Nedenler..

Bundan 20-30 yıl önce, hatta 50 yıl öncesinde tanı yöntemleri arttığı için hastalıklar da artmış görünüyordu. Çünkü tarama cihazları, çeşitli laboratuvar testleri pek çok hastalığı tespit etmeyi sağlamıştı. Günümüzde ise artan hastalıkların nedeni testler-cihazlar-tespit kolaylığı değil, artışın nedeni dünyanın kirlenişi. Yani temiz gıda, temiz su, temiz toprak bulmak zor, yediğimiz içtiğimizin ne olduğu bile belli değil. Ve bu gıdalar direkt bedende hücrelerin yapısında bir parça haline geliyor, yani kırık dökük hücreler. Bunların hepsi de çeşitli hastalıkların zeminini oluşturuyor maalesef.

Bu arada mevcut dünya insanı hakkında bir şey demedim, zihinleri hep dolu, gaddar, sevgisiz, sadece özenti, robotsu insanlar, işte onlar da beden ve zihin yapımızı bozuyor. Yani kirlenen sadece dünya, doğa değil, günümüz insanı da böyle. Hepsi birbirini etkiliyor. Durum böyle olunca, herkesin üzerine bir şeyler düşüyor, düşünmek, araştırmak, seçici olmak gibi. Netice tüm insanlığa şefkatli bir kalp, temiz zihin, sağlıklı beden diliyorum.

İnsan sanıyor ki..

İnsan sanıyor ki her şeyin sahibi benim. Ama öyle bir şey yok, maalesef hiçbir şeyin sahibi değiliz, olamayız da. Belki bunu biliyoruz ama hep unutuyoruz çünkü insan demek, unutan demek. Oysa gerçek olan hayatımız boyunca bazı şeyler bazı dönemler bize eşlik eder veya biz onlara eşlik ederiz, duruma göre. Yani iradesi olan her canlı aslında özgür yaratılmıştır, insan özgürdür, kimse onun sahibi olamaz, o da kimseye benim falancam diyemez. Hepsi sadece eşlik etmek, yoldaşlık yapmak, yani belli dönemlerde. Her can taşıyan özgürdür ve dahi taşların, ağaçların da canı var, yani her şey özgür ve malımız falan değil. Bu durumda insana düşen ne? Sevdiği şeyler yanındayken onun keyfini, sefasını sürmek, tadını çıkarmak, sevdiği şeyleri bolca, güzelce sevmek. Çünkü zaten her şey geçici. Bu arada sevmediği, istemediği kişi ve ortamlara da tahammül etmemek çünkü hayat geçiyor, beklemiyor, sen de istemiyorsan bekleme, uzak dur bir an önce. Netice sevdiğiniz şeylerin kıymetini bilin, bolca sevin, hayatın geçicilik üzerine olduğunu hep hatırlayın.

Sufi Rabia..

Kadın Sufi Rabia’nın hikayesini bilirsiniz belki ama yine de aklımda olan kadarını anlatayım: Rabia iyice yaşlanmış, evinin önünde bir şey arıyormuş. Etraftan geçenler ona yardım için durmuş, aramaya başlamışlar, sonra biri sormuş; neyi kaybettin?

Rabia: İğnemi.

Aramışlar ama bulamamışlar. Biri yine sormuş; tam olarak nerede kaybettin iğneyi?

Rabia: Evin içinde.

Adam sormuş; öyleyse neden dışarda arıyorsun?

Rabia: Sizler gibi yapıyorum, siz her şeyi dışarda aramıyor musunuz? Huzuru, sevinci, neşeyi hep dışarda bulmaya çalışıyorsunuz çünkü içerisi karanlık.

Kıssadan hisse; ne oluyorsa bizde, dışarıyı değiştiremeyiz, değiştirebileceğimiz sadece kendimiz.

Uygur tıbbında bahar..

Bahar ayları ağaçlara suyun yürüdüğü, can verdiği aylar. Uygur tıbbında ağaç elementini, yani ağacı bedende temsil eden organlar; karaciğer ve safra kesesi. Bu iki organın, özelikle bedenin en büyük fabrikası olan karaciğerin en sevdiği tat; ekşi tatlar. Yani bahara girmeden ve baharda limonlu su beden için asıl destek, arınma. Limonlu suyu bedenin en talep ettiği dönemlerdeyiz. İhtiyacı olana şifa olsun.

Cemreler..

Birkaç gün önce cemre havaya düştü. Hava, yani maddenin en hafif hali, gaz hali, bizim için de nefes.

Haftaya suya düşecek cemre, yani suya can katacak, yani maddenin sıvı hali. Bizim için de bedenin yüzde 60-70’i demek sıvı hal. Son olarak da toprağa düşecek cemre ateşi, yani canı, maddenin katı hali. Bizim içinse bedenin bildiğimiz mevcut fiziksel hali.

Doğada olan insanın bedeninde de geçerli, bu durumda bu hafta hava, yani nefes önemli. Biliyorsak nefes egzersizi, bilmiyorsak derin sakin nefes almaya gayret etmek ya da nefes aldığının farkında olmak, bunlar bedene katkı olur. Sonrakiler belli, haftaya içtiğimiz suyun bilincinde olarak içmek, güzel niyetle içmek. Ve sonrası toprak, yani katı fiziksel bedene daha ilgi, şefkat, belki yürüme vs. İşte böyle, umarım ihtiyacı olana fayda olsun.

Deprem..

Gerçekten Anadolu halkı başka, her zaman her koşulda yapılması gerekeni yapar çünkü Anadolu’nun kalbi var. Sorun liyakatsiz yöneticilerde, her zaman olduğu gibi ayrıştıran, küçük şeyleri büyük yapan, güzelliği iyiliği görmeyen yöneticiler, siyasiler, yazıklar olsun size bir kez daha. Oysa halk bambaşka, birbirine elinden ne geliyorsa öyle destek, duayla, fiziksel güçle, şefkatle bağlı. Çoğunluk böyle, arada her zaman fırsatçı fesatlar var maalesef, yazıklar olsun onlara da.

Anadolu halkı kurtuluş savaşından, ateşten yanarak geçmiş bir halk, bunu atalarımızdan gelen genlerde taşıyoruz, yine kalkacağız, toparlanacağız. Ve halka, insana düşman olanlar layıklarını bulacak, kaçacak delik arayacaklar, önceden olduğu gibi bu topraklardan gidecekler. Vicdanlı merhametli güç tekrar canlanacak, şüphesiz böyle. Bu da geçecek, hayat tekrar yeşerecek, dünyanın kanunu böyle.

İnsan bilinci..

İnsanın bilinci kimseden bir şey beklemediği zaman açılıyor, sadece sen ve senin gayretin, emeğin var. Dayanağın sadece sen ve inancın varsa seni yaradan. Bu diğerlerinin düşman veya kötü olduğunu göstermiyor, yani şöyle; evet yanında seni destekleyenler olabilir ama bir anda hiçbiri de olmayabilir. Dost, eş, aile, adına ne dersen de, bir anda tersine dönebilir. İşte öyle anlarda ayakta durabilir misin? Hiç kimseye hesap sormadan, bağlantını koruyarak güvenle yoluna devam edebilir misin? Hayat böyle bir şey, birileri var ama yolun yoldaşı sensin, bunu yapabildiğin oranda huzurdasın. Her insan yolunda kendiyle, hayat böyle.