Genel öneriler..

1-Olmak istediğin gibi ol, davranışların konuşman yemen içmen yürümen oturman konuşman, hayal ettiğin gibi olsun. Değilse, kendini yeniden inşa et.

2-Fikrini söyle ama herkesin kararını kendine bırak. Özgür iradeye karışma.

3-Başkalarına sor, fikirlerini dinle ama özgür iradene karıştırma.

4-Çocuklara söylemek istediklerin mutlaka vardır ama uygun anda, yeri ve konusu gelince söyle. O söylemeni istediğinde söyle. Daha çok onların anlatacaklarını dinle.

5-Özellikle annen ve babanla iletişiminde onlara saygılı olmayı unutma. Diyeceğini söyle ama neticede onlar ne derse onlar için o. Ama kendi prensiplerinden onlar için vazgeçme.

6-Gerilim yaşadığın kişi veya kişilerle artık, konu ne olursa olsun tartışmaya girme. Yapabiliyorsan hayatından çıkar, değilse; diyeceğin bir şey varsa söyle, kavga etme, sesini yükseltme, o söylese de sen cevap verme, uzaklaş. Yani değiştiremeyeceğin başkalarıyla aynı polemiklere defalarca girme.

7-Kendini ve etrafı gözlemle. Gözlemlediğin şeylerden hayalinde kahramanlar, cümleler yarat. İyi gözlemci ol. Bu gözlemini en severek yaptığın iş neyse orada kullan. Gözlem, hayal gücü ve yaratım. Hayat böyle.

8-Toplu ailece yapılan şeylerde, biraz sessiz kal, bekle, çok yorum yapma.

9-Her zaman derli toplu ol. Her yerde iyi hissedeceğin şekilde giyin ve ye. Bedenin, her şeyden bağımsız, iyi hissedeceğin şekilde olsun. Bazı dönemler, bazı nedenlerle sıkıladığın için değil, hep formda ve iyi hissedeceğin beden içinde yaşa.

10-Aslında her iletişimde ama özellikle yakın iletişimlerinde, o kişilerdeki iyi şeyleri görmeye bulmaya odaklan. O zaman iletişim ve hayat senin için daha zevkli olur. O kişilerin olumsuz yönlerine dikkatini azalt, konuşursan bile uzatma. Algın her insanda ilgini çekecek olumlu şeylerde olsun. Bunu yapmak için uğraşmak istemediğin insanları, yakının bile olsa yakınında tutma.

20160925_130005

Resim..

Yaşanan olayların beyinde anıları kalır. O anılar ilgili nöron kümesine bağlanır. Beynimizde vaktin birinde kaydettiğimiz bir resim ve his kalır. Olay, konu bitmiştir ama resim orada asılı kalır.

O resim canlı değildir. Duvara astığınız resimleri düşünün, o sadece birinin veya bir şeyin resmidir, büyümez, yaşlanmaz, değişmez, sadece çekildiği günkü haliyle duvarda asılı kalır. Biri oradan indirinceye kadar.

Zihnimizdeki hatırladığımız anıların resimleri de öyle, ilk çekildiği, kayıt altına alındığı günkü haliyle orada, belki bir ömür asılı durur. Ve çoğu zaman bu resme bakmak canımızı acıtır. Yaşanan olay anına, ‘dur çekiyorum’ deriz, resmi kaydederiz ve beynimizde o resim asılı kalır.

Oysa bu alemde her şey sürekli değişir, dönüşür, sabit olan sadece resimdir çünkü canlı değildir.

O zaman, canlı bile değilse ‘o resim neden canımızı acıtır?’ Resim sadece resimdir , canlı değildir ama biz düşüncelerimizin verdiği güçle onu canlandırabiliriz ve bu konuda çok yetenekliyiz. İnsanlar, cansız resim canlandırıcıları 🙂

Adeta miadı dolan şeyi suni solunumla yaşatmak gibi, yani yok olması gerekeni var etmek gibi. O hayalde kalmış resmi, bir anlamda hayaletleri, enerjimizi vererek canlandırabiliriz.

