Netice; görünenin hepsinin altındaki enerji.
Enerjin kadar iyisin veya enerjin kadar iyi değilsin. Ve bu ikisini kendinde çalışarak düzeltebilirsin.
Şu an olmasa da emek harcanırsa her an olabilir. Emek önemli.
Netice; görünenin hepsinin altındaki enerji.
Enerjin kadar iyisin veya enerjin kadar iyi değilsin. Ve bu ikisini kendinde çalışarak düzeltebilirsin.
Şu an olmasa da emek harcanırsa her an olabilir. Emek önemli.
Ve şunu fark ettim ki, iyi hissetmek demek enerjinin yani titreşiminin iyi olması demek.
Ve yine şunu fark ettim ki, ‘genel olarak iyi hissetmek’ demek, keyfimin yerinde olması demek.
Keyif yerindeyse bu şu demek, duygu durumun- düşüncelerin- bedenin daha iyidir, yani sağlıklı. Çünkü iyilik hali, zihnin ve bedenin genel bir ortalamanın üstünde sağlıklı olması demek.
Ne zaman tersini yapsam şunu fark ettim ki, ben iyiysem hayatımda her şey iyi. Yani önce iyi hissetmemiz lazım.
Dün akşamüstü duygu durumum çok bozuktu. Zihnim, önceden alışık olduğu bir oyunu sahneledi ve ben buna engel olamadım. Kendime şaşırdım ama ortaya daha önceden bildiğim bir dram sahnesi çıkardım. Olayı yaşarken yarattığım dramın farkındaydım.
Bu neden önemli? Bu çok önemli çünkü dram yaratmak, insanın hayattan beslenme biçimlerinden biri, ‘dramdan beslenmek’. Çoğumuzun farkında bile olmadan yaşadığımız bir durum.
Bir şey olur, enerjimiz düşer. Aslında herkesin enerjisi bazen düşer ve sonra alışkın olduğu yollarla tekrar enerji toparlanır ( yemek, uyku, okumak, sohbet, muhabbet, kahve, çay, sevgi, aşk, yürüyüş vs). Bunlar enerjimizi tekrar toparlamak için beslenme yollarıdır, yani sağlıklı içsel yollar.
Dramdan beslenme; enerjin düşüktür ve o an çevrende olan olayların sorumluluğunu almayıp (sorumluluk almak; olay olabilir ama buna senin vereceğin tepki, yorum, anlam önemli, verdiğin anlamla olanı değiştirebilirsin), sorumluluğu etrafındakilere atmak, onlardan beklemek, onların durumu düzeltmesini, seni mutlu etmesini beklemek.
Yani tablonun içinde; beklenti var, bir nevi suçlama var, ben güçsüzüm- acizim duygusu, acizlik, kırılma, küsme, suçlamak veya suçluluk hissetme var.
Bu neden oluyor? Aslında çoğu insan için tanıdık bir sahne, enerji düştü, dram çıkardın ve yarattığın tablo ile etrafından ilgi aldın, onlar ne olduğunu anlamaya çalıştı, ‘ne yaptık’ dedi vs, yani ilgi aldın yani onlardan enerji aldın.
Kaybettiğin enerjiyi tazelemenin en bayağı yolu. Yani haksızlık olmasın daha bayağı, beter yolları da olabilir. Cümleyi şöyle düzelteyim, enerjiyi tazelemenin sıradan yollarından biri.
Bunun sıklığı da var, yani bazı insanlar sürekli bu yoldan beslenir, her gün her an bir dram çıkarabilir. Neden beslenmek diyorum? Çünkü insan sadece gıda ile beslenmez, bir de enerjisel olarak beslenmek, keyif almak, iyi hissetmek vardır.
Bu konuyu niye anlattım? Kendi adıma uzun zamandan sonra yarattığım bu dramın farkındalığı beni şaşıttı, hoşuma gitmedi, bu olayın duygusu üzerinde düşünmeliyim. Neden zaaf gösterdim? Konu, olay değil, oradaki duygular, hissedişler önemli. Konular her zaman değişir, kapanır ama duyguların tefekkürü önemli.
