Çok da sorun etme olan olur, olmayansa vakti gelince olur.
Yazar: Aydek Sultan Özdemir
A- B (kaç numara oldu unuttum)
B: Ben hep güven arıyorum, her şeyde ve herkeste. Önce güven duymak istiyorum.
A: Oysa aramana gerek yok ki!
B: Neden öyle dedin? Güvenmek benim en önemli problemim.
A: Hani şu sufi Nasrettin hikayesini hatırla, hani içeride anahtarını kaybediyor da, onu daha ışıklı diye dışarıda arıyor ya, işte aynen böyle.
B: Nasıl?
A: Bir dur ve içine bak, aradığın o şey sende.
B: Öyle mi dersin?
A: Dedim ya. Güven bir duygu, his alanı ve o sende var. Sen yıllarca..
B: Kaç yıl olduğunu söyleme 🙂 orası sırlı kalsın 🙂
A: 🙂
Sen yıllarca yanlış yerde aradın. Sufi Nasrettin hikayesi gibi, anahtarı kaybettin, o içeride ama daha aydınlık diye dışarıda aradın.
Sen zaten güvensin, o alan sende.
A: Sağol..

Damla..
Hava çok yağmurluydu, önce yolu yokuş aşağı indikten sonra, yokuş yukarı çıkacağım bölüme geldim. Üstüm başım her yanım yağmur olmuştu. Yolun ortasında durup, soluklanmak için etrafa bakındım.
Ağaçların kuru dalları ıpıslaktı, birden durdum, ıslaklığın özü damlalar. Islak gövdeye tutunmuş bir damlaya bakakaldım. Damla ve ben öylece bakıştık.
Birden tüm ıslaklığım, yorgunluğum gitti, içime bir gülme geldi.
Damla ve ben.. Ben ve damla..
Hani ‘yalan dünya’ derler ya, işte o an anladım ki, dünya yalan falan değil, basbayağı gerçek.
Ama damlada iki farklı şey var:
Birinde, gerçekliği ve formu içinde damla var.
İkincisinde, damla ve onun verdiği bir his var. Hoşluk gibi, hoşnutluk gibi.
Damlanın senden hoşnut olması, senin damladan hoşnut olman gibi. Öyle bir şey, hoş bir an.
Ve dünya yalan falan değil, gerçek.
Dünya var ve o formun içinde bir his var. Belki keyif gibi.

Yağmur..
Yağmur nasıl da yağıyor gönlümün bahçesine, demek ki bu yaz çok çiçek olacak.
CHURCHILL terzi hikayesi..
Churchıll: “Beni en iyi anlayan terzimdir çünkü her gördüğünde ölçümü yeniden alır” demiş ya, işte ne doğru söylemiş.
Her şeyin sürekli değiştiği bir evrende belki de en büyük sorunumuz, inatla herkesi ve her şeyi ‘aynı- sabit’ sanmamız. Her doğan gün aynı olmadığı gibi, güne uyanan da aynı değil ama gel de anla.
Yıllar önce tanıdığımız insan, eskisiyle aynı değil. Bunu fark edersek ve her gün değişen enerjiyi görürsek, insanların ve şeylerin derinliğini keşfetme şansımız olabilir.
Her gün yeni olanı görmeye başlamak, bir şeyleri anlamanın anahtarı olabilir.
İyilik..
Önce kendin iyi ol, yoksa kimsenin iyiliğini gerçekten isteyemezsin..
Ağlamak..
Ahh nasıl da ağlayasım var bu sabah
ama güne yazık olur böyle ağlamak.
Olmaz!!
Artık olmaz böyle şeyler için ağlamak.
Her zaman arkamızda olan koca bir düzen var,
onu yok sayıp ağlamak olmaz.
Eskiden olurdu ama artık olmaz!!
***
Yine de biliyorum ki bu sabah,
çok ağlayasım var.
Hem zırıl zırıl ağlamak,
hiçbir şey bilmiyor gibi ağlamak,
her şeye yeni başlamış gibi
ama artık olmaz!!
Yapılmaz.
***
Önce bir ben varım.
Bunu iyice anlarsam hiçliğimi belki anlarım.
Önce ben varım.