İşin ilginç yanı, o resmi canlandırmak için kullandığımız, bugünü yaşamamız için bize verilen enerji, bu anın enerjisidir. Onu kendimizi canlandırmak yerine, hayaletleri canlandırmak için bol keseden veririz. Farkında mısınız? Bu durumda aslında, o hatırladığımız can sıkıcı anıyı bugünün enerjisiyle kapladığımıza göre, o olay ha bire bugün tekrar yaşanıyor olur. Neden? Çünkü cansız olan canlandırıldı. Bunu tekrar tekrar yaşamak her gün tükenmek demek.

Enerji bu andadır, yaşam buradadır, aktarabileceğimiz veya söndürebileceğimiz şey an’dadır.

Bu durumda, aslında şu an olmayan bir şeyi sürekli hatırlayarak bu ana getirip canlandırma gücümüz var. Yani gelecek hayallerini gerçek hale getirebildiğimiz gibi, eskinin hayaletlerini de bugüne getirip canlandırabiliyoruz. Ne ilginç, dikkatimiz neredeyse canlılık orada.

Ve aslında şunu hepimiz biliriz; resimler gerçeği pek yansıtmaz, resmin gerçeğe benzerliği kabacadır sadece. Çoğu insan resimdeki halinden farklıdır, bazısı fotojeniktir, bazısı değildir, netice bir resimdir o.

Bu durumda resmi çekip kaydettiğimiz anın gerçek hal olduğunu bilemeyiz, ki genelde değildir. Anı, duyguya yapışmıştır ve resim olmuştur.

Peki çözüm nedir? Kendimizi kandırmayalım, çözüm bir anda olmuyor, yani bir anda oluyor ama o ana gelinceye kadar pek çok andan geçiyoruz ve o anların birinde oluyor. Anıların üzerinde tek tek çalışılabileceğini söyleyenler oluyor, ben bunu bilemiyorum, biraz sabırsızım sanırım.

Sadece şunun farkındayım, hepimizin geçmişten getirdiği onu rahatsız eden, farklı ve baskın duygu durumları var. Mesela kendi adıma alınganlık kırılganlık diyelim, diyelim dedim ama bende öyle 🙂 başkasında başka şeyler.

İşte hayatınızı etkileyen, sıkıntı veren, ha bire tekrar edip duran bu duygulara dikkat edin, onlar aynı duygu olduğu halde, bu yaşımıza kadar farklı pek çok olay ve anıya bağlanmıştır. Anılarda yaşanan olaylar farklı gibidir ama dikkat ederseniz sıkıntı veren duygu his aynıdır. Diyelim alınganlık, katılık 🙂 fark edip, ne olduğunu anlamaya  çalışmazsak tüm hayat böyle birkaç duygunun etkisinde sürer gider.

Bu durumda o tüm hayatınızın baskın iki üç duygusu neyse, onlarla çalışın. İki üç duyguyla çalışmak, binlerce anıyla uğraşmaktan iyidir. Baskın bir iki duygu, tüm hayatı algıladığımız veya hayata baktığımız penceremiz olur, her şeyi o pencerenin süzgecinden görür, değerlendiririz. Mesele o hafızamızdaki cansız resimler değil, her an bizi saran capcanlı yaşayan duygulardır. Onlar canlıdır ama yine enerji kaynağı bizdendir.

Bir olay yaşanırken biri hiç etkilenmez, diğeri değersizlik hisseder, bir diğeri öfke, diğeri kırılganlık yaşayabilir ve bunu anı hanesine kaydeder. Olay aynıdır ama kayıtlarımız çok farklıdır çünkü hepimizin doğuştan getirdiği mücadeleler, çözülmesi gereken, çalıştığı konular, ihtiyacımız olanlar çok farklıdır.

