayla hepsine bak, dikkatin nerde, enerjin nasıl, duygun nasıl. Nasıl algılıyorsan dünya öyle. Ve hangisinden yapabiliyorsan ordan durumu düzenle. Kolay yani, sadece sorunu anla. 🙂
B: Kolaymış sahi 🙂

Kırgınlık..
Kırgın olmam için birini kendimden önemli hale getirmiş olmam lazım. Sırf bu bile kırılmamam için bir neden olmalı.
Ne kimse kimseden önemli, ne de kimse kimseden değersiz, herkes sadece kendi.
Mide..
Mide içi boş organdır, Uygur tıbbında yang organdır, erildir. Fiziksel olarak dışarıdan gıdaları alır, sindirimin ağızdan sonraki en önemli yeridir. Gıdaların bedenin ihtiyacı olan yapıtaşlarına dönüşmesi burada başlar. Mide sağlıklıysa gıdalar rahatça sindirilir, dönüşür.
Enerji tıbbında ise, mide; duyguların, yaşanan olayların sindirilme yeridir.
Sindirilme nedir? Alınana direnç göstermeden, olanın uygun olduğunu bilerek, onu dönüştürmek, bilgisini almak, sonra gerekiyorsa o bilgiyi uygun hücrelere iletmek, gereksizse onu sindirimin sonunda atmak.
Yani her gıda bir bilgidir, beden onu alır, kendine uygunsa dahil eder, değilse atar. Bu kadar basittir.
Aynısı enerji bedeni içinde geçerlidir. Bir olay bilgidir, bir duygu oluşturur ve bunun bilgisini aldığımızda sindirip geçmemiz gerekir. Basitçe, ya duyguyu sevinçle alırız ya da atarız.
Bunu yapamadığımızda, duygular enerji bedeninde sıkışır, kıvrandırır, acıtır ve bedende aynı şekilde kıvranır, mide rahatsızlanır.
Oysa olan nedir? Bir gıda veya olay geldi, değerlendirip bilgisini alıp, sindirmeliyiz, hepsi bu.
Midede sorun yaşanıyorsa, hangi gıdanın size yaramadığını düşündüğünüz kadar, hangi olay, kişi size yaramadı, bunu da düşünüp, çözümü ona göre yapmak uygundur. Acıyı, baharatı kestiğimiz kadar, acı veren kişileri de silmek tedaviye destek olur. 🙂

Tepe..
İnsan bir tepenin ortasında doğar. Yukarı çıkmak için çabalar. Biraz çıkar, tekrar düşer, hayat işte.
Tepeyi inmek zahmetsizdir, çıkmak emek ister. İki ileri bir geri gider, gelir.
Olur da tepeyi çıkarsa tüm vadi görünür olur, her şey çıkarken gördüğünden farklıdır.
O zaman anlar; aslında ne çıkan ne inen, ne yukarısı ne aşağısı var, sadece tepe ve onun üzerinde ha bire değişen şeyler var.
Dünya-insan-hayat..
Uçtu..
Birkaç gündür zihnimde bir ağırlık vardı, bugün uçtu ama çok yorgunum. Zihindeki ağırlık, bedeni bu kadar yorar mı?
Demek ki yorar.. ama bu haksızlık, bedenim bir şey yapmadı ki..
Aslında; düşünülenin gücü, iyi veya kötü anlamda, nasıl hissediyorsan, bedenli halin yaşadığı o.
Sebepsiz..
Boş ver herkesi; ne hissediyorsan o.
