su ve ateş

Su ve ateş nedir, nasıl enerjilerdir;

Su dişi enerjiyi temsil eder, ateş erkek enerjiyi..

Dişi enerji yani su; soğuk, sakin, yumuşak, yavaş, madde, depolayıcı, sessiz, alıcı, hüzünlü, yumuşaktır. Su bulunduğu yerin şeklini alır. Müthiş bir uyum yeteneği vardır. Dere olur, bardakta kapta olur, okyanusun şeklini alır okyanus olur.

Yani inanılmaz tarifsiz bir uyum yeteneği, aslında buna uyum gücü demek doğrudur, bu güçtür.

Su sakindir, ışıltılıdır, serinletici, ferahlatıcı, huzurlu ve uyumludur. Durgun veya akıcı olabilir. İsterse o kadar güçlü olabilir ki, yıkar, tufanlar getirir sel olur. Canlıların hayatının devamını sağlar, o olmadan hayat olmaz, hayat içindeki niyetlerimizi taşır.

Su sakin ve derin bir güçtür, o kadar sakin ve derindir ki, olmaz denileni oldurur, koca kayaları kuma döndürür ve bunları sessiz ve derinden yapar.

Ateş; yakar, yıkar, kavurur, temizler. Sıcak, huzursuz, sert, katı, çabuk uyarılabilir, non madde, mutlu ve vericidir.

Su alıcı sessiz sakin, Ateş verici gürültülü huzursuzdur.

Her insanda bu iki enerji de vardır. Ateşin kavuruculuğunu yakıcılığını, su dengeler sakinleştirir soğutur. Suyun soğuk sakinliğini, ateş ısıtır hareketlendirir canlandırır.

Övgüm daha çok suyun sessiz ve derin gücüne oldu gibi ve hayranım suyun gücüne bu doğru (kadınlar dişi enerjinin gücünü hissedin istedim).

Yine de bu iki güç, insanın kendi içinde ve dünyada dengedeyse her şey yolundadır. Biri fazla veya eksik olursa, bu gezegenin dengesi bozulur.

Su fazla ve tek olursa atalet, ateş fazla ve tek olursa yakıcılık yıkıcılık olur. İkisi bir arada olursa yaşamımızda ve dünyada denge olur.

Yaratılışın bu iki gücü önce bedenlerimizde, bizde dengeli olmalı, bunu yapabiliyorsak ne ala. Ve yapamıyorsak zaten sürekli bizi dengeleyecek karşı cinsin arayışında oluruz. Çünkü bir anlamda su ve ateş, kadın ve erkek enerji demek.

Eğer biz kendi içimizde bu iki enerjiyi olduğu kadar uyum içinde tutarsak (tam denge olamaz zaten burada, dişil bedende isek, dişil enerjinin baskın olması doğru olanıdır, tersi de eril enerji için geçerlidir), bu iki enerjinin dünya içinde karşılaşmaları,uyum ve tamamlanışları da tam olur mutlaka..

O ve ben..16

Ben: Bugün biraz hassas mıyım ne..

O: Öyle misin? Sen bil..

Ben: Öyleyim aslında..

O: Neden peki..

Ben: Aslında özel bir nedeni yok, hani bazen olur ya, için duygu doludur nedense, öyle işte..

O: Duygular, nedensiz gelmez, seni niye ziyaret etmek istediler bugün peki..

Ben: Sanırım şöyle, bugün, hassasiyetim kendime, kendi varlığıma, onu ihmal ettiğimi düşündüğüm anlara, kendi varlığıma duyarsız olduğum anlara, neden bu işte..

O: Bu iyi aslında ‘kendi varlığının farkında olman’ muhteşem, bu iyi işte..

Ben: Biliyorum iyi..

O: O zaman, artık hüzüne gerek var mı sence.. Varlığının, bedeninin, kendinin keyfini çıkar. Bak keyif alacak ne çok şeyin var..

