Soru- Cevap..

İnsanın gözünde bazen sebepsiz bir ışıltı olur. O ışıltı bir an mutluluktan gözlerini doldurur. Çok şükür bin şükür bu duyguya.

Soru: Gözlerde o ışıltı neden olur?

Cevap: -Kalp, o işte bir an ferahlıyor.

Soru: Neden ferahlıyor?

Cevap: -İçinde o sıra birikmiş bir tortu oluyor. Belki birkaç gün veya zamandır kalbini kıvrandırıyor. Ve kalp, bir şekilde o çer çöpü dışarı atmışsa, birden ferahlıyor, adeta şifalanıyor. Ve o şifanın getirdiği masumiyetin ışığı gözlere yansıyor.

Soru: Kalple gözün ne ilgisi var?

Cevap: -Uygur tıbbında kalbe, ruhun evi denir. Uygurlar, ruhun kalpte dinlendiğini söyler. Kalp, bedende ruhsallıkla direkt bağlantılı tek organdır.

Ama kalbin içi zift kaplanırsa, ruh o evden uzaklaşır, yani kalpten. Ve bu sıkıntı verir.

Soru: Kalbi kirleten zift nedir?

Cevap: -Baskın duygulanımlarının ne olduğudur.

Soru: Mesela nedir?

Cevap: -Yoğun şüpheler, kıskançlık, fesatlık, yalanlar vs. Yani negatif duygular. Ve bunlar malesef zaman zaman insanın zihnini- bedenini kaplar. Dozu önemli, maruz kalma süresi önemli. Aynı radyasyona maruziyet gibi.

Ve en önemlisi bu tür enerjiler kapladığında “Neden böyle hissettiğini” tarafsızca düşünmen önemli. O derin düşünce, sen farkında olmadan seni açar ve derin bir nefes alırsın. İşte o derin nefesle, sıkıntılı duygulara neden olan enerjiler tutunacak yer bulamayıp yavaşça nefesinle uçar ve gider ama zamanla. Her zaman bir kerede değil. Çünkü bu bir antreman, arınma antremanı. Antreman yapan insan bedeninin bir günde form tutmasını bekleyemez. Buna alışmak lazım, zamanla doğal olarak zihnin böyle akması lazım. Bir kere yapmakla olmaz, bu bir birikim.

Ve bakarsın bir an, beklemediğin bir an, o kalp evine ruhun girer. Ve kalbinden gözlerine ışıltı yayar.

Soru: Ama bu duygular gitse de bazen tekrar geliyor, sonu yok gibi.

Cevap: -İşte hayat bu zaten. Kalp evi sürekli kontrol gerektirir. Dünyada her şey bazen kirlenir ve temizlik ister, kalp de öyle. Hiç sen, bir kere temizlenip, hala kullanıldığı halde kirlenmeyen, tozlanmayan bir ev gördün mü? Olur mu böyle bir ev? Ev; bir mekan. Kalp; bir makam.

Ve unutma, hiç kullanılmayan evler bile kirlenir, tozlanır. Onun bile her yerini kalın toz tabakaları kaplar. Duvarları, yerleri görünmez olur. Dünyadaki her mekan temizlenmezse böyle olur. Ve kalp de sürekli arınmazsa böyle olur. Tüm yaşam boyunca hem de, hani son nefesine kadar derler ya, işte öyle. Son nefesine kadar arındığına emin olma. Hatta şüphede olacağın tek şey bu olsun dünyada. Unutma son nefesine kadar. Oldu bittisi yok bunun, hiç unutma!

Her mekan temizlenmek ister. Onun için uyanık olman gerekir. Her günde, her anda.

Soru: Kalp evinin temizliği nasıl yapılır?

Cevap: -Bunu biliyorsun aslında ama diğer enerjiler yoğun kaplayınca bildiğini unutursun. Bildiğini unutma, sadece uygula!

Soru: Yine de söylesen, o evi neler temizler?

Cevap: -Belki başka vakit. Şimdi ferahlığın güzelliğinin tadını çıkar. 🙂 Gördün mü onun güzelliğini, işte o duygulanımda kal. Anladın mı, göz ne zaman ışıldar, yüz ne zaman ışıldar.

Soru: Gördüm anladım.

Cevap: O zaman o duygulanımda kal. 🙂

Восхитительные скворечники для вашего сада

Gibi..

Hayat bazen dalgalı, bazen sakin. Tıpkı bir deniz gibi. Bazen bir şeyleri biz istiyoruz, bazen bir şeyler istemimiz dışında oluyor gibi. Yaptıklarımızdan ya da yapmadıklarımızdan bazen mutluyuz, bazen mutsuz gibi.

Hayat işte, bir şekilde geçiyor. Değişmeyen tek şey onun değişkenliği ve hayat sürekli akıyor gibi.

 

Küçük kızlar..