Zaman içinde düşünürüm ‘neden öyle hissettim?’
Bunu neden anlattım? Çünkü küsmek, alınmak, kırılmak vs gibi, sık kullandığımız kemikleşmiş bazı duygulanım alanlarımız var. Hepimizde bunlar farklı, bende alınmak, kırılmak üzerinden kodlanmış hatalı kodlar, başkasında öfke, kırma, dökme vs türünden de olabilir. Ve bunları normal ve hakkımız gibi görmek hata. Bir yerden başlayıp, daha sağlıklı hissedişler içinde olabilmeliyiz. Hayat bu aslında, kendimiz dediğimizin bir kısmı bunlar ve yaşam hep kendini anlamak, çözmek, şifalandırmak üzerinden gidiyor.
Yani sağlık sadece bedensel değil, zihnen de daha iyi olmak önemli. Zaten biri bozuksa zamanla diğeri de bundan etkilenir. Bozukluk da düzelme de birbirini etkiler.
Dramdan değil, akan hayattan beslenmek dileğimle.
Sevgili WorldPress’in bana kazandırdığı değerli arkadaşlarım, yarın Ankara Çağdaş sanatlar merkezinde, saat 19’da “Maya, Rüzgar ve Ketu” için imza standım olacak.
Yine ilklerin sevinci 🙂 ve aslında heyecanı, bugün biraz stres yaptım valla 🙂
Ankara’daysanız ve yolunuzu düşürürseniz çok sevinirim. Gelebileceklerle görüşmek üzere 🙂
Çok da sorun etme olan olur, olmayansa vakti gelince olur.
B: Ben hep güven arıyorum, her şeyde ve herkeste. Önce güven duymak istiyorum.
A: Oysa aramana gerek yok ki!
B: Neden öyle dedin? Güvenmek benim en önemli problemim.
A: Hani şu sufi Nasrettin hikayesini hatırla, hani içeride anahtarını kaybediyor da, onu daha ışıklı diye dışarıda arıyor ya, işte aynen böyle.
B: Nasıl?
A: Bir dur ve içine bak, aradığın o şey sende.
B: Öyle mi dersin?
A: Dedim ya. Güven bir duygu, his alanı ve o sende var. Sen yıllarca..
B: Kaç yıl olduğunu söyleme 🙂 orası sırlı kalsın 🙂
A: 🙂
Sen yıllarca yanlış yerde aradın. Sufi Nasrettin hikayesi gibi, anahtarı kaybettin, o içeride ama daha aydınlık diye dışarıda aradın.
Sen zaten güvensin, o alan sende.
A: Sağol..

Hava çok yağmurluydu, önce yolu yokuş aşağı indikten sonra, yokuş yukarı çıkacağım bölüme geldim. Üstüm başım her yanım yağmur olmuştu. Yolun ortasında durup, soluklanmak için etrafa bakındım.
Ağaçların kuru dalları ıpıslaktı, birden durdum, ıslaklığın özü damlalar. Islak gövdeye tutunmuş bir damlaya bakakaldım. Damla ve ben öylece bakıştık.
Birden tüm ıslaklığım, yorgunluğum gitti, içime bir gülme geldi.
Damla ve ben.. Ben ve damla..
Hani ‘yalan dünya’ derler ya, işte o an anladım ki, dünya yalan falan değil, basbayağı gerçek.
Ama damlada iki farklı şey var:
Birinde, gerçekliği ve formu içinde damla var.
İkincisinde, damla ve onun verdiği bir his var. Hoşluk gibi, hoşnutluk gibi.
Damlanın senden hoşnut olması, senin damladan hoşnut olman gibi. Öyle bir şey, hoş bir an.
Ve dünya yalan falan değil, gerçek.
Dünya var ve o formun içinde bir his var. Belki keyif gibi.

Yağmur nasıl da yağıyor gönlümün bahçesine, demek ki bu yaz çok çiçek olacak.