Ben: Haklısın, biliyorum.. Birazdan, hüznüm neşeye döner merak etme..

O: Ben artık seni hiç merak etmiyorum..

Ben: Aa öyle mi? Neden peki..

O: Seni merak edeceğim sınırı geçtin çünkü, artık seninle, seni merak ettiğim için değil, keyfine konuşuyorum farkında mısın?

Ben: :)) Teşekkür ederim, fakındayım aslında.. Ve ben, önce kendimden sorumluyum bu alemde, bunu biliyorum. İçimden geçen sadece, hayatın devamına destek olmak, hem kendimde, hem herkes ve her şeyde.. Hayatın yanındayım ben, olan her neyse..

O: Budur işte, bu doğru ve biraz eksik sadece..

Ben: Öyle mi, neden sence..

O: Sen sadece kendinin, ‘Aydek’in yanında ol, her seferinde, çünkü şöyle, sen kendi yanında olduğun her anda, zaten hayatın yanındasındır. Bu bilgi herkes içinde geçerli. Nedense kimse bunu anlamak istemese de.. bu böyle..

Ben: Anladım, iyi anladım hem de ‘Ne varsa bende var, bu alemde’ ve aynısı herkes için geçerli ‘Ne varsa sizde var bu alemde’ bu kadar işte..

O: Helal sana, bu işte..

Ben: Bir de şu var, yaa gerçekten her şey çok basit aslında.. Aa içim coştu birden, o kadar basit ki her şey, o yüzden göremiyoruz sanki:)) Yaa ne eğlenceli şimdi.. Bak demedim mi, hüznüm, neşeye döndü birden. Duygular, bir şey fark ettirirse iyiymiş gerçekten.. bir açıldım tekrar..

O: Yanii, bu kadar işte..

Ben: Yaa zaten ne var ki, komik her şey, ciddiye aldığımız için oluyor bazı şeyler.. Tamamım bugün, yarına bakarım yine, şu anda her şey ayan ve beyan oldu sanki, anladım ve iyiyim yahuu..

 O: Ne anladın bu konuşmadan sen..

Ben: Çok iyi geldi, keyfim yerine geldi. Anladığımın özeti ise şöyle; Bu hayat ne kadar ciddi ise, işte o kadar da komik aslında.. Ve o an hayatın bana geliş şekli de, nerden baktığıma göre.. Müthiş bu,

Netice yine “Ne varsa bende var bu alemde” Bu kadar işte :))

O: Tamam o vakit..

Ben: Bir de şu var, dramaya gerek yok artık, her şey o kadar açık ve net kii.. Önemli olan bu açıklığın hep farkında olmam.. Güzellllll, çok iyi geldi bu konuşma, uzun zamandır olmadığı kadar..

O: Güzell..

Ben: Güzell..

faydalibitkiler_133905291810

 

bilge kaskana

Bu aşağıdaki ilk kısım geçen sonbahardan, kitabı okuduktan hemen sonra yazmıştım. Yeni yorumum biraz daha aşağıda ve zaten ‘Bilge Kaskana’dan sonra pek başka kitap da okuyamadım açıkcası, o da şundan, Kaskana yetiyor zaten hayatı anlamaya:

“Yaz günlerinden sonra, okumanın tekrar keyifli olduğu bu sonbahar günlerinde, hem de bayram öncesinde, bir solukta okudum “Bilge Kaskana”yı..Bu aralar yeni ne okuyabilirim, bir bilge ne anlatır, benim hayatımda bilgece öğütlere ihtiyacım var diyorsanız mutlaka okuyun derim.
Yalnız Kaskana, bir köşede oturmuş aksakallı bilgelerden değil, hani derler ya
‘feleğin çemberinden geçmiş’ bir bilge..
Hayatta pek çok yolu denemiş, bedensel zevk ve ruhsal huzuru deneyimleyip, ikisini de dengelemiş gerçek bir bilge..
Vee Babilli bilge Kaskana’nın, ders alınacak, herbiri muhteşem önerileri ve öyküleri tam da ihtiyacım olan zamanda iyi geldi. Ve de içinde bilgelik tohumu olan her insan gibi, bana benim içimdeki ‘bilgeyi’ farkettirdi..Var yani bu tohum bende😊
Bilgelik için eksik kalan yönlerim mutlaka var tabii…
‘Mustafa Karnas’ın dediği gibi
‘eğrisi doğrusuna denk gelir’ nasılsa..
maksat bilgelik olduktan sonra😊”

