Ben ve O..21

O: Hayırdır, hoş geldin..

Ben: Hayır.. düşünüyorum ve aslında bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum sanırım, yardım eder misin? Yani karşılıklı konuşuyor gibi düşüneyim, bu daha kolay olacak sanki..

O: Tamam olur, başla bir yerden..

Ben: Çok önemsediğim bir dostum bana ‘sende içerleme, alınma, küsme enerjisi var’ dedi. Nasıl hallederim dedim, oda bana ‘aslında öyle olmadığını düşünerek’ dedi.  Şimdi buradan başlarsam nasıl hallederim, ne anlamalıyım..

O: İstersen bir insan niye alınır, niye küser bunu düşün önce..

Ben: Eskiden olsa hassaslık derdim, şimdi demem, bu kendimi kandırmak olur sanki.. Alıngan olduğum an, aslında olan, suçlandığım duygusu sanki. Niye böyle düşünüyorum; demek ki azalmış olsa da suçluluk duygusu var bende. Aslında biliyorum hepsi azaldı, çünkü onların farkındayım, onlar bir enerji, gelişlerini hissediyorum, beni eskisi gibi kaplamalarına iznim yok. Biraz dolaşıp, yeni halime bakıp gidebilirler sadece. Onlar olmadan daha iyiyim. Haksızlık yapmayayım kendime, bunlar çok azaldılar çünkü..

O: Tamam devam et..

Ben: Evet suçluluk psikolojisinden olabilir dedim. Bu niye olur; başkalarının üzerimizde hükmü olabileceğini düşünmekten olabilir. Bunu niye düşünürsün, gücünü başkalarına vermişsindir.  Kendini önceliğine almamış olabilirsin. Diğerleri üstün, kendini ise yetersiz görmeden olabilir. Bu beraberinde değersizlik hissini getirir.

Bir de şu var aslında, tam tersi, belki de kendini çok önemseme, bir şey sanma vardır bunun altında, o kadar önemli sanır, abartırsın ve kutsarsın ki kendini, başkalarının her dediği o kutsal olana zarar verir gibi olur. Ne komik aslında, kutsal olsan, bundan rahatsızlık duyar mısın? Tabi ki asla. Ne umurunda olur ki o zaman bu oyunlar.  Değersizlik gibi görünüyor en başta ve değil sanki, biraz abartılmış bir değer, kutsanma duygusu var sanki..

O: Bunun ötesi bunlar bir enerji ve o enerjiye o anlamı veren sensin, enerji enerjidir sadece, işine yarar hale getirebilirsin, o senin enerjin, kıymetini bil, onu görmemezlik yapma, gönderme, o senin enerjin, anlamını değiştir. Şimdilik şunu yap, onu gör (ki görüyorsun) onu kaynağında değiştir, değersizlik-değer iki uç sadece, ötesinde ne var; Var olmak sadece, onu varlık enerjisine dahil edebilir misin mesela, bir düşün. Değeri değersizliği kim veriyor, bunların ötesinde var olmak bir değer sadece..

Şeylere, olanlara kattığın anlam bir de, olmayanları kendi kurgunda var sanman, aslında kendin çalıp, kendin oynaman, kim kime değersiz-değerli der ki.. sadece kendin yaparsın bunu kendine.. bu kadar işte.. alındığını düşündüklerin, sadece senin öyle zan ettiklerin,  hepsi bu sadece.. Farzet ki düşündüğün zan doğru, ne yapacaksın bu durumda, bir konu var ve sen onunla ilgili, o ana uygun bir konum alırsın sadece ve bunların hepsi de sadece olanın olduğu anda, ötesinde ne var sanki..

Birde şu var, açık olmadığın için küskünlük hissedersin, tüm enerjinin senin üzerinde olmasını istediğin için küsersin, bencillik, benmerkezcilik işte, bütünün parçası değil, ben dersin, tüm ilgi dikkat sende olsun dersin, bu olmazsa küskünlük hissedersin..

Ben: Bana mı dedin bunları, şahsıma mı?

O: Yahu yok, genel konuşuyoruz işte, küskünlük, alınganlık enerjisi ile ilgili.. Sen bunları kolayca aşarsın, biliyorum seni.. ve aştın zaten, sorun yok sende.. 🙂 (azıcık çok azıcık kaldı)

Ben: 🙂 🙂 hah bak, hep böyle deyince, ne güzel oldu şimdi..

O: Gerisini yine düşün sonrasında, bakalım neler çıkar..

Ben: Tamam, düşünürüm, bakalım..