***
Hakikaten de,
insan saçma şeyler için ağlarken
ne kadar çirkin
ve gülerken ne kadar güzel.
İnanılmaz.
***
Saçma ağlayışlar diyorum çünkü
orada egosal dirençler var.
İnsanı aşağı çekmek isteyen bahaneler.
Ama bir de hep iyi olmanı isteyenler var.
İşte bunu bilince olmaz!!
***
Böyle dibe batma isteği anlarında iki yol var;
ya bırakıp batarsın dibin dibine,
sonra pişman olsan da olmuştur bir kere ve
bu kez de toparlanmaya çalışırsın.
Yolun biri bu.
***
Diğeri hiç girmemek bu oyuna,
dahil olmamak,
ne yapıp edip o kurgudan sıyrılmak.
Çünkü buradayım,
ben varım
ev boş değil,
evin bir sahibi var.
Onu hisset, bunu anla.
***
Yok ki hiçbir şey,
Kimse sana hiçbir şey yapamaz,
kimse kimseyi değersizleştiremez,
sen istemedikten sonra.
Peki ya sen,
sen neden değersiz hissedersin bazı zaman?
Düşün istersen.
***
Bildiğimi söyleyeyim o zaman:
Zamanın bir yerinde
belki çocuklukta, belki az büyüyünce
bir şey yaşanmıştır,
olmuştur bir şeyler
ve o olduğunda
sen kendini hatalı bulmuşsundur.
Muhtemelen yaptığın, kendi vicdanını rahatsız etmiştir.
***
Vicdanın sesi her zaman güçlü değildir,
bazı dönemler o hiç duyulmaz, bir fısıltı gibidir.
İşte öyle anlarda,
o fısıltı hiç duyulmamıştır.
***
Belki küçük bir şeydir o yaptığın ama
bilinçaltın onu devleştirir.
Büyüt büyüt taa Fizan’a kadar büyütmüştür.
Onun işi bu; olayları büyütmek
ve konu büyümüştür.
O yüzden bilinçsizce kendini değersizleştirir, cezalandırırsın.
***
Birinci yol, kapılıp gidebilirsin.
Ve ikinci yol:
Herkes bir şeyler yapar, yaparken hatalı yapar, vicdansız yapar
ama olan bitmiştir.
Şimdi yapacağın bundan öğrenmektir.
***
Olan oldu, geçen geçti,
bir sorumluluğun yok.
O kadar biliyordun,
ondan öyle yaptın.
***
Ve hiç unutma;
aslında bir anlamda
o yaptığın şey, karşı tarafın yapılmasını da istediği şeydir.
Onunda ona ihtiyacı vardır.
Yoksa olmazdı o şey,
olamazdı.
Anahtar kilide uymazdı.
Uyduğuna göre;
olan, o zaman için uygundur.
***
Hem o zaman da vicdan daha sesli uyarabilirdi
ama fısıltıyla söylendi.
Yani onun sorumluluğu da var.
Her şeyi bedenli sen mi bileceksin?
Neticede büyük sistem için her bedenli insan,
bizim çocukların yaptığı şeyleri görmemiz gibi
görülür başka alemde,
yani bilinçsiz.
Bedenli insan bir bebektir, bilen alemin gözünde.
***
Ee bu durumda,
o yanlış yaptığını düşündüğün şey için,
şimdi vicdanın seslenince bilinçaltın onu büyüttü ya
oysa;
yok öyle bir dünya!
Burada sen kendi cezanı kendin kestin.
Kendini cezalandırdın,
bilmeden razı oldun.
Bilinçsizce razı oldun.
Oysa olma!
***
Sen bir temsilcisin.
Temsil ettiğin makam değerli,
o makamın ifadesisin.
Zamanın bir yerinde yaptığını düşündüğün şey için kendini cezalandırma,
ezdirme,
değersizleştirme,
sen değerlisin!
***
Öyle herkesin dediği gibi lafta değil,
“Her insan değerlidir, değerini bil” değil.
Sen değerlisin çünkü
bedenin değil,
temsil ettiğin makam değerli.
***
Kendini cezalandırma
çünkü sen bir aracısın,
bedenli halin bir aracı.