Bu alttaki kısım bugünkü yorumum:

‘Bilge Kaskana’ geçen sonbaharda okuduğum muhteşem başucu kitabım.. Gerçi artık başucumda değil, şundan dolayı artık tüm hücrelerimde Kaskana’nın bilgeliği zaten kayıtlı..
Kaskana, Babilli bir bilge ve olaylar o zamanda geçiyor aslında ve gerçek olan şu ki, Kaskana’nın dediği her şey ve tecrübe hayatın her zamanlarında geçerli aslında, yani Kaskana ve verdiği öğütler ölümsüz aslında..
Bunu kitap bittikten çok sonra, hayatın içindeki tüm deneyimlerimde anladım ben. Onun her dediği, tam ihtiyaç duyduğum anda beni hep destekledi ve hayatımı kolaylaştırdı.
Mesela Kaskana’dan hemen şu aklıma geldi:
“Kimseye hayatınızı verecek kadar sadık olmayın” bu kadar işte, yaşamdan ve yaşam hakkının teşvikinden ötesi var mı? Önce biz iyi olalım, bu bizden yansır zaten..
Kaskana’yı çok önemsiyorum, ben çok faydalandım ve ihtiyacı olanlara da katkı olsun istiyorum.
http://mustafakarnaskitaplari.com/ dan kitap olarak veya e-kitap olarak yeni baskısı ile bulabilirsiniz. Bende olan geçen yazdan olan eski baskı kitap, yeninin kapak tasarımıda yeni, şaşırmayın bu yüzden..

O ve ben 15

Ben: Madem seçecektim, daha kolayı yok muydu bunun yahuu.. bu çok zor..

O: Neden böyle dedin..

Ben: Zorlanıyorum sanki, gönlüme konan niyetten, zor çünkü..

O: Zor geliyor çünkü, diğer ucunu unutuyorsun..

Ben: Diğer ucu ne ki..

O: Size o an zor görünen, aslında kolayı içinde barındırır. İkisi iç içedir, dıştan zor gördüğün içten kolay olandır ve tersi de diğer durumda doğrudur. Yani zor ve kolay iç içedir sizin alemde. Hani bir söz vardır meşhur ‘Her zorluğun içinde bir kolaylık, her kolaylığın içinde bir zorluk vardır’ sizin alemde..

Ben: Vayy, sözlere de hakimsin bizim alemde:)) Sizin alemde böyle sözler var mı peki..

O: :)) olmaz mı, kendimize göre var bir şeylerimiz, his enerjileri diyelim onlara..

Ben: O nasıl oluyor ‘His enerjileri’..

O: Şöyle aslında, bir hissi taşıyan enerji, gelir ve sarar seni, içinde cümle yoktur o enerjinin ve sen anlarsın ne dediğini..

Ben: Aa ben de anladım valla.. Demek ki sizin oraları hissediyorum bazen, bana da böyle oluyor çünkü, bir enerji geliyor o anda, duygusu neyse, tam olarak sarıyor beni, bunun farkındayım, onu izliyorum, duygusunu alıyorum, cümlesi veya enerjinin adı yok o anda, tüm bünyemi sarıyor ve ben bilemiyorum onunla ne yapacağımı, sadece gözlüyorum onu ve zamanı gelince gidişini izliyorum. Henüz dönüştüremiyorum sanırım, varlığını biliyorum sadece.