(Resimlerde Ben ve Ben varım sadece 🙂  bu arada hiç doğru düzgün tek resmim yok, hep kırpıp buluyorum, aklımda olsun)

hocam..9

YARATIM O KADAR KOLAY Kİ ASLINDA.. HERKESİN TERK ETTİĞİ HAZİNE TEFEKKÜR HAZİNESİDİR. TEFEKKÜRÜN KAYNAĞI..HAYRET ÜZERİNE KURULUDUR..YANİ KAİNATIN MEKANİĞİNİN SIRLARI GÖZ ÖNÜNDE O KADAR AÇIK VE NET Kİ..

SIR……EĞRETİLİKLE İLGİLİ

YÜRÜMEK İÇİN EĞRETİ DURMAK GEREKİR. YANİ YOL ALMAK İÇİN DENGEYİ BOZUP YENİDEN DENGEYİ KURARKEN BİLE.. DENGENİN BOZUK OLMASI HAREKETİ SAĞLIYOR.
İNSANIN EŞYA İLE KURDUĞU BAĞLAR DA EĞRETİ DURMALI.. EĞER BAĞLAR KATI HALE GELİRSE O İNSAN BİTER. BİTİYOR DA ZATEN.. UZUN HİKAYE..
HER ŞEY APAÇIK VE NET.. MEVLANA’NIN DEDİĞİ GİBİ HAYRET GÖZLERİYLE BAKMAK YETERLİDİR. İNSANLARIN ÇOKTAN TERK ETTİĞİ ALAN BURASI BİR HAZİNE. HER BİR İNSAN TEK BAŞINA BİR LABORATUVAR BİR BİLİM İNSANI İÇİN.. İNSANLARA SADECE BİR GÖZLEMCİ OLARAK BAKIN..

Mustafa Karnas

Güneş Yanığı Sonrası Soyulma

Ben ve O..20

O: Sen her şeyi fazla ciddiye alıyorsun, konun bu aslında..

Ben: Farkındayım, sorunum bu..

O: Ee öyleyse.. bir de ben sorun demedim, farkındaysan, konun bu dedim sadece..

Ben: Tamam anladım, her şey eğlencesine olsun öyle mi?

O: Bir açıdan öyle..

Ben: Hep ciddi yaşıyorum ya, ondan rahat olamıyorum..

O: Fark etmez, rahat ol..

Ben: Tamam da..

O: Bu -da’yı sevmem ben, arkasından kesin bir açıklama, itiraz gelir.

Ben: Öyle oluyor gerçekten, -de-da deyince kesin bir açıklamam, kendimi savunma durumum oluyor, haklısın..

O: Biliyor musun, bu hayatta gerçekten ciddi olman gereken konu o kadar az ki, o yüzden rahat ol, keyfinin istediği gibi yap her şeyi..

Ben: O ciddi şeyler, ya rahat anımda, onları kaçırırsam..

O: Kaçır ne olur sanki, ciddi olman gereken yerde de rahat ve keyifli ol ne olur ki.. Ve zaten o anlar kendiliğinden fark edilir, merak etme.. Fark etmesen de fark etmez, yine rahat ol..

Ben: Neden öyle dedin..

O: Şundan dolayı, sadece kendin karar veriyorum ve desteksizim sanıyorsun ya, işte bu yanlış olan, her şey olacağı en uygun yere varır yine merak etme, hem de sana rağmen..

Ben: Öyle mi?

O: Kesinlikle öyle.. Rahat ol.. çünkü olacak olan.. sen rahatken..en iyi şekilde olur.. öbür türlü yine de olacak olan..senin rahatsızlığına rağmen olur.. Tamam..

Ben: Tamam..

O: Tam tersine.. senin rahatsızlığın.. ciddiyetin.. olan’ı.. sadece zorlar.. bu hepsi..

Ben: Tamam, anladım sanki, neden rahat olmam gerektiğini.. ben kendimi hep var kabul ediyorum, yani, zihnim hep kendini var sanıyor ve onun durumu komik ve rahat olsam, ciddi olanın sadece zihnim olduğunu göreceğim..

O: Bu kolay olan çünkü.. ve her şey kolay aslında, zihnin ve aklın farklı.. zihin, şüpheye düşer, o endişelenir, o kurnazdır, onun cevapları hep uzun açıklamalarladır, o sürekli açıklama ihtiyacındadır, o sürekli kendini kanıtlamak zorundadır.. neden biliyor musun?

Ben: Neden?

O: Çünkü o yalan ve sahte.. o olmayan aslında.. sadece bu dünyanın gölge oyuncusu.. Olmadığı içinde, var gibi görünmek için, elinden geleni yapar, o ciddi olur, anlasana..

Ben: Anladım..

O: Tamam..

Ben: Tamam..

( Resimlerde sen yoksun artık 🙂  resimlerde Ben ve Ben varım 🙂  )

 

 

Ben ve O..19 ve Sera

O: Niye böylesin bu akşam, o köprülerin altından çok sular geçmişti, ne oldu sana..

