Işık olduğu için gölge var, yani hiçbir şey sebepsiz değil..
Bırakma zamanı..
Bir şeyi bırakmanın en doğru zaman belli; o şeyden tat almadığımız zaman. Tat almadığın şey her neyse, kişi, mekan, iş, hatta yaşam, söylenme ve bırak. Eğer bırakamıyorsan da tahammül ediyor gibi yapmaktan vazgeç, o şeyi veya yeri veya kişiyi sevmeye bak. İkisinin arasında kalırsan arafta gibi olursun çünkü.
Dünyasal şeyler..
Ne zaman canın sıkılsa veya gözlerin dolar gibi olsa, gökyüzündeki sonsuz maviye, ağacın yeşiline, bir otun toprağa ucundan da olsa ısrarla sımsıkı tutunuşuna bak, varsa kuşların sesini duy, dokunabiliyorsan bir şeye dokun, varsa sevdiğin bir kokuyu kokla, ortam uygun değilse o kokuyu zihnine çağırıp kokla ve yanında bir şey varsa yiyecek, durma hemen at ağzına, tadına bak. O zaman bir bakarsın ki daha iyi olmuşsun 🙂 birinden biri mutlaka işine yarar, yeter ki dene, yap. Hayat bu ya işte, bazen zayıf anlarımız olsa da, yine de güzeldir bu göğün içinde yaşıyor olmak, hele de dans eder kıvamda dolaşabiliyorsak.
Geçmiş..
Her tecrübe insanın bir şeyler öğrenmesi, gelişmesi içindir. Tabi doğal olarak olayın içindeyken genelde bunu fark edemeyiz ama önemli olan sonradan da olsa geriye baktığımızda bunları görmemizdir. Yani aslında geçmişe sadece, o zaman anlayamadığımız şeylerin bilgisini almak için bakmak gerekir, o zaman her şey çok daha güzel olacaktır çünkü sebepsiz yaprak kıpırdamaz, ihtiyacımız olmayan olmaz, yaşanıyorsa vardır bizim için hikmeti, güzel tecrübesi, yoksa kesinlikle olmaz. Çünkü zaten geçmiş yoktur, o sadece zihnimizde bilgisini almamız için bekleyen hayaletler gibidir, biz büyüyünce hayaletler yok olur 🙂
Kalp..
Bazen dil dönmüyor hisleri söylemeye, bazen davranışlar yetmiyor duyguları belli etmeye ama iyi ki kalp var, o gerçek yansıtıcı ve ispatsız akar.
İyi ki kalp var, her şeyin doğrusu oradan akar ve o dile, davranışa, yüze yansıyan tek gerçek şey.
O zaman..
Vakti gelen olur, hakkın olan senindir! O zamana kadar elinde olanın kıymetini bil, keyfini yaşa. Olması gereken hakkettiğinde zaten olur, o oluncaya kadar kalbini ferah tut ve iyi ol.
Merhamet..
Yaralarınızı sevin, o zaman iyileşeceklerdir. Çünkü yaralar koca evrendeki her kum tanesinin farklı olduğu gibi sizin de farklı olduğunuzu anlamanız içindir.
Çirkin gördüğünüz yerlerinizi sevin çünkü o çirkin görünen yerleriniz sizin her şeyden çok kabul etmeniz gereken yerlerinizdir.
Yaralı veya çirkin ama oradalar ve iş görüyorlar ve yaşamanızı sağlıyorlar. Bir de böyle bakın, kabul et ve yaşa.
Ve işin aslı çirkin veya güzel yoktur, hepsi sadece algıdır, siz öyle gördüğünüz için herkes sizde çirkinlik ve yara görür.
Bedeninizi ve yaralarınızı merhamet göstererek tedavi edin, varlar, oradalar, fiziki yapabileceklerinizi yapın, zihnen olayı algılama şeklinizi değiştirin, yani bir şeyler yapın. Ve her koşulda önce kendinize merhamet edin.

Gizli..
İçimde her şeyden bağımsız huzur hissettiğim bir yer var. Burayı çoğu zaman ben bile fark etmediğime göre dışarı gizli bir alan olmalı. Hani bir fırtınanın kasıp kavurduğu denizde yok olmadan durabilen dal parçası gibi, içimde varlığını sakince hissettiren bir yer var.
Her matriks bozulmak için vardır..
Sahi neden mahzunsun, çok mu ciddiye alıyorsun her şeyi, tek gerçek bu gibi mi geliyor sana? O zaman bir dur ve düşün, tek gerçek şu an yaşadığın şey olabilir mi, sahi bu mümkün mü?
İşte bu mümkün değil asla! Sonsuz içinde sonsuzluğun parçası olarak sen, ben, herhangi biri sonsuz olasılıkların içindeyiz. Evet bunu şu an göremiyor olabilirsin, zaten insan olmanın temelinde direnç var her zaman ve sen direnme, bak her şeye, sadece tarafsız bak ama merhametle. Sahiden memnun değil misin hayatından, başka hayatlara mı heves ediyorsun, istediğin şeyler ve yaşadığın hayat çok mu farklı? O zaman sadece bir yerden başla değişmeye, bunu isteyip sadece öyle mahzun bakmakla olmuyor hiçbir şey, bunu sen de biliyorsun. Kabul et artık, mutlaka daha iyi olmak için atabileceğin adımlar, yapabileceğin şeyler var ama korkuyorsun, alıştığın matriksi bozmak istemiyorsun, o kötü bile olsa yeniye cesaret edemiyorsun çünkü sorumluluk senin olacak ya, hata yaparsan suçlayacağın kimse olmayacak, işte bunlara cesaret edemiyorsun.