O: Farkındayım, bizim alem sana ulaşıyor bazen.. Bu yaptığın iyi, zamanı gelince o enerjiler, kelimelere daha rahat dökeceğin mesajlarıda verirler, merak etme. Ki zaten genelde mesajlarını veriyorlar ve sen alıyorsun bunu, henüz çok bilincinde değilsin, konu bu..

Ben: Çok yoruluyorum o anlarda, yani haksızlık olmasın, o yorgunluğun içinde derin bir huzurda var sonrasında, derinlik var, anlayış var. Yani bana giderken bunları bırakıyorlar sanki..

O: Biliyorum bazen zorlandığını ve yorulduğunu, çünkü bir de arındırıcı enerjiler var. Üzerindeki yüzyılların enerjilerini arındırması gerekenler onlar. Hani bir soba borusunun içindeki yıllarca temizlenmemiş kurumu temizler gibi, o kurumun ortaya çıkış anı, o toz bulutu, o karartı kolay değil mutlaka ve olması gereken şeyler bunlar, buna izin verdikçe arınacaksın, yenide olacaksın.. Yeni yıla girerkenki dileğini unuttun mu yoksa..

Ben: Unutur muyum, cümlem sürekli aklımda, hep o cümle ile dolaşıyorum artık bu hayatta..

O: Güzel o zaman, rahat ol, olan tam olarak bu aslında.. sana yapılan bu, ‘O’nda olmanı kolaylaştırmak ve O’nun sende olmasını rahatlatmak’, hepsi sadece bu işte..

Ben: Tamam, farkındayım bazı şeylerin ve zorlanıyorum sadece..

O: Başa dönelim o zaman.. Zor ve kolay iç içe, zoru görüyorsun da, kolaya neden bakmıyorsun. Sende kolay olana odaklan, işin ve için rahatlasın. Unutma sevgili Umut’um benim, kolaydan yola çıkmak daha keyifli ve zihnin çetrefile o kadar alışmış ki onu kabullenemiyor sanki.

Şöyle düşün aslında; bir yol ağzındasın ve yolun birini seçeceksin, biri daha çetrefilli görünüyor, ne bileyim çalı çırpı kaya uçurum vahşi hayvan daha yola çıkmadan başında görünüyor aslında.. Diğer yol sakin huzurlu çiçekli güneşli neşeli.. Ve senin zihninin bir parçası hala eskide olduğu için, kolay olanın sana istediğin sonucu vermeyeceğini sanıyor, ‘olur mu böyle, iyi olan mutlaka zorlamalı, çaba gerektirmeli’ diyorsun.

Oysa işin aslı o iki yolda aynı kapıya çıkıyor, ortak bir alanda kavuşuyor. O ortak alanda sen seçtiğin yola göre ya çok derbeder hale geliyorsun ya da müthiş enerji dolu olarak o ortak alanda oluyorsun, olan bu sadece, başka bir şey yok. Bu dualite gezegeni dedik ya zor ve kolay bire ve aynıya gidiyor. O olan Bir’in alanı, hangi yolu seçersen seç, o alanda olacaksın mutlaka.. Anladın mı bunu, kolayı neşeliyi huzurlu olanı seç, yolun daha keyifli olsun, bu kadar işte.

Ben: Anlıyorum seni aslında, zihnim kolayı pek göremediği için arındırıyorsunuz beni, kolayı rahat göreyim diye..

O: Sanırım böyle..:)) Kolayı hissettin mi peki, o başta dediğin zor gördüğün konuda..

Ben: Sanırım hissettim..

O: Sanırım deme sen, hissettiğinin farkındayım ve bu doğru, doğru hissettin, bu kadar kolay bu konu işte, tamam mı? Ve bu kolay olan karşındakilere olduğu kadar sana da iyi olacak hepsi bu tatlı umut’um tamam mı?

