Bir ışıltı var doğan günün güneşinde.
bendenbanablog.com
Hakuna matata..
Dur ve düşün, kalıcı olan ne var bu dünyada? O zaman hakuna matata 🙂
Aslında kalıcı olacak şeyler var; ne yapıyorsan onu keyifle yapman ve varsa ürettiğin eserler. Bunun dışındakileri takma kafana. Çünkü kalıcı olacak ne var dünyada?
Aslında kalıcı şeyler var; deneyim ve onlardan aldığın hisler. Bunun dışındakiler hakuna matata. 🙂
Derin bir nefes al ve sakince ver, nefes almanın farklı bir tadı var, onun dışındakiler sadece hakuna matata..
Bulaşır..
İnsanlar sadece enfeksiyonların bulaşıcı olduğunu düşünür ama duygular da bulaşıcıdır. Evet virüs, bakteri, mantar, parazit enfeksiyonları bulaşabilir ama duygular da bulaşabilir. Enerjiler yayılıcıdır, ortam içinde birinden diğerine yayılır, bulaşır.
Bir ortamda neşeli biri, diğer on kişiyi etkileyip neşelendirebilir, canlandırır. Yani neşe, canlılık, mutluluk bulaşıcıdır. Veya tam tersi, ortamdaki depresif, mutsuz, yılgın, bitkin biri, diğer kişileri depresif, mutsuz yapabilir. Tabi dikkatli olmazsanız. Yine huzursuz biri, yanındakini de huzursuz yapar, endişeli endişe, evhamlı evham bulaştırabilir. Tabi dikkat edip önlem almazsanız.
Nasıl enfeksiyonlardan korunmak için önlemler almak gerekirse, istemediğimiz enerjilerden- duygulardan uzak durmak için de önlem almak, dikkatli olmak gerekir.
Tedbir adına mesela bu kişilerden uzak durmakta fayda vardır, temas gerekiyorsa kısa tutmak, uzun temas durumunda içselleştirmemek gerekir.
Kısa temaslar bir şekilde tolere edilebilir ama bu tür kişilerle aynı hayatı, evi paylaşmak zorunda olanlar vardır, işte o sıkıntılı. Mesela kronik depresif biriyle yaşayan zamanla depresyona girer, yaşam enerjisi düşer vs.
Aslında aynı ev içinde bile olsa teması azaltabilirsiniz. O kişiyi toparlanması için uyarın, destek almasına çalışın, ısrarla huyundan vazgeçmezse artık ciddiye almayın. Mesela duyun ama duymayın, görün ama görmeyin, çok dinlemeyin, teması her anlamda azaltın. Kişiyle mekanı ayırma şansınız yoksa bile iletişiminizi rölantiye alın, içselleştirmeyin. Yapabiliyorsanız en başta dediğim gibi uzak durun, bulaş olmasın. 🙂
Yani netice, yaşamı iyi yaşamak, enerjimizi iyi tutmak hem kendimize hem çevremize sorumluluğumuzdur. Her insan bazen kötü dönemlerden geçer, olağandır ama toparlanmak için gayret etmemek hatadır.

Mecbur yani..
Bir sürü ara modeller olsa da, aslında yaşamak nihayetinde iki ana başlıkta toplanıyor; iyi yaşamak, kötü yaşamak.
Bu durumda ikisinden birini seçeceğiz. O zaman mecbur yani bugün iyi yaşamayı seçeyim bari.. 🙂 Günleri iyi yaşarsam, tüm yaşamın iyi olma ihtimali olur. Mecbur yani günü iyi yaşayayım.. 🙂
Acz hali..
İnsanoğlu düşmek üzereyken bazen ne kadar da alçaklaşır. Aslında ne acınacak haldir o. Bu hal insana, kızgınlık veya hüzün verir. Düşebilirsin ey insan ama alçaklaşma, ruhunu bedeninle beraber yerlerde süründürme! O ne acz halidir o. Biraz vicdanın olsun, biraz merhametin. O zaman düşsen de hala insansın ve sadece karşındakine hüzün verirsin. Öbür türlü çok alçaklaşırsın ve yazık olur sana verilen akla.. Ve yazıklar olsun size!
Ağaç elementi zamanı..
Bahar mevsimi Ağaç Elementinin zamanıdır. Baharda ağaçlar canlanmaya, yaşam enerjisiyle dolmaya başlar. Kış uykusu bitmiştir. Enerji artar, kendin olmanın bir öncesi aşamasıdır bahar.
İnsan bedeni elementer yapıdadır. Dünya gibi o da kendi bahar elementi döngüsünü yaşar. Baharla, bedenin enerjisi artar, canlanmaya başlar. Hareket isteği, su ihtiyacı artar. Karbonhidrat ve yağ ihtiyacı azalır. Beden su ve ekşi tatlara meyleder. Kış boyunca birikmiş toksinleri atmak ister, o yüzden sade ve az beslenme, bol hareket zamanıdır bahar. Tüm canlılarda Ağaç elementi özellikleri baskınlaşır. Sağlıklı ağaç elementi sevecenlik duygusu katar, sağlıksız hali artmış öfkedir.
Bedende karaciğer ve safra kesesi Ağaç elementinin organlarıdır. İnsanda bu organlar sağlıklı çalışıyorsa sevecenlik, değilse öfke artar. Tüm beden ve karaciğer için detoksa en uygun zamanlardır çünkü artık bahar ve Ağaç elementi zamanıdır.