Küçük kızlar birini sevdiği zaman büyür. Kaç yaşında gerçekten severse o zaman büyür. Ve sevgi riskli şeydir. Sevdiğinin seni seveceğinin garantisi yoktur. Hadi sevdi diyelim, devam edeceğinin garantisi yoktur. İşin özünde hayatı gerçekten yaşarsan her an belirsizdir. Sana garanti veren alan, aslında korumak için zorla enerjini tükettiğin alandır.

Netice küçük kızlar bazen otuzunda bazen kırkında bazen ellisinde bazen yirmisinde büyür. Bilinmez hangisinde gerçekten seveceği. Ve bazen hiç büyümeyen küçük kızlar vardır.

Ve küçük kızlar ve küçük oğlanlar, kalben sevdiği zaman büyür.

Enakei

“Kutsanma arzusunun dayanılmaz cazibesi”- Mustafa Karnas- kitap- Giriş..

Söylenmiş, bildirilmiş, iletilmiş, söyletilmiş ve yazılmış olanın sizin üzerindeki hükmü kaldırılmıştır. Çünkü zaman, dürülmüş, bükülmüş ve itilmiştir. Eski olan her şey bir yılanın deri dökmesi gibi kendini dökmüş, görevini iptal etmiş ve nihayetinde kendini yok etmiştir. Bundan sonra artık özgürlük başlamıştır. İsteyene, özgürlük sadece düşünce kadar uzaktır. Uzan ve tut ve al, o artık senindir

Yitirilmiş olanın kazanılma zamanı gelmiştir. Yitirdiğin örtülmüş, itilmiş ve tüketilmiş olandır ve sana geri dönecektir. O kapıdan sadece kalbinde samimiyet tohumlarını taşıyanlar geçebilecektir ve bizim öğretimiz bundan başka bir şey değildir.

Sen uzaklaştıkça sana dönen senden olan olacaktır. Başkası sadece kendisi vardır. Sonsuzluk düşüncede başlar, bedende devam eder. Ruh ise sadece sana ait olandır ve bu ikisinden bağımsız değildir.

Korku, korkuyla beslenir, ateşin ateşle beslendiği gibi ateşe atılan her odun parçası nasıl ki ateşin sürekliliğini sağlar, korku da öyle. Korku ateşine ne sen bir odun parçası at ne de başkasının atmasına izin ver. O zaman kurtuluş sana yakın olacaktır. Kurtuluş özgürlüktür, özgürlük de kurtuluş. İçine odun atılmayan ateş nasıl ki sönmeye mahkum olur, korkular da öyle.

Endişe; o sadece duygularının üzerindeki bir kabuktur. Alman gereken, sana sayıyla verilmiş olan her nefesi almanı engeller ve ölümün nefesi sana daha da yakınlaşır. O halde endişeden uzak dur, endişeyi sana taşıyan her ne varsa onlardan da. Eğer bir kilo altın için bir anlık endişe etmen gerekiyorsa, bu işte zarardasın demektir. Bir kilo altın ne tek bir nefesten değerlidir ne de bir anlık endişe bir kilo altına değer. Hesabını doğru yap.

Endişe; kaybetmek ve kazanmak üzerine kendini bina eder. Ne tuhaf bir oyundur ki bu; gerçekte ne bir kazanç vardır ne de bir kayıp o halde neden endişe etmek gerekir? İnsan kendine sormalı. Güneş doğar ve batar, rüzgarlar eser. Bunlara ne engel olacak. Endişe etmek neyi değiştirecek?

Yükün sen istersen ağırdır, istemezsen hafif. Endişe en büyük yüktür, filin sırtına vursan fil yıkılır. Dünya bile taşıyamaz bu yükü de dağılır. Sana kendi yükü ile gelene el verme sakın. Kimse kimsenin yükünün sırtlanıcısı değildir. Ve kader, kimse kimsenin gerçekte kaderi değildir. Çünkü gerçekte kimse yoktur.

Ne terk edilir insan ne de terk eder. İnanmıyorsan rüzgarlara ve bulutlara sor. Kim kimi iter kim kimden bağımsızdır. Ve güneşin ışığı aldırmaz bir ağacın köküne. Ne tavşan bir yumurtadan çıkar, ne de tavşandan bir yumurta. O halde neden endişe ediyorsun. Her şey zaten bir noktadan ibaret.

Her şeyin hakikatına varmak istiyorsan eğer, ya sen her şey ol ya da bırak her şey sen olsun. Sen neyi, nasıl görmek istiyorsan o olur. Sen Tanrı’yı görmek istediğin için onu görüyorsun ve sen Tanrı’nın seni görmesini istediğin için Tanrı seni görüyor.

Başkalarından olan zaten senindir. Her zaman herkeste ya bir eksik ya da bir fazla vardır. Hiçbir şey tam hesabı ile değildir. Ne zamanki birinde hesap tamamlanır o zaten son nefesini alan ya da veren olur.

Hesabın dürüldüğünde aldığın son nefes seni sonsuza kadar yaşatacaktır. Bir noktanın ne gibi bir hükmü olabilir ki bir düşün. Bir nokta sadece bir kapı olduğunda işe yarar. Ya kapı olmalı insan ya da bir nokta. Kendinden baktığında ya noktadan sonsuzluğu görmeli ya da biri noktadan baktığında kapı olmalı insan noktadan bakana görünmeli. Biz ona aşk deriz.

