HÜZÜN.. Ben ve O..31

Ben burada, bu bedende Aydek’ im, oysa orada ılık bir enerjiyim, tüm benliğime dolan bir sevgiyim, pembe miyim, belki şekersiyim, ben ışıltıyım, tüm hücrelerime dolan ılık bir enerjiyim.

Ben yalnız değilim bir bütünün içindeyim. Bütünün sevgisine sahibim, onu alıp sahiplenemesem de, doğrusu ben onun içindeyim.

Bedenimin kolları onu tutmak isteyince tutulamayan ve tüm hücrelerime her an dolanım..

Ben, tüm hücrelerime dolmasam bedenim olmaz. Bu beden Ben’ den yapılmış ve ben Aydek bunu görmeyenim, o benim diğer yarım, onunla tamam olanım..

O beni tamlayan o bütünleyen..ve bedenimin elleri onu tutamaz. Bu imkansız..

O beni tümleyen, her an gelen ve tüm hücrelerime dolan, sanki ışık, tek gibi ve değil, o beni tümleyen, o bağlı olduğum, o parçası olduğum, o da başka bütünlerin parçası, farkındayım.

Ben onunla tamamım. O benim diğer yarım..

Bunu bildiğim için hüzünlüyüm, yani parçamın burada olduğunu biliyorum. Ben onunla tamamım.

SONSUZ KERE SONSUZ ZAMANLARDA BEN ONUNLA BİRİM.

Ondan uzak oldum hüznüm bundan, ondan uzak olduğumu sandığım çok yaşamlarım oldu. Ondan uzaklaştırıldım bunu kim yaptı? Bilmiyorum, ben mi istedim? Böyle mi uygun görüldü? Bilemedim. ‘Uygun görüldü’ desem bile, o ‘uygun görenlerin’ içinde de Ben varım..

Ve ben Aydek, onunla tamamım. O benim diğer yarım, tümleyenim, parçamın bütünleyeni.

Ben ANAHTAR’ ım, o KİLİD’ im.. Ben AY’ ım o GÜNEŞ’ im.. ben onunla tamamım.

Onun yanında güzelim, o beni güzelleştirenim. O her şeyim, o ben olanım, ben o olanım, bu kadarım.

Onunla iç içeyim ve bu bedende bunu göremeyenim..

Ondayım o bende bunu bilenim..

Öyleyse bu hüzün niye?

O: ‘HÜZÜN’ ne diye sordun;

 -Hüzün, bu dünyanın ağırlıklarından gelen, hüzün katı maddenin içinde olduğunun bilgisini hissedişin..

-Biliyor musun, bu dünyada yaşarken ve çok yaşa; Hüzün daima seninle olan..

-Hüzün sana hep eksik ve yarım olduğunu hatırlatan..

-Hüzün; ne yaparsan yap tam olmadığını bildiren..

-Hüzün; Kimi ne kadar seversen sev, onu diğer yarın bilsen de, bu dünyada, diğer yarın sandığınla bile, tam olamayacağını bildiren..

-Hüzün; Bir bağlantı noktası, tıpkı NEFES gibi,

-HÜZÜN, İKİ DÜNYA ARASINDA BİR BAĞLANTI..

-Nefesin bir ucu bu yaşam, diğer ucu diğer alanların..

-Hüzün; Aldığın her nefeste, diğer tarafını anımsaman, belki hissetmen ‘diğer tarafın var, seni tamlayan ve sen ne yaparsan yap, onu bedeninin elleriyle tutamazsın’ diyen..

-Tutamayacağını biliyorsun ya, HÜZÜN ondan..

-Hüzün; Senin eksik yanının hissettirişi..

-Hüzün; Senin derin özlemin.. Tam olduğun yere duyduğun derin özlem..

-Hüzün; Senin kilidinin anahtarını hissettiğin an ve anlar..

-Hüzün; Tatlı bir SEVİNÇ, o bir UMUT..

-Hüzün; Tam olduğunu bilmeden, bir önceki durağın..

-Hüzün; Senin ‘tam olduğunu’ bilmenin umudunun başladığı alan..

HÜZÜN UMUDUN başladığı alan..