“Allah gönlüne göre versin”..
“Allah gönlüne göre versin” Çok sık kullanılan bir cümle, üzerinde hiç düşündünüz mü bilmem. Ama zaten hep öyle oluyor, Allah gönlümüze göre veriyor.
Sorun şurada; bazen gönlümüzde çer çöp birikiyor, bunu fark edemiyoruz.
Olan, gönlümüze göre oluyor ama beğenmiyoruz.
Çözüm.. ? Yaşadığımız her anda gönlü temizlemek için dikkatli olmak.
Yolu ne.. ? Aslında bunları hepimiz biliyoruz.
Not: Ve bu temizlik bir kereye mahsus değil, nefes aldığımız her anda devam eden bir süreç. Çünkü insan dünya koşulunda sürekli kirleniyor, yani çer çöp. Onu belli aralıklarla temizlemek gerekiyor. Tıpkı evler gibi. Evler tozlanınca toz almak gerekiyor. İnsan da bir anlamda bir ev, aralıklı olarak temizlenmesi gerekiyor.
Hoşluk..
Bugüne uyandım, çok iyiyim 🙂 Bir yumartayla çayımı içtim. Harikayım 🙂 Şimdi üzerimde kırmızı kazağımla ikinci çayımı içerken, dışarıdaki hafif kapalı, biraz yağmurlu, azıcık da rüzgarlı havayı seyrederek içimdeki hoşluğun tadını çıkarıyorum. Keyifliyim. Çünkü onu sahiden ben oluşturdum 🙂 Biliyorum tekrar bozabilirim ama şimdi ben oluşturdum.
(Tabi ki çalışıyorum, tüm bu dediklerim bir an sürdü ama yazmaya değecek kadar güzeldi )
Lâ tahzen! (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman: “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de, sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür; ona bak! Ama sarhoş olma…
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
Aşık olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…
Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…
Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme:
– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!
Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun Allah olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de Allah olsun.
Hiçbir günah, Allah’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin ey can?
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…
Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık. Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir…
Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen” deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.
Sevginin diğer bir adı da sabırdır:
Açlığa sabredersin adı oruç olur.
Acıya sabredersin adı metanet olur.
İnsanlara sabredersin adı hoşgörü olur.
Dileğe sabredersin adı dua olur.
Duygulara sabredersin adı gözyaşı olur.
Özleme sabredersin adı hasret olur.
Sevgiye sabredersin adı aşk olur…
Ne istersem ben mevla’dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah’tan bir şey istersen:
Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil!…
Ne zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeter ki O Kapıda Durmayı Bil…!
Mevlana

Kızgınlık- kırgınlık..
“Kızgınlık gürültülüdür, kırgınlık sessiz”- Sözün kimin olduğundan emin olamadım 🙂
Düşündüm de çok doğru. Ama devamı olmalı.
Kızgınlık- kırgınlık, ikisi de aynı duygunun iç- dış hali. Kızgınlık o duygunun dışa dönük- aktif hali. Kırgınlık, duygunun içe dönük- pasif hali.
İkisi de aynı duygu. Öfke. Onu dışarı yansıtsan ne, içeri yansıtsan ne, ikisi de sıkıntılı.
Öfke, tahrip edici bir duygu. Ve iç- dış, zamanla hepsi birbirine yansıyacağı için, her koşulda zarardasın. Öfkede zarardasın. Kızgınlık- kırgınlıkda zarardasın.
Çözüm…? Çok şey söylenebilir ama kısası: Bir konuda bir beklentin vardı. Dünyanın merkezine kendini koyduğun için, beklentin karşılanmadı ve öfkelendin. Dışa dönüksen kızgınlık, içe dönüksen kırgınlık olarak bu yansıdı.
Beklenti..? Yani alanı kontrol etme isteği. Bir şey yaptın, bir şey yapılmasını bekledin. Şart mı senin istediğin gibi olması? Kontrolcülük.
Herkesi ve her şeyi kontrol edeceğini sanma yanılgısı. Kendini büyük akıldan büyük hissetme kibri.
Kontrolcülük…? Korku, güvensizlik. Senin dışında olandan korku, güvensizlik.
Daha çok denir de, kısası böyle.
