Yine öylesine..

1. Her sabah (mümkün olduğunca) uyandığında; uyandın, bunu fark et, kıymetini bil.

2. Elinde olanla bir şey yap, onu incele, onunla bağ kur.

3. Fazla boş bırakma kendini, kararında bir şeylerle uğraş, meşguliyet iyidir, insanı, zihnini vesveseden korur.

4. Her zaman meşguliyet olmaz, arada boş kal, seyret dünyayı, bazen insanları, bazen gökyüzünü, bazen ağaçları, hele mavinin yeşille buluştuğu o yeri.

5. Bazen de uzan veya otur, kendini seyret. Duygularını, hırslarını, hasetlerini, varsa kıskançlığını falan, herkes bilir kendinde neler olduğunu. Onları incele, sende ne işleri, ne faydası, ne gereği var, bunlar vesvese mi? Mesela kıskanmasan ne olur ya da bazen haklı olmak için uğraşmasan ya da maddi hırslar için, fazladan biriktirmek için fesatlık yapmasan ne olur? Ama tabi bunların hangisi sende açık veya gizli var? Önce bunu fark et, gör, kandırma kendini. Çünkü insan olumsuz şeyleri kendine yakıştıramaz, kabul etmez, oysa herkeste bir şeyler var, sakın yok deme.

6. Çok da takılma insanlara, eşin, arkadaşın, ailen, annen baban çocuğun olsun, fark etmez, çok da ciddiye alma insanları, bırak herkesi kendi haline. Kimseye baskı kurma ama seni ezmelerine de gönüllü olma, kimse senden önemli değil, kimse sen değil. Ve tabi sen de başkalarını sorgulamadan önce kendi haline bak.

7. Bir şeyler yap, yaparken de yaptığın işi sev, zorlamayla iş yapma. Ya sevdiğin şeyleri yap ya da yaptığın şeylerin içinde sevecek bir şey bul. Yoksa hayatı zindan edersin kendine.

8. Sen dediğin kim? Kendinle meşgul ol. Ama bu o kadar ince bir çizgi ki, hep kendi derdi, sorunu, mutluluğu için uğraşanlardan da olma, dünya sadece sen değil, başka insanlar, canlılar ve cansız dediklerimiz de var. Kendinle meşgul ol ama diğerlerine de duyarlı ol, dünyaya, kedilere, kuşlara, köpeğe, kuzuya koyuna vs her can sahibine.

9. Netice; sana verilenin, o dönem seninle olan şeylerin kıymetini bil, onlar sana emanet edildi, başkasına değil. Deneyim aletlerinin değerini bil çünkü zaten her şey geçici, o yüzden bugün var yarın yok olacak belki, evin, ailen, sevdiklerin, paran pulun, yani ilelebet senle değil, oldukları zaman değerini bil. Çünkü belki yarın yoklar.

10. Hiçbir şey için de fazla üzülme, biraz üzül ama geç hepsini. Sana yapılanı da senin yapmış olabileceklerini de, hataları günahları bil, gör, tedbir al ve bırak hepsini. Ne yapacaksın yani, olan olmuş, hepsi geçmişte kalmış. Geri dönüp çözemezsin, dersini al, bilgisini al ve önüne bak. Hatayı eksiği gediği, geçmişi deşeleyerek zorlama, bugün yapacaklarınla geçmişi telafi et, sana yapılanları da bırak, tedbirini al, kötü davrananlardan uzak ol, duyma, görme, bakma onlara, geride bırak hepsini.

11. Hayat işte, herkesin yolu, tecrübesi, yetenekleri, algısı farklı, o yüzden kendini düzeltirken, bencil olma. Hayat kolay değil, daha da zorlaştırma kimseye.

12. Her şeyin bir sınırı var, senin de olduğu gibi, o sınırı herkese geçirtme çünkü unutma bedenin bile deriyle çevrili bir sınırı var.

IMG-20221001-WA0000

Nedenler..

Bundan 20-30 yıl önce, hatta 50 yıl öncesinde tanı yöntemleri arttığı için hastalıklar da artmış görünüyordu. Çünkü tarama cihazları, çeşitli laboratuvar testleri pek çok hastalığı tespit etmeyi sağlamıştı. Günümüzde ise artan hastalıkların nedeni testler-cihazlar-tespit kolaylığı değil, artışın nedeni dünyanın kirlenişi. Yani temiz gıda, temiz su, temiz toprak bulmak zor, yediğimiz içtiğimizin ne olduğu bile belli değil. Ve bu gıdalar direkt bedende hücrelerin yapısında bir parça haline geliyor, yani kırık dökük hücreler. Bunların hepsi de çeşitli hastalıkların zeminini oluşturuyor maalesef.

Bu arada mevcut dünya insanı hakkında bir şey demedim, zihinleri hep dolu, gaddar, sevgisiz, sadece özenti, robotsu insanlar, işte onlar da beden ve zihin yapımızı bozuyor. Yani kirlenen sadece dünya, doğa değil, günümüz insanı da böyle. Hepsi birbirini etkiliyor. Durum böyle olunca, herkesin üzerine bir şeyler düşüyor, düşünmek, araştırmak, seçici olmak gibi. Netice tüm insanlığa şefkatli bir kalp, temiz zihin, sağlıklı beden diliyorum.

İnsan sanıyor ki..