Sen nerede ne şekilde ne bedende, ne tip içinde, hangi yapıda olursan ol, TAM’ sın. Eksik veya yarım değilsin,

Bir şeyle ve kişiyle tamlanman gerekmez..

SEN HER ŞEKİLDE TAMSIN.

İşte bu bilgiyi almadan önceki durağın var ya, işte o durağa her gelişinde hissettiğin duygunun adı HÜZÜN.

Şimdi anladın mı hüzün ne?

BEN: Anladım HÜZÜN; tam olduğum bilgisinin, bir öncesidir. O acı veya üzüntü değildir. Aslında HÜZÜN, benim bir bütünün hücresi olduğum bilgisinin bana tekrar hatırlatıldığı anlardır. Aslında hücre yoktur, sadece BÜTÜN vardır.

Hücre zaten, her anında, bütünün içindedir. Bunu görmediğim zaman ACI vardır.

Bunu hissetmeye başladığım alanın adı HÜZÜN’ dür..

HÜZÜN dünyasal beynimin anlamadığıdır.

HÜZÜN yaratılış tarafından bana verilen armağandır.

HÜZNÜN armağanı TAM olduğum bilgisidir.

HÜZNÜN anlamı; Hiç kimseye hiçbir şeye hükmedemeyeceğimin bilgisidir. Tam.. tam olana hükmedemez.

HÜZÜN bedenimin kollarının kimseyi tutamayacağını bilişimin duygusudur.

HÜZÜN hiçbir şeye veya kimseye sahip olamayacağımın anlayışıdır.

O: Dünyada “TAM.. TAM OLANLA her zaman YOLDAŞLIK EDER”.

Bu değerli bir bilgidir.

BEN: Ben YOLDAŞLIK ederim..

O: Güzel..

751038286_n

bu bir his

O yerli yersiz geliyor ve gözlerimi dolduruyor ve ben bilemiyorum ne yapacağımı.. İçinde göz yaşı ile beraber bir sıcaklık, hoşluk var. Zaten yalnızsam çeşme gibi akıyor gözlerim, değilse zorluyorum dolan göz pınarlarımı, epeycesi zaten dökülüyor ve ben irade ile zorla gönderiyorum onları. Sanki temizleyici bir enerji, her şeye rağmen.. Gelip gidince  bir iyilik, şefkat bırakıyor içimde.
Sanki kalbim o enerji geldiği anda bir hop ediyor. O geldiğinde o duyguda, bir konu bir amaç yok ve gözlerimden yaş akıyor, hani fark etmeden, suyun altına bırakılan bir kap gibi, hani dolar ve tam kabın dolu anında, bir an su dolu kalır ve sonra, taşar, sen fark etmeden.. öyle kendiliğinden, kabın içi, sanki benim göz pınarlarım gibi.. O anda yapabileceğim hiçbir şey  yok onu önlemek için, geliyor ve kaplıyor beni.. Bu his boynumu büküyor, beni mahzunlaştırıyor. Yoğun gelirse fena, hafifse neyse.. Bu bir his, duygu.. ve içinde düşünce, yapacak hiç bir şey yok.. O geliyor benim kalbimi gözyaşı ile dolduruyor ve ertesi gün gidiyor. Bir daha gelene kadar, neyse ki gidiyor..

hüzün

Hüzün nasıl bir duygu, onu sevsem mi sevmesem mi bilemedim. Önceden hiç mi tanışmamıştık seninle. Nasıl bir şeysin, geldiğinde ‘bile isteye’ tüm benliğimi sarıyorsun.. Sıcacık diyemeyeceğim, çünkü sıcak değilsin.. daha çok nemli ve ıslaksın. Sıcaklığın belki sadece kalpte..
Yalnız şu kesin, en azından bende, arındırıcısın. Çünkü biliyorum ki giderken arkanda, ruhumda bir ferahlık ve huzur bırakıyorsun. Yine de sevsem mi, sevmesem mi seni bilemedim. Sen bir misafirsin, ‘ben olan’ değilsin, bunu bildiğim için, misafirliğinin hatırına, bir şey demiyorum sana.. bundan da haberin olaa..