Ben: Tamamm, bana ilk defa ‘Umut’ diyorsun bugün..

O: Nedenini biliyorsun, bu olduğunun enerjisinin kabulündesin artık, sen bunu net ifade ettin ya bu hafta, ben de artık rahat söyleyebiliyorum bunu sana..

Ben: Tamam

O: Tamam..

faydalibitkiler_133905291810

seven ve sevileniz biz

Biz saf sevgi olsak
Hem seven, hem sevilen olsak..
Bu nasıl bir duygu acaba..
Bir düşünün bunu..
Ve işin aslı,
Her zaman anlamasak da,
Bu dünyada yaşarken,
Bize olan, tam olarak bu..
Yaradanın bu dünyada hem sevdiği,
Hem de istediğiyiz biz..
Bazen unutsak da,
O’nu her daim seveniz biz..
Netice;
Kabul edip rahatlayalım artık,
üzmeyelim kendimizi,
Bazen unutsak da,
Hem seven, hem sevileniz biz..
Sevmekten ve sevilmekten,
Gönülden razı olanız biz..

O ve ben 14..

O: Aydek canım ya ben senden çok memnunum haberin ola, bu dünyada tek seçeceğim beden ve huy sendekiler olur yine. Senden müthişi var mı bu alemde..  Valla yok inan bana. Sen tam gönlümün istediği form ve kıvamdasın, her halinle abukluklarınla sabukluklarınla zihin oyunlarınla ve hep sevmeye çalışmanla, anlamaya çalışmanla, şaşkınlıklarınla, hayranım kızım sana. Senden daha mükemmel bir “Aydek ” yok bu alemde, bundan da haberin ola..

Ben: Bu övgü mü belli değil, benden başka Aydek olmadığını biliyorsun ya.. O yüzden en iyi Aydek benimdir tabii, başka ne olacak, rakibim mi var bu alemde..

O: Hayırdır aksi misin acaba.. Ve o ne cümle ‘rakibim mi var bu alemde’ valla rakibin yok, teksin bu alemde:))

Ben: Ayy ne alaka, senin dediklerine cevap verdim sadece..

O: ‘Ayna ayna söyle bana’ kıvamında oldu biliyorum ve inan bana gayretine, samimi çabana, açıklığına, sabrına, kabulüne hayranım sana..

Ben: Gerçek olabilir misin acaba.. Ah çok teşekkür ederim sana.. Tamam, ben de sana hayranım valla..

O: Ben doğruyu söylüyorum, elinden geleni yapıyorsun her anda, bu çok önemli, deniyorsun ve yapıyorsun olduğu kadar , bu çok anlamlı.. Mutlu ediyorsun beni, sen de mutlu ol e mii..

Ben: Tamam mutlu olayım yahuu..

O: :))

faydalibitkiler_133905291810

 

cemre

Cemreler düşmeye başladı ya bir de şöyle bakalım olaya; ilk cemre havaya düştü yani bizim bildiğimiz en süptile, sonra su’ya ikinci hafif yoğunluğa ve sonuncu toprağa, yani bildiğimiz en katıya..

Buradan gelelim cemre ne, cemre ‘bir enerji’ ve ‘bir bilgi taşıyor’ dünyaya yaz gelmek üzere diye.

Bu bilgiyi ilk alan dünyanın en hafif yoğunlukta olan kısmı yani hava, ikinci sıvı hali yani su, en geç alan en katı hali yani toprak..

Buradan gelelim bizim dünya yaşamındaki halimiz olan, bu katı bedende, biz de tıpkı toprak gibi bilgiyi en geç alıyoruz genelde. Muhtemelen kadim bilgilerde bahsedilen süptil bedenlerimiz ilk alan bilgiyi, sonra beden sıvılarımız ve sonra katı halimiz..

