Yolculuk insanı bedenen biraz yıpratır ama ruhuna bir güzellik katar.
Çözümsüzlük..
İnsanın yapısında var, söylenmeyi seviyor, sorunu görüyor ama çözüme ısrarla yanaşmıyor. Yani insan söylenmeyi seviyor ama değişiklik yapmak istemiyor. Alışkanlıkları dışına çıkmaktan korkuyor.
İnsan genelde her şeyden korkuyor. Zaten korkuyu geçince her şey olsa da olur olmasa da olur oluyor.
Yani ne..
-Ben nereye aitim?
Hiçbir yere ve her yere..
-Yani ne?
Her şeyde anlam aramaya çalışma, sadece o an olduğun yerde iyi yaşa. Yani hayatı güzel yaşa..
Olur..
Olsa da olur olmasa da olur, işin aslı her şey zaten olmuştur. 🙂
Kök..
Kök ne kadar önemli, o toprağa sağlam tutununca dallar ve yapraklar keyifle coşar. Kök toprağa doyunca hayata güzelliklerini sunar. Kök çok önemli.
Kök sağlamsa kişi güven içindedir, olmasa da olur diyebilir, cesurdur, ümit doludur.
Ağacın kökü sağlam değilse her rüzgarda yıkılabilir, hayata tutunuşu var yok arasıdır.
Ve kök sağlam değilse kişi güvensiz ve korkular içindedir.
Netice kök çok önemli.
Sadece yavaşlayınca görebilirsin..
Sakın inanma!
“Kendinizin daha iyi bir versiyonu olmak” diye bir cümle var, bu new age akımların cümlesi ve dünyada salgın gibi insanlara “daha iyi versiyonunuz var” diyor. Aman dikkat, çok kasıtlı, tuzak cümlesi bu, yani demek istiyorlar ki; sen iyi değilsin! (hüküm veriyorlar, ahkam aşaması) ve daha iyi olmanın çaresi bizde (yani pazarlamacılar gibi, ne satıyorlarsa artık, diyorlar ki; bizim dediğimizi yap/ iç/ ye vs ve daha iyi ol, sanki bin yılı bir hap içince toparlayacak gibi) ve insan beyni o kadar kurnaz ve düzenbaz ki, seve isteye bu tuzağa düşüyor. Sanki bir cümleyi olumlama gibi söyleyecek, bir hareketi yapacak, 2 günlük hafta sonu kurslarına gidecek ve mucizeler olacak, yani emek yok. (Evet birden olan şeyler var ama o oluş başka.)
Hüküm veriyorlar, iyi değilsin diyorlar, kanmayın buna çünkü mükemmellik yoktur bu hayatta, olan hal zaten mükemmeldir. Tam olan dünyada olmaz, tamamlanan dünyadan geçişini bitirendir ve insan eksik gediklidir ki böylece hayat devam eder. Yani eksikli hal mükemmel olandır. O zaman o eksikler başkaları tarafından tamamlanır, anahtar kilit gibi ve iletişim, hareket, emek, eylem olur. Olduğun hal neyse o iyidir.
Sadece vicdanı canlandır, hisset, merhameti hisset, saygıyı, sevgiyi, yaradılışın uyumunu, güzelliğini hisset ve bile isteye bir can-lıya zarar verme. Ve unutma her şey senin gibi can taşır, bir ağaç bir kuş gibi, bir taşın da toprağın da duvarın da canı vardır aslında, aman bunu fark et. Her şeyin CAN’ı vardır ve o can zaten tecelliyattır.
İyi hislerini artır, yapamadığını yapmaya çalış, yani irade, direnç, onu kullanmayı öğren, hayal et ve o hayal için emek ver. Emek verdiğin şey zamanı uygunsa gerçekleşir, bu biraz da ilahi düzenin hak edişiyle ilgilidir. Olmayanın zamanı olabilir, zorlama ama önce emek ver.
Çoğu zaman basit olan doğrudur aslında, eğer istiyorsan değişiklik basit görünen gerçekleri değiştir ve irade kullan, emek harca. Yanlışın olursa fark et, tekrar yoluna dön. Unutma yanlışlar olacaktır daima, bu hayatın gerçeği dualite denen ikilik, o yüzden kusursuzluk arama, bazen hata yap ama sadece toparlamayı unutma.
Kusurlu değilsin, mükemmel versiyon yalan (fiziken de öyle) sadece sana verilenin değerini bil, keyfini sür ve sende olanı paylaşmayı da bil. O zaman daha iyi olursun ve hayat güzel yaşanır.
Düşsen de kalk, batırsan da toplarla, aksasan da yürü, bazen dursan da daima ileri doğru yürü. İleri diyorum ama ileri geri de yok aslında, sadece bir şeyler yap, eylemsiz olma.
Ve şunu da unutma, emeksiz olan yok bu hayatta, etki tepki, emek ve zamanı gelince karma.
Sadece basit düşün aslında, patatesi, kıymayı, soğanı tezgaha koy bak mesela, sen onları kesip doğramasan, yıkayıp tencereye koymasan, yani emeğini vermezsen, ondan yemek olur mu sanırsın? Olmadığını bal gibi bilirsin. İşte tam da o yüzden isteklerin için emek harca, hayat karşılıksız bırakmaz asla. Haa bazen senin tezgaha bıraktığını bir başkası yemek yapıp sana sunar, bu bazen ödüldür, bazen de bedeli vardır ve o bedel ödenir mutlaka. İsteklerin varsa sen emek harca ve sevgiyle, gücün yettiğince ve olduğunca yap. Hayat basittir aslında, hepimizin aslının basit oluşu gibi.
Dolambaçlı olma, basit ol güzel ol bu hayatta.
Not: Fotoğraf Alper Tunga