***
Bağlı olduğun sistem sana artık kendini hissettirdiği için
olmayan suçu üstlenip,
suçlu psikolojisinden çıkamayıp
kendini cezalandırıyorsun,
hem de bilinçsizce.
***
Oysa rahat ol
hepsi geçti.
Sen bir kulpsun,
bedenin kapı,
kapıyı açacak o
ve artık o kapı açıldı.
Kilit kapıyı açtı.
Şimdi tam zamanı.
***
İnsanların cinsiyeti işi eşi ailesi eğitimi mesleği şekli hep önemsiz bahane,
yani dünyasal işler.
O da gerek tabii
ama kapıyı sana açan onlar değil,
evin sahibi başka.
O bu etiketlerden bağımsız
ve o her zaman değerli
o vicdanın sahibi.
***
Sakın sen kendini cezalandırma
kurban psikolojisi dönemi bitti
sen hayatı güzelleştir
önce kendine hayatı güzelleştir,
sonrası zaten iyi.
***
Vicdana aykırı yapılan bir şey varsa
cezayı çekecek bir makam vardır.
O güzel ev sahibinin kendisi
çünkü senin aracılığında dünyayı o öğreniyor.
O zaman bilememişti
artık biliyor merak etme
o da öğrendi.
***
Kendini suçlama
elinden geleni iyi yap ve hayata bırak,
emek ver ve bırak,
güzel ol ve bırak.
Kimseyi kendinden üstün bilme.
Bedenler bir
ev sahibi bir
şu anda farklı görünse de öğrenci öğreten bir.
Suç yok
ceza yok
sadece arınmak var.
***
Zamanı gelince
arıtan ateştir.
Ateş ustadır,
ondan geçen yanarak arınır.
İçsel dışsal ateş
işte o arındırıcı.
***
Ateş rehberdir,
tıpkı suyun rehberliği gibi.
O zamanı gelince yanar.
Temizliği bitince şiddeti azalır.
Sakın merak etme..
***
Hem şunu da unutma;
hafif bir ateş,
hani çok eskiden köylerde olurdu ya
gözle görülmeyen, kıvılcımsız ateş
o belki de kor,
işte o;
bedeninin en temelinde
yani kök yerinde
sessizce hep yanar
zaten yanması da iyidir
ufak mikropları kırar
ve hayata tutundurur seni.
***
Bedeni mikroplar talan edince
o küçük alev yangın yeri olur
tüm benliği, bedeni sarar
ve illa ki mikropları kırar.
O yüzden merak etme
ateşte kırılan mikroptur
ev sahibi değil.
***
Sonra zamanla
ateş kül olur,
kül topraktır aslında,
sonra toprak sıkılaşır
metal olur o,
sonra metal erir su olur
ve su besler, ağaç olur.
***
Ve hava
her aşamada olayın içindedir
bilgiyi iletir,
birinden diğerine geçirir.
En sonunda ferah bir nefes aldırır.
***
Bu döngü bitmez.
Yeni öğrenilecekleri tekrar başlatır..
***
Hayat işte
alem işte
yaşam bu işte.
***
Sakın korkma!!
Kurulu bir düzen var.
Yoldan çıkmaya niyet etmezsen,
düzen seni hep toparlar.
O yüzden merak etme.
***
Cezayı hak etmiyorsun,
sadece öğreniyorsun
herkesle birlikte.
***
Sen iyiysen
dünyan iyi
o yüzden dik dur
iyi ol..
Vakit sorumluluk alma vakti
buna gücün var.
Anahtarsın dedim unutma!
***
Kapıyı açabilirsin
kapının girişi sende
uygun şifreyle
kilidi çevir.
***
Haydi hep birlikte
çünkü bitti hepsi..

Düş..
Bugün ben bir düş gördüm.
Düşümde bir gülüş gördüm.
O gülüşün hatırına,
Her şeyi ben hoş gördüm.

Boğaz bölgesi..
Boğaz bölgesinde ses tellerimiz vardır, yani konuşma merkezidir. Aynı zamanda hayatın olmazsa olmazı nefes, bu bölgeden geçerek akciğerlere ulaşır ve yaşam devam eder.
Boğaz bölgesi ifade yerimizdir. Konuşuruz dinlerler, konuşurlar dinleriz, herkes kendini bir şekilde ifade etmeye çalışır.