Bilgi, bizden yukarıda olandan gelir daima ve bizim için bu bilgiyi alış sırası da muhtemelen böyle, o yüzden anlayışla davranalım bu topraktan geldiği söylenen bedenlere..::))

rüya bu..

Dün gece erken uyumuşum, ya da doğrusu şöyle, oturduğum yerde, omuzumda şal uyuyup kalmışım (yaşlandım mı ne)..

Derken uyandığımda gelen rüya şu (rüya desem de yalan, baya içinde yaşıyordum olanların); ben sanırım Japonya’dayım, orada yaşamıyorum, bir nedenle gitmişim. Dağ bayır dolanıyorum, güzel yeşil bir dağ ve toprak yol, ben keyifli ve tek dolanıyorum. Arada da öbek öbek insanlar var.

Bir tepeye çıkıyorum önce, kenarda yeşilliklerin olduğu dağ yolunda dolanırken, birden bembeyaz çok güzel bir kar başlıyor. Evet aynen böyle, rüya bu ne yapayım, dur mu diyeyim olana, sanki gerçek sandığımda  olana dur diyebiliyorum da..

Neyse yeşil dağ, toprak yol bembeyaz kar, çok güzel yani, hatta yamaç da durup resim çektirenler var. Bende durup keyifle poz veriyorum (bu arada yazlık kıyafetlerleyim ve hava iyi, kar eğlencesine yağıyor sanki).

Yine neyse, iniyorum bir yamaçtan aşağı, azıcık dik bir iniş yolu, biraz iniyorum. İnerken durduğum kuytulukta dinlenirken, o karda bir sürü uğur böceği görmeyeyim mi.. göreyim tabii..

Uğur böceği derken şöyle, bizim bildiklerimizden değil, büyükler, hani avuç içim kadar varlar, ben şaşkın tabi. Nasıl o kadar büyük olurlar, onları durup incelerken biri, uğur böceklerinden biri, zihinsel olarak dedi ki ‘bir dilek tut’ .. (yaa gerçek böyle, gülmeyin lütfen)..

Hem yaz hem kar var, uğur böceği konuşuyor ve tek çıktığım bir tepeden, tek inmeye çalışıyorum. Ne yapayım rüya böyle, neyse, ben şaşkın durup önce, sonra doğum günü çocuğu gibi ellerimi birleştirip dileğimi tutuyorum ( ne dilediysem artık, belki hatırlarım da boş verin, neydi diye zorlamayacağım. Neticede bir dileğim vardı o rüyanın içinde)

Neyse, dileğim tamam deyip, gitmeye karar vermişken, bana dile diyen uğur böceği, benden önce yola çıkmasın mı? Çıksın tabi, yani uçtu ve bana bakıp sanki gülümsedi ‘dileğin oldu haberin olsun’ diye (yine zihinsel olarak) dileğim neyse, hayırlısı. Bu arada uğur böceklerinin rengini söylemedim değil mi, turuncu karışmış, yoğun altın sarısı bir renk, çok güzeller yani..

Sonrası mı şöyle, uğur böceğinin arkasından şaşkın ağzım açık bakarken, ağzım gerçekte de açık bir şekilde uyanan ben..

Ruhum Japonya’da bir dağda gezdi, bu güzel de, koltuk üzerinde oturur şekilde uyuyup kalan bedenim, bu uyuyuşumdan hiç memnun değildi. Bedenim resmen tutulmuştu. O, o kadar uzakta bir dağda gezsin, ben onu bir koltukta bırakmış olayım olacak iş mi yahuu..

Netice bunun acısını tutuk ve nazlı hareketlerle tüm gün benden çıkardı. Siz siz olun, rüyada uzaklaşacaksanız, en azından yatakta olun.. Ve zihniniz, ruhunuz arada uçsa da, bu dünyada, beden ne derse o, unutmayın.. Nazları çekilecek mutlaka..

ugur-bocegi--i31809