Bu durumda, ha bire değişen dönüşen dış dünyadaki olaylar değil, ‘bizim neden böyle hissettiğimiz’ önemlidir. Soracağımız soru, neden öyle hissettiğimizdir.

Mesela neden değersiz hissettik? Çünkü biri bunu hissettirdi, belki bizi biriyle kıyasladı ve değersizsin dedi. Yani kıyas. Kıyas gerçek midir? Değildir. Bugün böyle olan yarın değişir, bugün güzel dediğin yarın değildir, bugün tembel yarın çalışkan olabilir, başarısız başarılı olabilir. Kıyasla söylenen her şey değişir.

Dünya ‘neden- sonuç’ dünyasıdır. Beynimiz anı ve olayları böyle değerlendirir. Beyin biyolojik makinedir, değerlendirme sistemi dünyanın aynısıdır. Neden ve sonuçları birbirine bağlarsa o anıyı çözer ve kendini rahatlatır. Beyin hep sonucu ve neticeyi bilmek ister, işi bu.

O zaman, sorunlarda şunu düşünmeye çalışın; bir şey oldu ben şöyle yaptım ve diyelim başarısız oldum (bu arada başarısız olmak cümlesi de kıyastandır, kime göre neye göre? ) Beynin anıyı, duyguyu çözüp rahatlatması için, başarısızlığın neden olduğunu anlaması gerekir. Misal, çalışmadım başarısız oldum. Neden- sonuç. Beyin bunu bulunca rahatlar. O zaman çözümü bulur. Yeni denklem, çalışırsam başarırım olur.

Can acıtan duygularınızda önce buna bakın, neden- sonuç ne? Bulun. Sonra istiyorsanız çözüme gidin. Zamanla beyin rahatlar, anılara takılı kalmaz. Gün gelir, gün yaşanır ve hepsi zamanla olur.

Evet her olan anda olur ama burada yaşarken zamanla, o andaki olan olur. O yüzden her gün bir adım atın, her gün bir şey yapın denir.

Gün bugün, an bu an, keder bu an, neşe bu an. 🙂

(Bu konuda yazılacak çok şey var da, şimdilik bu kadar olsun, belki sonra daha derinleşiriz. )

IMG-20160124-WA0034

Öylesine işte..

Bu sabah içimde şöyle bir his var; hani ben dünyada bir çocuğum, henüz zihinsel olarak reşit değilim. Ve beni her an sevgiyle, bana hiç belli ettirmeden ama her adımımda koruyup- kollayan bir anne ve babanın çocuğuyum. Hiçbir sorun yok, sorun diye bir şey yok. Sadece bir şeyler oluyor ve ben biliyorum hepsi iyiliğim için, dimdik ayakta durabilmem için, zihnimi geliştirerek büyümem için.

Bu sabah ben bir çocuğum; anne- babanın birliğinden oluşan yaradanın, hep sevgiyle koruyup kolladığı çocuğu. İyiliğim için yaptıklarını, koruyup kolladığını belli etmemek için, birimize diğerini vesile eden, gerçek bir ebeveyn o.

O da haklı; o kadar çok çocuğu var ki, hepsini dengeleyerek büyütmeye çalışan, eşit seven ama adil olan ve yaptığı her şeye diğer kardeşleri vesile eden bir sevgili ebeveyn.

Bugün onun benim için, çaktırmadan, kendi adına aracılarıyla yaptıklarını fark ettikçe nasıl gülmek geliyor içimden. Dışarı çıkmadan çocuğunun cebine parasını koyan baba gibi, ya da meyvesini sessizce veren anne gibi, küçük gibi görünen ama büyük şeyler çünkü bunlar hep bana olan sevgiden.

Mesela sabah tıklım tıkış dolu otobüste, ayakta durmasın diye, biner binmez oturan birinin, durağı geldiği için inmesini sağlayıp, seni oturtturan ebeveyn gibi.