İnsan sanıyor ki her şeyin sahibi benim. Ama öyle bir şey yok, maalesef hiçbir şeyin sahibi değiliz, olamayız da. Belki bunu biliyoruz ama hep unutuyoruz çünkü insan demek, unutan demek. Oysa gerçek olan hayatımız boyunca bazı şeyler bazı dönemler bize eşlik eder veya biz onlara eşlik ederiz, duruma göre. Yani iradesi olan her canlı aslında özgür yaratılmıştır, insan özgürdür, kimse onun sahibi olamaz, o da kimseye benim falancam diyemez. Hepsi sadece eşlik etmek, yoldaşlık yapmak, yani belli dönemlerde. Her can taşıyan özgürdür ve dahi taşların, ağaçların da canı var, yani her şey özgür ve malımız falan değil. Bu durumda insana düşen ne? Sevdiği şeyler yanındayken onun keyfini, sefasını sürmek, tadını çıkarmak, sevdiği şeyleri bolca, güzelce sevmek. Çünkü zaten her şey geçici. Bu arada sevmediği, istemediği kişi ve ortamlara da tahammül etmemek çünkü hayat geçiyor, beklemiyor, sen de istemiyorsan bekleme, uzak dur bir an önce. Netice sevdiğiniz şeylerin kıymetini bilin, bolca sevin, hayatın geçicilik üzerine olduğunu hep hatırlayın.

Sufi Rabia..

Kadın Sufi Rabia’nın hikayesini bilirsiniz belki ama yine de aklımda olan kadarını anlatayım: Rabia iyice yaşlanmış, evinin önünde bir şey arıyormuş. Etraftan geçenler ona yardım için durmuş, aramaya başlamışlar, sonra biri sormuş; neyi kaybettin?

Rabia: İğnemi.

Aramışlar ama bulamamışlar. Biri yine sormuş; tam olarak nerede kaybettin iğneyi?

Rabia: Evin içinde.

Adam sormuş; öyleyse neden dışarda arıyorsun?

Rabia: Sizler gibi yapıyorum, siz her şeyi dışarda aramıyor musunuz? Huzuru, sevinci, neşeyi hep dışarda bulmaya çalışıyorsunuz çünkü içerisi karanlık.

Kıssadan hisse; ne oluyorsa bizde, dışarıyı değiştiremeyiz, değiştirebileceğimiz sadece kendimiz.

Uygur tıbbında bahar..

Bahar ayları ağaçlara suyun yürüdüğü, can verdiği aylar. Uygur tıbbında ağaç elementini, yani ağacı bedende temsil eden organlar; karaciğer ve safra kesesi. Bu iki organın, özelikle bedenin en büyük fabrikası olan karaciğerin en sevdiği tat; ekşi tatlar. Yani bahara girmeden ve baharda limonlu su beden için asıl destek, arınma. Limonlu suyu bedenin en talep ettiği dönemlerdeyiz. İhtiyacı olana şifa olsun.

Cemreler..

Birkaç gün önce cemre havaya düştü. Hava, yani maddenin en hafif hali, gaz hali, bizim için de nefes.

Haftaya suya düşecek cemre, yani suya can katacak, yani maddenin sıvı hali. Bizim için de bedenin yüzde 60-70’i demek sıvı hal. Son olarak da toprağa düşecek cemre ateşi, yani canı, maddenin katı hali. Bizim içinse bedenin bildiğimiz mevcut fiziksel hali.

Doğada olan insanın bedeninde de geçerli, bu durumda bu hafta hava, yani nefes önemli. Biliyorsak nefes egzersizi, bilmiyorsak derin sakin nefes almaya gayret etmek ya da nefes aldığının farkında olmak, bunlar bedene katkı olur. Sonrakiler belli, haftaya içtiğimiz suyun bilincinde olarak içmek, güzel niyetle içmek. Ve sonrası toprak, yani katı fiziksel bedene daha ilgi, şefkat, belki yürüme vs. İşte böyle, umarım ihtiyacı olana fayda olsun.

Deprem..

Gerçekten Anadolu halkı başka, her zaman her koşulda yapılması gerekeni yapar çünkü Anadolu’nun kalbi var. Sorun liyakatsiz yöneticilerde, her zaman olduğu gibi ayrıştıran, küçük şeyleri büyük yapan, güzelliği iyiliği görmeyen yöneticiler, siyasiler, yazıklar olsun size bir kez daha. Oysa halk bambaşka, birbirine elinden ne geliyorsa öyle destek, duayla, fiziksel güçle, şefkatle bağlı. Çoğunluk böyle, arada her zaman fırsatçı fesatlar var maalesef, yazıklar olsun onlara da.

Anadolu halkı kurtuluş savaşından, ateşten yanarak geçmiş bir halk, bunu atalarımızdan gelen genlerde taşıyoruz, yine kalkacağız, toparlanacağız. Ve halka, insana düşman olanlar layıklarını bulacak, kaçacak delik arayacaklar, önceden olduğu gibi bu topraklardan gidecekler. Vicdanlı merhametli güç tekrar canlanacak, şüphesiz böyle. Bu da geçecek, hayat tekrar yeşerecek, dünyanın kanunu böyle.

İnsan bilinci..

İnsanın bilinci kimseden bir şey beklemediği zaman açılıyor, sadece sen ve senin gayretin, emeğin var. Dayanağın sadece sen ve inancın varsa seni yaradan. Bu diğerlerinin düşman veya kötü olduğunu göstermiyor, yani şöyle; evet yanında seni destekleyenler olabilir ama bir anda hiçbiri de olmayabilir. Dost, eş, aile, adına ne dersen de, bir anda tersine dönebilir. İşte öyle anlarda ayakta durabilir misin? Hiç kimseye hesap sormadan, bağlantını koruyarak güvenle yoluna devam edebilir misin? Hayat böyle bir şey, birileri var ama yolun yoldaşı sensin, bunu yapabildiğin oranda huzurdasın. Her insan yolunda kendiyle, hayat böyle.