Okyanus gibi..

O bir okyanus, sonsuz, sınırsız. Ama biliyorum dış kabuğu sonlu sınırlı, görünen suretler öyle, o da öyle.

O bir okyanus gibi; bazen fırtınalı bazen dingin, bazen ışıltılı, üzeri yakamoz dolu, bazen karanlık ama çokça aydınlık ve renkli, bazen mavi, bazen beyaz, bazen gece mavisi, bazen pembe veya altın rengi, yani o bir renk cümbüşü.

O bir okyanus gibi dingin ama bazen altüst edecek kadar hiddetli.

Onu seviyorum çünkü neyse o, farklı olabilir ama olmaz, o neyse o.

Onu seviyorum çünkü o gerçek, masum ve saf, tıpkı sabah denizi gibi.

Ama ona çok kızgınım, kırgınım çünkü kendi gerçekliğinin bozulmasına izin vermez, o okyanus ve ben ona bakan, bazen dokunan, bazen içinde yüzen, yaşayan ve sonra kıyıya dönüp kurulanan biri.

Onu seviyorum çünkü o mutlu eder, neşe katar.

Ama ona kızgınım çünkü o benim okyanusum değil, isteyen herkes okyanusa bakar.

Onu seviyorum çünkü varlığını bilmek huzur gibi, tıpkı sabah ilk gün ışığıyla, okyanus kenarında, mis kokulu bir bahçede uyanmak gibi. Onu seviyorum çünkü o sığınacağım bir liman gibi.

Ama ona kızgınım çünkü o limanda hep kalmama engel olan bir fırtına gibi.

Onu seviyorum çünkü o kalbimin ritmini bu koca dünyada anlayan tek insan gibi.

Artık kalk ve başla çünkü tam zamanı.

Yorulmadın mı şüpheden, vesveseden, başkasından şikayet etmekten? Hayat geçiyor hatırla! Ne o ne bu ne şu, var olan sadece BEN, o herkeste ortak olan, işte sadece ona güven, o herkeste yaradılıştan emanet olan, bir olanın parçası olan ve ondan her şeye yayılan, yani sadece o var olan. İşte tam da o yüzden kimse kurban olamaz, zaten olmadı, sen de değilsin. Sadece herkeste ortak olan ben, karşındaki ben’lerle bir şeyleri başlattı.

Artık anla, sevgin, nefretin, kinin, savaşın, barışın hepsi sadece senden sana, benden bana.

Tam da o yüzden sadece kendinde olanla çalış, duyguların, nefretlerin, başarısızlıkların, değersizlik, yok sayılmaların hepsini kendinde ara ve çözümle.

Ve şunu da hiç unutma; her şey anda derler ama dünyasal zamanda o an, yaşanan akışlarda, işte o yüzden her an bir parçayı çöz, zamanla parçalar domino etkisi yaratır, yani hepsini bir anda bekleme ama sabırla, kararlılıkla kendinle çalış, yani kendini fark et, yani kendini bil. Hem unutma “Yukarıda ne varsa aşağıda, dışarıda ne varsa içeride” var.

Dramların içinde yoğunlaşma, belki farklı açıdan bakabilirsen bu duruma, olduğun kişinin, mesela Aydek’in oyunu aslında, Aydek oynarken çözüyor ve yenileriyle devam ediyor. Bunu böyle gör, sakın kendini en aciz, en beter, en kurban görme, dramların içine kendini hapsetme. Gerçekçi ol, bu bir oyun, yani bazen acımsı bazen tatlı, hepsi senin bakış açına bağlı.

Tüm bunları nasıl yapacaksın? İşte asıl konu bu. Her şeyden herkesten bir şey öğrenirsin zaten ama tek öğretici sendeki BEN, işte sakın ondan vazgeçme.

Duygularını, davranışlarını, yani kin, öfke, kıskançlık, sevgi, tutku vs hepsini, yeri geldiğinde çalış ve olduğu kadar çöz ve ilerle.

Bunlar nasıl çözülür? Önce tarafsız ol, hepsinin sende olduğunu gör ve sıkıntı verdiklerini anladığında o konuya yoğunlaş. Bırak zihnin biraz salınsın, mantığın, beynin değil, zihnin bu konuda salınsın. Acaba neden sen? Neden bu duygu seni etkiledi? Neden bu sana oldu? Vardır onun bir kök nedeni, zihin onu elbet bulur. İşte bu tefekkür, meditasyon dediklerinin aslı. Hepsi zamanla, oluyor mu olmuyor mu diye şüpheye düşme, devam et sadece.

Ve sakın tefekkürü , normal düşünceyle karşılaştırma. Normal düşünce yani beynin mantığın düşüncesi hesapçıdır, tarafsız değildir çünkü kendini bütünden ayrı görür, herkesteki ortak olan, bir olandan yansıyan ben olanı istese de göremez. Ben sonsuz, zamansız, ölümsüz, doğumsuz, hep var olan, beynin alana hakimse onu göremezsin, o mantığa görünmez.

Ve o yüzden beynin hesabı, neden arayışı seni her zaman daha da yorar, düşündükçe derine batarsın ama tefekkür seni yükseltir, yüceltir, hafifletir ve bir an gelir ki “Haa ondanmış hepsi” dersin.

İki düşünce arasındaki fark; biri seni batırır, biri çıkarır, hislerinden anlarsın zaten. Ve tefekkürün sırrı serbest salınım, yani rahat ol, beklenti içinde olma. Bu alandan seni caydırıcılar sık sık çıkarabilir ama devam et, “bu duygu, bu olan sende olan neyi tetikledi?” Ve alanda zihnini serbest bırak, disiplinli bir serbestlikle. İşte buna da dikkat et, yoksa o salınım sandığın da vesvesenin başka çeşidi olabilir.

Farkı anlamak için hislerine güven, normal düşünce seni ağırlaştırır, tefekkür senin enerjini yükseltir. Çünkü hafiflersin, bilir ve çözersin.

Buna kolay veya zor deme, sadece masumca yaşa.

 

 

Halime Keskin

 

 

Hal..

Ne oldu, nasıl oldu da oldu hiç bilemedim ama bir duygu, bir akşamüstü geldi ve kalbime kondu. Onun ne olduğunu anlamam uzun zamanımı aldı.

O nasıl bir şeydi? Sanki kısmi bir delilik gibiydi, insanın bir an en tepede, bir sonrakinde en derinin de derininde olduğu bir duygu, ona duygu denemezdi, o bir haldi.

Büyük bir coşku, büyük bir acıyla her an el eleydi çünkü o bazen sakin ve bazen sert bir rüzgardı, hiç tutulmadı, sadece tutulmuş gibi yaptı.

Ve o rüzgarın şiddeti bazen artıp bazen azalsa da hep devam etti.

O aşktı.

Verdiğin her şeyin dışında, bunu yaşattığın için kalbim hep şükranla dolu olacak sana.