Boğaz, ifadenin yeridir. Dengeliyse, düşünce duygu hislerimizi, rahatça, kırmadan dökmeden söyleyebiliriz.
Değilse sorun çıkar. Birilerine kızarız, öfkeleniriz ama diyemeyiz susarız. Ortamda sorun hissederiz susarız, kırmak istemeyiz susarız vs. veya tam tersi bu bölge sorunludur ve karşımızdakine hiç aldırmadan her defasında hoyratça yüksek volümde bağırır, çağırırız. Yani bu iki uç da sorundur.
Kendimizi düzgün ifade edemediğimiz zamanlarda, susulan o cümleler boğazda bir yerde tıkanır kalır. Ses kısılır, boğazda ağrı olur, kuru öksürük, yutkunma sıkıntısı, gıcık tutması bitmez durur.
Olay geçici bir durum değilse, yani sorunun kaynağı sürekli hale gelirse, zamanla söylenemeyen sözler duygunun yoğunluğuna, süresine bağlı olarak, boğazda polip olur, kitle olur.
Kendini doğru ifade etmek, cesur bir dürüstlüğü gerektirir. Başkasına hükmetmeye çalışmadan, zorbalaşmadan ya da gizli beklenti ve korkulardan dolayı kendini hiçe sayıp, ezmeden dürüstçe ifade etmek önemlidir.
Hislerimiz neyse elimizden geldiğince düşüncelerimizi ifade etmek güzeldir.
Enerji tıbbında ifade bölgesi olan boğaz, yaratıcılıkla da bağlantılıdır. Göbek altındaki bölge yaratıcı alandır ve boğazla arasında enerjisel olarak bağ vardır. Birinde sorun varsa diğerine de yansır. Mesela genital bölge sorunlarında ( kadında myom, kanama, gebelik sorunları vs, erkekte prostat, sık idrar yolu enfeksiyonu gibi) boğazda da sıkıntı vardır. Sık boğaz ağrısı yaşarlar, öksürük gıcık tutar vs.
‘Çözümü nedir?’ derseniz, aslında hayatın özü basittir, karışık olan bizim buna ne kadar uygun davrandığımızdır. Bedensel veya ruhsal binlerce terapiler, tedaviler vardır, bunları bazen dener, sorunu hallederiz, bazen de hiç işe yaramaz.
Oysa konu belli, açık ol, dürüst ol ve cesur ol. Kendini olduğu kadar ifade et ve o konuyu geç. O an bildiğimiz o anın doğrusudur ve buna göre davranırız. Zamanla doğrularımız değişebilir, o zaman da tekrar durumu yorumlayıp ifade edebiliriz.
Bir sorunumuzu halletmede bazılarının bize yararı olabilir ama her zaman önce kendimize dürüst olup, kendimizi görmek ve olabildiği kadar her gün daha iyi olmak için bir adım atmak ve hayata güvenmek her zaman iyidir.
Ne oluyor ki böyle hissediyoruz? Neden öfkeliyiz, neden değersiz hissediyoruz? Neden konuşamıyoruz veya konuşunca hükmedici- kırıcı oluyoruz, neden korkuyoruz? Kendimizi serbest bırakırsak ağzımızdan çok mu kötü şeyler çıkar, az bağırsak güçsüz mü oluruz, bütün bunlar nedir, bu duygular neden vardır? Bu sürekli bir ‘kendini keşif yoludur.’ Bu yolda çok düşersin ama mesele düşmek değil tekrar toparlanmaktır.
Herkes birbirinden farklı ama daha değerli değil, iyi yaşamak herkesin hakkı.
Aramızdaki değer farkını oluşturan tek şey; elimizden geldiği kadar dürüst olmak, iyi olmak, bilerek kimseye vicdansızlık yapmamak, başkalarının hayat ışığını söndürmemek, merhametli olmak.
İşte sadece bunlar bir insanın değerini artırır metafizik alemde, onun dışında kimse kimseden üstün değil.
Herkes farklı ama birbirinden üstün değil.

8 ocak..
8 ocak 2019, bir daha tekrarı olmayacak yeni bir gün daha. Günü güzel yaşa 🙂