Kendi adımını atmak, kendi sorumluluğunu almayı gerektirir, orada alıştığın suçlu- kurban oyunu artık olamaz, bilinçli olman gerekir, cesur olman gerekir, güvenmen gerekir.
Ve en önemlisi çok ciddiye alma hayatı 🙂 bu sırrı hiç unutma neşeli bir ciddiyetle yaşa hayatını 🙂 çünkü bu doğru, yaşarken bizim ciddiyetten çıldırdığımız her şeyin temelinde sadece anlamak, bilmek, içindeki neşeyi görmek var aslında, bunu hiç unutma, neşeli bir ciddiyetle yaşa.
Bahaneler hep bahanedir ve onlar bitmez, sahiden daraldıysan hayatında bunun sadece bir matriks olduğunu hatırla, sen yaptın sen bozabilirsin. Tek sorunun aslında bunu bildiğin halde alıştığın ortamı, yani matriksi bozmaktan korkman çünkü insanın doğası böyle, istemese de alıştığını bırakamaz, dayak bile yese o alıştığı olduğu için gidemez. Yeni adımı atmak bilinmeyendir ve buna cesaret etmek, ben yaptım demek, dışarıda suçlu yok demektir ve bu her insanın harcı değildir ama sen harcın haline getir bunu.
Herkes çok büyük adımlar atmak, atabilmek zorunda değil, en nihai adımı en baştan atamazsın ama bir şeyler yap, bir şeyleri değiştir, hiç olmuyorsa hayatına bakışını değiştir, algına dikkat et, bunları yaşarken anlaman gereken ne aslında? Tüm bu kabuller sırasında az yap ama asla kendini kandırma, sadece bu kadar yaptım diyerek rehavetini onaylama.
Bu dünyada bir kişiye samimi ve dürüst olacaksan, o sadece sen ol, sakın kendini kandırma! Gör, şefkat göster, samimi ol önce sadece kendine, bu atacağın samimi adımların devamı gelir nasıl olsa. Bu bedenle bir kere bu dünyada olacak olanı yok sayma, ne yapacaksan onun en huzurlu olacağı şekilde yap ve iyi olduğunda ister istemez çevreye de güzelliklerin olacaktır mutlaka, bilirsin güzel bir çiçek durduğu yerden bile güzellikler katar tüm dünyaya.
Netice konun her ne ise, önce kendinden başla ama dürüstçe ve korkma, her büyük bina ilk tuğlayla başlar unutma, yani hiçbir şey yapmamaktansa, bir şeyler yap ve o zaman göreceksin aslında, her matriks, her gerçeklik bozulmaya mahkumdur sen onu yok saydığında.

Sahipsizlik..
İnsanın en büyük hatası her şeyin sahibi olacağını sanmaktır. Oysa olamazsın, bunun imkanı yok! Hiçbir eşya, ev senin malın değildir, hepsini geçici olarak bedelini ödeyerek kullanabilirsin ve bu kullanma öğrenmek içindir. Eşya, ev öğretir, hepsinin kendine göre bilgisi vardır ve insan sadece öğrenmek için eşyayı kullanabilir.
Karı koca birbirinin malı asla değildir, sadece eşlik konusunda ortaklık yaparlar, kadın- erkek birbirine ait değildir, herkes birbirinden sadece öğrenir.
Çocuğun senin malın asla değildir! Her çocuk ruhun deneyimi için bizi aracı ederek bedenlenir. Belli bir büyümeye ulaşınca onlar da bizim gibi tanrının çocuklarıdır. Besleriz büyütürüz öğretiriz ama asla malımız değildir.
Haa günlük konuşmada benim evim, çocuğum deriz ama bu sadece toplumsal konuşma dilinin gereğidir.
Bedenimiz de sadece emanettir, onu dünyayı öğrenmek için kullanırız, beden bile malımız değildir ama yine de en çok ben diyebileceğimiz odur.
Bu durumda her ne olursa olsun kimse kimsenin malı olamaz! Nasıl evet diyorsak, hayır demek de haktır! Hayır sadece hayırdır! Konu orada biter, bitmelidir! Sevgi aşk adına ısrar olamaz, hayır denildiyse o hayırdır, uzatılmaz!
Hayırı duyunca belki acı çekeriz, kahroluruz, lanet okuruz ama bir insan hayır dediğinde sadece gidilmelidir.
Tüm bunlar insan olmanın en basit prensipleridir. Kimse size mecbur değil, siz de kimseye mecbur değilsiniz, özgür irade var!
Ama insanlar özgür iradeleri olduğunu hep unutur, bir şeye başlamak nasıl irademizle olmalıysa, vazgeçmek de irademiz dahilindedir. Her zaman bir deneyimin içinde istersek varız, istemezsek olmamalıyız. Hiçbir şey özgür irademizden üstün değildir, hayır hayırlıdır.
