Bazen de olayların dışında durmak gerekir, çok karışmamak. Biraz dışında ol.
Bazen de olayların dışında durmak gerekir, çok karışmamak. Biraz dışında ol.
İki gündür dıştan birilerine kırgın gönül koyuştan sonra, şimdi içimde bir his belirdi. Bu hissi biliyorum, o yuvamda olma hissi gibi, kaybetmemem gereken bu his, ne pahasına olursa olsun, ben oldukça benle olmalı, o zaman ben benim çünkü. Yuvasında oynayan bir çocuk gibi ya da dünyada güvenli duran bir insan gibi veya her yerde neşeyle dolaşan bir kadın gibi.
O his, adı ne tam bilmiyorum, belki bir ada gerek de yok, o coşkuyla neşenin sevincin güvenin güzelliğin karışımı gibi. O duygudayken ben benim, güzelim, sonsuz güven içindeyim, sevenim sevilenim.
İşte o hissi sabit olarak bilmeliyim, diğer her şey değişebilir ama sadece o hissi koruyacak şekilde yaşayabilmeliyim. Diğer her şey resimler, onlar değişebilir ama o his ruhumda hep olsun isterim. Çünkü ben oyum.
Anladım, o his benim sabitim, diğer her şey değişken. O histeyken ben, gerçek benim.

Gecenin karanlığında, bomboş sokağın ortasındaki meydanda, sekiz yönden birden esen fırtınanın ortasında, küçük korku dolu bir kız çocuk. Kız küçük ama nasılsa titreyen ayaklarıyla meydanda, sekiz yönden birden esen rüzgarın tam ortasında, bacakları titrese de ayakta kalabiliyordu. Fırtına, sekiz yön, küçük kız, meydan. Hepsi kendi yaradılışını gerçekleştirmekte.
O ana kadar sekiz rüzgara dayanan kız, birden bağırarak ağlamaya başladı ve kendini yere bıraktı. Artık rüzgarlar, sekiz yönden, toprağa tırnaklarıyla tutunan kızın üzerinden geçiyordu. Kız toprağa tırnağını sıkıca geçirdi. Birden toprak hafif sallandı, bir ana gibi onu hafifçe kucağına çekti. Saçlarını toprağıyla bir süre sevdikten sonra, küçük kıza adeta fısıldadı: “Korkma, seni içime daha fazla çekebilirim ama yapmayacağım çünkü yaşamalısın. Şimdi ayağa kalk, dik dur. Hayat böyle bir şey. Her zaman her yönden tesirler altında kalırsın. Bunların götürdüğü yerde deneyimler yaşar, hislerini alırsın. Hayat bu işte. Mütemadiyen seni bazı tesirler çeker. Şimdi yapman gereken kalkman ve birini seçip o rüzgara takılman. Sakın korkma. Fırtınalar sadece büyümen için vardır. Sakin kal, sakin ol. Fırtına dinince geriye gökkuşağı kalır.”
Kız önce direnmek istedi ama toprak ona, “Sakın bunu yapma, olana direnme. Kalk ayağa” dedi.
Kız titreyen ayaklarıyla, toprak dolu tırnaklarındaki sızıyla, onun kendisininkine benzeyen kokusunu içine derince çekti. Toprak, ana gibiydi, ona itaat edecekti.
Dimdik durdu, ufuk çizgisine doğru baktı ve gözlerini hafifçe kapadı. Artık sekiz yönden esen rügarlara direnmedi. Hangisi isterse alsındı bu bedeni ve bekledi. Gözleri hala hafif kapalıydı. Güney rüzgarı onu aldı, sanki büyük bir hortumun içinden geçirir gibi evirdi, çevirdi. Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez, belki bir asır belki birkaç dakika ve ayakları yere değdi.
Gözlerini hafifçe açtığında, yukarıda güneş, arkasında yemyeşil dağlar, önünde masmavi deniz vardı. Yanındaki pembe çiçeklerle dolu ağaca baktı, sanki ağaç gülümsedi. Hafifçe onu selamlar gibi üzerine birkaç pembe çiçek attı. O sallanınca dalındaki kuş havalandı. Gelip küçük kızın omuzuna yaslandı. Sanki baharın şarkısını söyledi. Kız güldü. Yavaşça yere eğilip, kurumuş dudaklarını yumuşak toprağa değdirdi. Onu öperken kulağına fısıldadı: “Bana öğrettin, bunu hep hatırlayacağım ve senden olan bedenimi günü gelince sana vereceğim. Ve unutma toprak, insan her şeyini sadece her şekilde sevdiğine verir.”
Toprak gülümsedi: “O güne kadar hayatını iyi yaşa, güzellikleri gör, keyfini sür. Tüm bunları yaparken hem ver hem al, cömert ol, güzel sev ve şimdilik hoşça kal.”
Kız gülümsedi. Toprak gülümsedi.