Aşk buraya ait değildir, cennetten düşme. O cennettir ki, bir çeşit cinnet tarifi yok hiçbir kitapta. Körlerin fili tarif ettikleri gibi her bir kitap bir yerini tarif eder onun. Ama bilene tarif gereksiz bir teferruat zaten.

İki tane aşk düşmüştür yurdundan başkası da yoktur. Biri sana düşer diğeri aşık olduğuna. Ya da sana aşık olur üzerine aşk düşen. Bir denge yoktur arasında ikisinin. Bir eli yerdedir aşkın bir eli cennette. Aşıkların biri her zaman yerde, diğeri hep cennette olur. Aklı olan için çok mesel vardır bu işlerde.

Yazılmış olanı yaktığında zihninde kader yeniden yazılır senin için. Memnun değilsen eğer kaderinden ve yeniden yazmak istiyorsan onu, yazılmış olanı yak ve bitir zihninde. Kolay değil zaten olmayanı yakıp, yok etmek, düşünen için çok mesel vardır bu kalemde.

Herkes bir şeyler biriktirir. Sen istemesen de bir şeyler birikir kendiliğinden. Ne birikiyor bir bak. Yağmurda ıslanmış aç bir köpeği şefkatle sevdiğinde ve üşenmeyip onun karnını doyurduğunda, zırhına yeni bir zırh eklenir unutma.

Her şey sadece bir andan, bir noktadan ibarettir. Bir kalp atışı süresi kadardır her şey. Küçük ya da büyük, zerre ya da kainat fark etmez. Sadece bir kalp atışının süresi içindedir her şey.

Ölmek ve yaşamak. İnce bir çizginin iki tarafında kalır her birisi. Ve yaşayan her şey, can taşıyan bir saatin kolu gibi bir o tarafa gider, bir bu tarafa bir an içinde ölür ve yeniden diriliriz. Bazen yaşamdan ölüme bir şeyler götürür insan, bazen de ölümden yaşama götürür ama çoğu zaman, çoğu insan eli boş döner her iki yakadan.”

Yitik olan “samimiyet”tir ve bu sohbetler sana “samimi” olmayı öğretecektir.

AKIL TAŞI SOHBETLERİ….

 GİRİŞ..

KUTSANMA ARZUSUNUN DAYANILMAZ CAZÄ°BESÄ° ( MUSTAFA KARNAN SOHBETLERÄ°-2 )

Bazen insan..

Bazen insanın içinde de şiddetli yağmurlar olur, seller gelir, fırtına tüm bedeni dolaşır, her yer karanlıktır. Etrafta tutunacak sağlam bir dal yoktur. Ne kadar ağlasan bağırsan da bu afetin içindesindir. Debelenirsin, rüzgarla savrulur, yağmurla akarsın, hatta sele kapılır, her duvara çarparsın.

Ama her fırtına mutlaka diner.

Fırtına bittiğinde perişansındır. Yerden kalkacak halin yoktur.

Ama hayat bir şekilde hep kendinden yanadır. Yani ne yaşanırsa yaşansın yaşamı destekler. Farkında bile olmadan birden kalkarsın. Yırtılmış elbiseni, ıslanmış saçlarını düzeltir, belki çıplak ayaklarına bakarsın.

Ve yaşarsın. Çünkü hayat kendinden yanadır.

Aslında bir anlamda tüm o fırtına belki de, sadece arınman, temizlenmen içindir. Ne bileceksin kimbilir kaç yılın, kaç asırın tortuları içinde birikmiştir.

Hayat güzellikten yanadır. Ve senin de temizlenip güzelleşmeni ister.

Ve hayat, hafiflemeni, ağırlıklarını bırakmanı ister. Belki de o yüzden seni bir anlamda fırtınaya salar. Sırf temizlen diye.

Ve hayat, her zaman her şeyi senin iyiliğin için yapar, o yüzden ona kızgın küskün olduğunda ne olduğunu anlamaz. Bilakis teşekkür etmeni bekler. Çünkü seni ağır yüklerden kurtarmak istemiştir.

Hayat, hayatın içinde olanı sever. Ama kendince sever.

O yüzden her şey bittiğinde, ilk anda kalkarken şaşkın olsan bile, bir iki adım attıktan sonra tekrar mutlu umutlu olmanı ister.

“Olanı bırak, geleceğe çok takılma, burada benimle yaşa” der. Çünkü hayat buradadır, sen buradasındır ve sen aslında hayatın bir parçası, kolu bacağısındır.

Hayat kendinden yanadır. Hayat kendinin parçası olan senden yanadır.

Hayat güzellikten yanadır.

Yani hayatındaki fırtınalar dinince uzatma, dırdırlanma, gülümseyerek kalk ve yine yürü.

Sadece devam et.

20180915_114559