Ben: Sanırım bir değişim, bunu hissediyorum.

O: Bu güzel ya, değişmek güzel, ne var bunda, çocuklaşmak istedin bu gece..

Ben: Tam gitmek üzereyken de kavga edeceğiz seninle..

O: Tam ne zaman gideceğim sana bağlı ve enerjilerimizin uzaklaştığı doğru, biliyorsun Sera hep seninle, ezelden ebede..

Ben: Farkındayım ve sen benim çok yakınımdaydın bu sene, gitmeni istemiyorum aslında..

O: Ben senin bir parçan olacağım her şekilde, bunu sorun etme, birbirimizin sevgisindeyiz her daim..

Ben: Bunu biliyorum aslında, sevgimdesin ve sevgindeyim her daim..

O: Öyleyse ne oldu bu gece..

Ben: Tatsızlık çıkarmasam bana baktığın bile yoktu son ayda..

O: Sen hala çocuksun farkında mısın?

Ben: Farkında olmaz mıyım, benim bir yanım hep çocuk ve o hep yanımda..

Sera: Büyümelisin Aydek, artık zamanı geldi, bu gecenin sabahında büyümüş olarak uyan artık olur mu?

Ben: (sessizlik..) Biliyor musun Sera, senin enerjin çok ciddi, ister istemez seninle ben de ciddi oluyorum merak etme..

Sera: Ciddi olman istenmiyor, sadece artık büyü, bu yeter, bu gecenin sabahında büyümüş olarak uyanman bekleniyor, hepsi bu..

Ben: Ne kolay değil mi? Sadece bir gecede büyüyeceğim.. Merak etmeyin bunu da hallederim, ne olacak sanki, bu kolay..

Sera: Dalga geçme istersen, konu önemli..

Ben: Farkındayım merak etme, yoksa sen gelir miydin buraya, sabaha büyümüş olarak uyanacağım, bunu göreceksiniz nasılsa..

Sera: O’nun gidiş dönemi yakın ve seninle geçici olarak yine beraberiz ve bunun ötesinde biliyorsun ki çok uzun zamandır birlikteyiz.

Ben: Tamam, biliyorum..

O: O hassas dengede ol, kalbin ve aklın tam ortasında, geceyle sabahın tam arasında, o hassas dengede, ben hep sevgindeyim, yine geleceğim..

Ben: Biliyorum geleceksin son bir kez daha, sevgindeyim biliyorum daima..

Sera: Her şey yolunda ve tam olması gerektiği gibi, sadece artık bu sabaha kadar büyü, bu kadar..

Ben: Sabaha büyümüş olacağım hiç merak etme, zaten etmezsin ya, bu da neyse..

Sera: Tamam..

O: Tamam..

Ben: Tamam..

jks3.jpg

 

 

alef yolcuları-mustafa karnas

Geçen yaz okuduğum Karnas kitaplarından biri de “Alef Yolcuları”. Yazarın, Kum kitabının yazarı meşhur Borges’le dialoglarından ve zihinsel akışlarla yazılmış, heyecanlı ve sürükleyici  bir roman. Kitapta, Borges’in ‘Yansıtıcı’ dediği yazar ile savrulmaları var. Beni çok etkilediği için kitaptan bazı bölümleri sizlerle paylaşıyorum:

“- Kalpten kalbe akan giden var ise ve kalp kalbe dönükse dostluk oradadır. Sevgi orada esir kalır ve bu esirlik hoşnutluk vericidir, çünkü sevgi mekanını bulmuştur. Zaten kalbin aradığı da hep bu olmuştur, esir düşecek bir mekan. Bunlara ne mutlu..”

“- Eksik olan kendini tamamlamaya çalışır ve insan hep eksiktir. Ölene kadar sürecek bir serüven. Öldükten sonra da sürer. Zaten sadece bu nedenle, ölüm aslında yoktur diyebiliriz.”

“-Yazılmış olan mutlaka gerçekleşir. İnsanın içinde dört sütun vardır. Bunlardan ikisi görünür, ikisi gizlenmiştir. Gizlendikleri yer insanın gözlerinin içindedir. Bakışlarına hakim olan, kuvvete de hakim olur. O gizli iki sütun kendini sadece gözlerde gösterir ve aynaya bakan her kişi, aynaya bakarken artık kendi gözlerini göremez hale gelince, gördüğü gizli iki sütun olur ki, o zaman ona bir alemin kapısı açılmış olur….Ayna diğer alemlerin bir kanıtı ve ona açılan kapılardan biridir ve aynalar Alef anlarını içlerinde gizlerler. Aleflerin çokları mutlaka aynalar üzerindedir. Onlara baktığınızda, eğer bir Alef size dost olmuşsa elbette kapılarını size açar.”