Bazen insan ne kadar da iyi. Ve bazen ne kadar da kötü..
O yüzden insanlara çok takılmamalı. Çünkü insan, gerçekten sevmeyi bilmez. Bir cümleyle göklere yücelttiğini, bir bakışıyla yerlerde süründürür. İşte ona insan denir. O yüzden kimseye çok takılmamalı, takıldığını iyi tartmalı. Çünkü insan olumsuza odaklı.
İnsan, sürekli dalgalanan duygularına ve hiç sorgulamadığı toplum kurallarına göre hareket eden bir yapı. O yüzden her insana çok takılmamalı. Bazıları bizim için olmasa da olur olmalı.
Netice, güzelliğe odaklı insanlar da var bu dünyada, iyi insanlar var.
Her bahar, zirvesi karlı kır çiçekli dağlarda yürümek ister yüreğim. Ama yalnız..
Açık yara acıtır. Ama zamanla kabuk bağlar, acı azalır. Sonra yaranın kabuğu düşer, kapanır. Bazen yaradan iz kalır, her bakışta içini acıtır.
Ama yarayı aldığın günü hatırlayıp acı çekmek bir seçenek ya da yaradan bir şeyler öğrenip geçmek başka seçenek. Aslında yara sadece, ilk açık olduğu günlerde acıtır ama ne kadar geniş olsa da her yara kapanır.
Yani acıtan yara, öğreten yara olabilir, bakış açına bağlı.
Kalbim bir pervane, sende dolanır ben istemesem de..
Bazen insanın içinde de şiddetli yağmurlar olur, seller gelir, fırtına tüm bedeni dolaşır, her yer karanlıktır. Etrafta tutunacak sağlam bir dal yoktur. Ne kadar ağlasan bağırsan da bu afetin içindesindir. Debelenirsin, rüzgarla savrulur, yağmurla akarsın, hatta sele kapılır, her duvara çarparsın.
Ama her fırtına mutlaka diner.
Fırtına bittiğinde perişansındır. Yerden kalkacak halin yoktur.
Ama hayat bir şekilde hep kendinden yanadır. Yani ne yaşanırsa yaşansın yaşamı destekler. Farkında bile olmadan birden kalkarsın. Yırtılmış elbiseni, ıslanmış saçlarını düzeltir, belki çıplak ayaklarına bakarsın.
Ve yaşarsın. Çünkü hayat kendinden yanadır.
Aslında bir anlamda tüm o fırtına belki de, sadece arınman, temizlenmen içindir. Ne bileceksin kimbilir kaç yılın, kaç asırın tortuları içinde birikmiştir.
Hayat güzellikten yanadır. Ve senin de temizlenip güzelleşmeni ister.
Ve hayat, hafiflemeni, ağırlıklarını bırakmanı ister. Belki de o yüzden seni bir anlamda fırtınaya salar. Sırf temizlen diye.
Ve hayat, her zaman her şeyi senin iyiliğin için yapar, o yüzden ona kızgın küskün olduğunda ne olduğunu anlamaz. Bilakis teşekkür etmeni bekler. Çünkü seni ağır yüklerden kurtarmak istemiştir.
Hayat, hayatın içinde olanı sever. Ama kendince sever.
O yüzden her şey bittiğinde, ilk anda kalkarken şaşkın olsan bile, bir iki adım attıktan sonra tekrar mutlu umutlu olmanı ister.
“Olanı bırak, geleceğe çok takılma, burada benimle yaşa” der. Çünkü hayat buradadır, sen buradasındır ve sen aslında hayatın bir parçası, kolu bacağısındır.
Hayat kendinden yanadır. Hayat kendinin parçası olan senden yanadır.
Hayat güzellikten yanadır.
Yani hayatındaki fırtınalar dinince uzatma, dırdırlanma, gülümseyerek kalk ve yine yürü.
Sadece devam et.

Sandığa gidip, boş oy vereceğim demek ne saçmalık.
Ya siyasetin, bir oyunun parçası olduğunu düşünüp, bu sisteme hiç dahil olmazsın ya da oyuna dahil olursun ve onun kuralına uyarsın.
O kurala göre, senin zihnine fikrine dünya görüşüne ne uygunsa birini tercih edersin.
Kararın çıkarların için değil, vicdanına uygun olmalı. Para pul sahte tanış mevki ruhuna huzur vermez. Kararın insanlığın iyiliğine olsun.
Sabah ola hayrola. 🙂
Aslında her sabah gün uyanırken, senin de uyanmanı bekler. Aslında her sabah gün aydınlanırken, senin de aydınlanmanı ister. Çünkü günün içinde bir parçasın sen.
Ve gece uyanmış, aydınlanmış zihnin dinlenme vakti. Gece, “dinlen” der. “Gün bitti, bugünle beraber her yaşanan, geçmişe gitmek üzere.
Ve uyku; gün ve gece arsında bir köprü. Uykudan sonra köprünün öte yanı dünde kaldı. Yeni gün köprünün bu yamacı. Zaten uyandığın anda, köprü yıkıldı.
Köprü, uykudur. Ve uyandığında düne gitme imkanın yoktur.
Netice şimdi uyu ve yarın günle beraber uyan.