Kalp..
İnsan bedeninde 3 önemli ana merkez vardır:
1-Baş yani akıl
2-Kalp
3-Cinsel bölge
Kalp; bedeni fiziken ruhen ortalayandır, ara geçiş merkezidir, vicdanın yeridir, ruhun evidir. (Uygur tıbbına göre)
Cinsel bölge; arzuları, hayatta kalmayı, yaşamın devamlılığını sağlar.
Akıl; olmazsa olmazdır, toplum içinde yaşamamızı sağlar, çözüm bulur, uyumu, gelişimi sağlar.
Kalp aptallık değildir, o maddeyi ve manayı, ruhu ve bedeni dengeler. O olmadan insan bir hiçtir, yaşam anlamsızdır, insan boşlukta gibidir.
O yüzden kalbi hisset ve oradan hissedişi genişlet. Yani her şeye zaman zaman da olsa oradan bakabilmeyi dene, o zaman anlarsın her şeyin birliğini, kalp birliğin yeridir, ayırmaz çıkarmaz bölmez, o her şeyi toplar, dahil eder ve birler, tıpkı ruhun birliği gibi. Hem unutma kalp ruhun evi, onun yeri, sadece ordayken yaşarsın vuslatın dediğini.

Fotograf yine benden 🙂
7 çakra değil 7 endokrin bez..
İnsan bedeninde 7 ana endokrin bez vardır.
Endokrin bezler (iç salgı bezleri); salgı kanalları olmayan, salgılarını direkt kana veya lenf sistemine veren bezlerdir. Yani farkları salgılarını direkt dolaşıma vermeleridir ve verdikleri hormonlarla bedenin genel dengesi düzenlenir.
İnsan bedeninde günümüz tıbbında endokrin bezlere denk gelen bölgeler, Uygur tıbbının enerji merkezleri veya Hint felsefesinin çakralar dediği bölgelerdir.
Çakra Sanskritçe bir kelimedir, tekerlek-dönüş anlamına gelir.
7 endokrin bez veya 7 enerji merkezi Hint felsefesinde çakra olarak adlandırılmıştır.
7 çakra veya 7 ana enerji merkezi veya günümüz tıbbında 7 ana endokrin bez aynı şeyi temsil eder.
Ve işin ilginci Uygur tıbbında bedenin sağlıklı çalışması için bu ana endokrin bezlerin düzgün çalışmasının önemi bilinmekteydi.
Bu arada bedenin bir bölgesinde sorun olduğu zaman bunun zaman içinde tüm bedeni etkilediğini, ana endokrin bezler dışında küçük endokrin bezler olduğunu ve 7 ana endokrin bezin hangilerinin öncelikle birbirini etkilediği beş bin yıllık Uygur tıbbında biliniyordu.
Yani düşünün o dönemlerde bugün bildiğimizden muhtemelen daha mükemmel bir bilgi sistemi vardı.
Uygur tıbbında hastalık değil, bedende düzensizlikler vardı ve bu düzensizliğe bir şeylerin artması veya azalması neden oluyordu. Tedavi ise fazla olanı azaltma, azı çoğaltma şeklindeydi. Ve tabi henüz kanıtlanamayan başka yöntemler de vardı.
Netice hastalık yoktu, düzensizlik vardı ve düzensizlik bir şekilde düzenlenebilirdi.
Bu ana enerji merkezleri o dönemde, metafiziksel veya biyofiziksel enerji bağlantı bölgeleri olarak değerlendirilmişti. Ve enerji bağlantı noktalarını dengelemek, tedaviydi.
Hint felsefesinde insanın tepe noktasında pozitif enerji akımı, kuyruk sokumunda negatif akım vardır. Bu iki alan arasında dolaşan enerji, yaşam akışını oluşturur. Nefes egzersizleri, yoga ve meditasyonla enerji merkezleri en alttan-kök (negatif), en üste-tepe (pozitif) ulaşınca, iki kutup (- ve +) birleştiği için mutluluğun en üst noktası oluşur. Ruhsal dengesizlik, delilik ise enerji bölgeleri uygun sırayla uyandırılmadığında oluşan bozukluk olarak tanımlanırdı.
Netice bu 7 ana enerji merkezi günümüzde, bedende hormon salgılayan endokrin bezlere karşılık gelir. Endokrin bezler ve salgıları artık bilimsel olarak bilinen, kanıtlanmış bilgilerdir.
Yani 7 çakra değil, doğrusu 7 endokrin bezdir.
Bunlar hangileridir?
1.Endokrin Bez: (Kök çakra); Böbrek üstü bezleri (Adrenal bez)
2.Endokrin Bez: (Sakral- Yaratıcı çakra); Cinsel salgı bezleri (testis ve yumurtalıklar)
3.Endokrin bez: (Göbek çakrası-Solar plexüs); Pankreas bezi
4.Endokrin bez: (Kalp çakrası); Timüs bezi
5.Endokrin bez: (Boğaz çakrası); Tiroit bezi
6.Endokrin bez: (Alın çakrası); Hipofiz bezi
7.Endokrin bez: (Taç çarka); Epifiz bezi
Netice cümlesine geliyorum; bilimin henüz kanıtlayamadığı ama metafizik olarak bilinen konularda şu an diyeceğimiz çok şey yoktur ama günümüz tıbbında artık ENDOKRİN bezler hakkında geniş bir bilgi literatürü vardır. Yani onlar çakra değil ENDOKRİN BEZLERDİR.
Yazan: Aydek Sultan Özdemir

Not: Fotoğraf benden 🙂
Rüyadır hepsi..
Diyorlar ki rüyadır hepsi, oysa ne kadar ciddiye alıyorum her şeyi.