Ne kolay değil mi?

Ne kolay değil mi, başkalarının durumları hakkında yorum yapmak, ben olsam şöyle- böyle yapardım demek, sorulmadan fikir söylemek ve bunları da genelde bu konu bana bulaşmasın diye yapmak, olan toplumsal olayları, ölümleri vs bahane ederek işi gücü kendini bırakmak ve kişisel dersini almamak, insanı ve dahi her canı can olarak görmek için emek vermemek, ne kolay değil mi?

Öncelikle bu dünyada yönetimler, siyasi idareler var, onlar ülkelerin yönetimi için kararlar veriyor, doğru-yanlış, yani siyaset var ve çoğu zamanda dünya genelinde hatalı işler yapıyor.

Bir de bizim kişisel sınırlarımız, seçimlerimiz, yaptıklarımız, yapacaklarımız var. Kendi ülkemiz için siyasi yönetimleri adımıza iş yapmak için seçen biziz, siyaset halka hizmet için var, üstün olan, hizmet alması gereken, yücelmesi beklenen, seçimi yapan halk. Çıkan sonuçlar ise ortada. Buna ısrarla hizmet eden herkes, seçimlerinden sorumlu, bundan kaçış yok, kaçacağını düşünmek bile tuhaf.

Bu konuya daha fazla artık denecek şey yok ama gelelim kişisel alanımıza; siyaset sadece toplum düzenlerini oluşturmak için bir araç, bir iş için kullanılan makine gibi. Yani hiçbir siyasi görüş, duruş tek bir insandan, can taşıyandan kıymetli değil. Siyaset- yönetimler, her iş her meslek gibi canlara hizmet mevki, varlık nedeni bu.

Bu durumda her olayda önce karşıdakinin can taşıdığını unutmamak, verilen canı onurlandıracak şekilde konuşmak- davranmak- çözüm üretilmesine katkı sağlamak önemli. Herkes CAN taşıyor ve kendi canınız dahil yarın neler yaşanacağı belli bile değil, insan ve can taşıyan her şey siyasetlerden değerli.

O yüzden kişisel alanlarınızı anlamsız sözlerle kirletmeyin, tüm dünyada siyasi güçlerin neden olduğu oyunlarla, insanı harcamayın, yargılamayın, küçültmeyin, insan olmak önemli.

Bu arada toplumsal olaylardan etkilenmemek mümkün değil, tek bir canın ölümünün bazen tüm toplumu uyandırmak gibi bir görevi vardır, toplu ölümlerinde benzer şekilde vicdanları sarsıp uyandırma gücü vardır ama hala vicdanı bilinci kör olmakta ısrar edenler var çünkü onların yolları ayrı, belki ruhları çoktan işgal edilmiş.

Ayrıca olanları bahane ederek (özellikle olayda fiziken yapabileceğin bir şey yoksa) işi gücü hayatı günü harcamamak, kendini bırakmamak, boşluğa düşüşü uzatmamak gerekli çünkü herkes birbirine destek için var.

Unutmayalım, siyasetlerin neden olduklarına rağmen güneş her gün her canlı için yeniden doğar ve batar. Her canlı; insan- hayvan- bitki- belki taş toprak ve her şey can taşıyor olabilir. O yüzden bilinçli varlık olarak sorumluluğunu düşünüp-bilmek, uygun seçimleri yapmak, günü değerini vererek yaşamak çok önemli. Öbür türlü girdaplardan çıkamayız.

Sorunlardan hiçbir çağda unutuş dışında çıkış olmadı ama biz unutmayalım sadece bilinçli olalım. Her can kaybı vicdanları uyarmak, insanları bilinçlendirmek için var. İşte bunu anlamak onları onurlandırmaktır.

Anemi/ Kansızlık..

Bazı hastalıkların genetik nedenleri vardır ama gende bir sorun olması illa o hastalığın çıkacağı anlamına gelmez. Uygun koşul oluşmazsa gendeki sorun sessiz kalabilir.

Çağımızda o kadar çok kadında ve artık erkeklerde de, kansızlık sorunu var ki, tanılı mide- bağırsak veya kanama yapan hastalıkların dışında, kansızlıkların çoğunda belli bir neden bulunmaz. Hasta; kansızlık bizde genetik deyip geçer ya da doktor idiyopatik der.

Evet, hücrelerde sorun vardır; demiri alamıyor, alıyor ama kullanamıyor veya emilim yok  ya da kanama yapan bir neden olabilir. Yani bunlar fizikselde olan belirtiler ve uygun tedavi neyse onunla sorun çözülebilir.

Ama işin bir de ruhsal yanı var; her zaman kan, can demektir. Can; çi- gi-qi yaşam enerjisi, yani kan sadece eritrositleri ve diğer kan hücrelerini taşımaz, Uygur tıbbında kan; qi, can enerjisini taşır. Yaşam enerjisi Uygur tıbbında kanla taşınır, yani qi.

Kansızlık varsa, ruhsal olarak anlamı, bedende yaşam enerjisinin düşüklüğüdür. Kişi hayata gevşek tutunur, isteksizdir, zoraki idare eder.

Oysa insan olmak her zaman kolay değildir, zorlukları var ama yine de bu bedenle bize sunulan bir yaşam var. Başka yok, bu bedenle bir yaşam şansı var ve yaşamak tesadüf değil, rastlantısal değil. En başta bu olasılık vardı ve oldu, onun için varız.

Zorluğun içindeki kolaylıkları görmek, iyi şeylere tutunmak, yaşamımızı ertesi güne taşınmak, bunlar insanın yaşam enerjisi için önemli. Bu can bize verildiyse, bir şeylere aracılık etmek, vesile olmak içindir. O yüzden neye, nelere vesile olacağımızı anlamak ve vesileleri takip ederek hayata tutunmak, başkalarının da tutunmasını sağlamak görevimiz. Nasıl yapayım diye sorma, nasılın cevabı kendinde, karşılaştıklarında, neyle iyi hissediyorsan onda, yani o günün içinde.

Yaşıyor olmanın elimizden geldiğince hakkını vermek, başkalarından beklemeden kendimizi güzelliklere açmak, canımızı canlı tutmak düşünen beyinlerin görevi.

O zaman canımız canlı olsun. 🙂