“-Sıcağın en yüksek noktada bulunduğu anda sıcak artık sıcak değil, insana soğuk gelir, soğuk ta aynı şekilde zirvesindeyken ısıtmaya başlar. Anlamsızlık kendi zirvesindeyken anlamlaşmaya başlar. Her şeyin ve her noktanın ikizi vardır. İkiz ise diğer soyut boyuttadır ve biri eksildiğinde diğeri çoğalır. Biri çoğaldığında ise diğeri eksilir. Sıvı gibi birbirlerine doğru akarlar ve belli bir denge üzere kendilerini eşitlerler.”

orta yol

Olmuyor artık olmuyor, bu devirde iki arada bir derede davranış olmuyor. Net olmak, düşündüğünü yapmak gerekiyor. Ailene, çevrene, yaradana suçu atmak bizi kurtarmıyor. Hayatımızda bir şey yapacaksak bunu yapacak biziz. Öyle ezik, dirayetsiz enerjilere, şüpheye yer yok. Artık bunlarla yol alamayız. Sadece aklın ve kalbin dengesine gelmemiz yeterli. Orta yol ve dengeye gelmek sadece bu; aklını ve kalbini ortak kullanarak yol almak. O aldığımız yolda sadece biz ve bizle bağlaşık olanlar var.

Biz    varız ve bunun kiymetini bilmeliyiz. Bu kendi değerini bilip oradan yol alacakların zamanı. Netice ne varsa bende var, ne varsa sizde var. Sadece olan bu kadar..

niyet

Bir insanın bir insanı veya şeyi sevmeye niyeti varsa her gün yeniden bir neden bulabilir sevmeye. Niyet yoksa yine aynısı geçerli, her gün bir şey bulur sevmemeye. Yani niyetler önemlidir.

Birinin bir özelliğini beğeniriz ve sevmeye onun üzerinden başlarız.  Bu konu çok hassas bir dengedir. Biz sevdik diye, kimse bize kabul vermek zorunda değildir. Şu hayatta herkesi sevecek birileri vardır ve herkesin sevilecek özellikleri vardır. Bu konu zorlanacak konu değildir. Sevginin diğer ucu nefrettir, insanlar uçlara gitmeye meyillidir. Unutmayalım pek çok cinayet sadece sevginin aşırı diğer uca gitmesinden oluşur.

Bu dönemin özelliği ise artık uçlardan dengeye gelme zamanıdır. Yani abartmayalım, severken kırıp dökmeyelim, şefkatle ve merhametle sevelim.

Kimseye kendimizi beğendirmek zorunda değiliz, kimsede bizi illa beğenmek zorunda değil, bu biraz kısmet işidir. Olmayan durumlarda şuna odaklanalım ‘biz o kişinin nesini, hangi özelliğini beğendik’ bunun üzerinden düşünelim. Çünkü konu aslında o kişi değildir, o özelliklerdir. Bunu anlarsak aradığımız özelliklere uygun birini anlama şansımız fazladır ve yine de bu iş kısmet işidir. Aradığımız özelliklerde yetmeyebilir.

Herkese sevgi dolu bir hafta sonu diliyorum..

hallac-ı mansur

Her söz herkese söylenmez. Bu çok evrensel bir ilkedir. En kıymetli söz, hazır olmayan için bir anlam ifade etmez. Hazır olana ise her söz bir anlam ifade eder.

Kendi hayatında bu konuda tecrübeli olan ve çok ders almış biri olarak, buna artık özen gösteriyorum. Aslında bu devirde bilgi artık gizli değil, her şey herkese açık. Yine de herkese her şeyi söylemek gerekmiyor. Kişi hazırsa o bilgi zaten geliyor.

Bu günlük hayatımızın içindeki olaylarda da geçerli, kime neyi ne kadar anlatacağımız ciddi bir konudur. Bir genel olarak konuştuğumuz insanlar vardır, birde gerçekten rahatça konuşabileceğimiz insanlar. Bu ikisinin arasındaki farkı iyi bilmemiz gerekir. Zaten hepimizin bu konularda tecrübesi boldur. Rastgele kişiye konuşup, sonra acı çektiğimiz durumlar mutlaka vardır. Artık zaman bu ikisini ayırma zamanı, bu sır saklamak değil, aslında herkese taşıyabileceğini vermektir. Taşıyamayacak olanı zorlamanın gereği yoktur.

Hani Hallac-ı Mansur’un Enel-Hak lafı misali ve başına gelenler misali, bu önemli bir konudur. Konunun içeriğinin büyük veya küçük olması fark etmez. Bir şeyi biliyor olmamız, her yerde söyleneceği anlamına gelmez. Bu sır saklamak da değildir, ince bir ayardır. Bazen bir konuyu kendinde tutmak ilimlerin en büyüğüdür.