Bunları belli etmeden yaptığından  ve çoğu zaman yaptıklarını anlamadığımdan suratım asık dolaşırken, bugün durumu fark ettiğimi anlayıp, gizlice gülümseyen beni de güldüren, içime tatlı bir neşe veren, seviyorum seni çok.

Ve biliyorum ki benim dünyasal sevgim, seninki kadar olgun, kapsayıcı, güçlü, samimi değil. Benimki, rüzgara benzer duygularımın esişine göre değişen, bugün çok sevip öbür gün içerleleyip, küsebildiğim bir sevgi.

Dedim ya daha reşit değilim, zihinsel olarak henüz o kadar olgun değilim ama şunu biliyorum; yaa aslında.. ben seni çok seviyorum. İyi ki bu yaşama doğurdun beni, sağ ol varlığımın kaynağı. Sevgimdesin. ❤

84c75e0b142fbd2d27b690a89cc91a34

Maya, Rüzgar ve Ketu

Ketu: “Niye sıra sana gelmedi, senden başka uğraşacağın ne var? Kiminle olursan ol, sıra sende olsun. Nasılsa kendine geleceksin, o vakit hiç dışarıda yorulma Maya.”
O gece bol bol sohbet ettiler, Ketu nihayet tohumlardan ve o kasabadan bahsetti. Tohumlar pek çok bölgeden topladığı yerli tohumlardı ve çok kıymetliydi. Zamanla onları gerçekten devam ettirecek insanlara dağıtacaktı.

***
Sabah erkenden uyanıp tepenin üstündeki kayalıklara doğru yürüdü, baharın ilk günlerinin olanca güzelliğini seyretti. Dönüşte Maya: “Aşağıdaki çalıların sonunda, çiçeklenmiş iki badem ağacı gördüm, öyle güzellerdi ki, tam baharı yaşıyor gibi. Sonra yaklaşınca baktım bademlerden biri çok yaşlı, bilmem kaç yaşında, diğeri genç bir ağaç. Yaşlı bademin gövdesi sanki yaşlı bir insan gibiydi, kalınlaşmış, kabuklaşmış, üzerinde yumrular vardı, genç bademin gövdesi pırıl pırıl. Ama biliyor musun Ketu? Başımı kaldırıp baktığımda ikisi de çiçeklenmişti ve baharı yaşıyordu. Birden şunu anladım, her şey aynı anda burada var, yaşlı badem belki hayatının kışında ama şimdi kendinde baharı yeniden canlandırmış. Yani insanın yaşıbaşı bir temel alt yapı, aynı bademin gövdesi, kökleri gibi ama isterse her yaşta uygun koşullar varsa, tıpkı bademin baharda çiçeklenmesi gibi, o da çiçeğini coşkuyla açıp baharı yaşayabilir.”
Ketu onun keşiflerini ilgiyle dinledi.

Onu hep özlüyorum…

İşlerinden dolayı uzun zamandır göremediği Rüzgar’a yakın zamanda gidecekti. “Onu hem özlüyorum ama bazen kızgın oluyorum.”

Kendini ondan ayrı düşünemiyor ama karışmış halde de hayal edemiyordu. Aslında istediği klasik bir hayattı, onun her zaman koşulsuzca yanında olacağına güvenmek istiyordu ama karşısında nerden eseceği belli olmayan gerçek bir rüzgar vardı. Hep yanında olacağını bilmek bir yana, yarın nereden eseceğini bile bilmiyordu. Sonra durdu, “O nereden eserse essin biliyorum ki hep yanımda, desteği hep kalbimde çünkü kalbim onu seviyor.” Kendi kendine, “Fırtınanın ortasında sakin bir yer vardır unutma” dedi.

Maya, Rüzgar ve Ketu– roman- 468.sf

IMG-20180712-WA0000