Ben ve O (Bırakılan)..

Ben: Hani derler ya “bıçak kemiğe dayanınca”, insan neden daha önce değil de neler yaptığını, huyunu suyunu o zaman düşünür?

O: Herkes o zaman da düşünmez, dibin en dibine daldığında bile, neyse bunu sonra anlatırım.

Şimdi; insan sıkıştığı anda elindeki her şeyi verip o musibetten kurtulmak ister. Özellikle o musibet bir hastalıksa, elindeki maddi her şeyi feda edip ondan kurtulmak ister. O aşamaya gelmeden önce kendindeki musibetleri, fesatlıkları, kini, kibri vs vs görmeyi redderek devam eder. Belki görüp o kendinde olan musibetleri feda etse, yani bırakabilse, değiştirebilse, işte o zaman aydınlanacak yüzü de kalbi de, işte o zaman onun elini hissedecek her zaman üzerinde.

Musibetlerinizi fark edin, bu doğaldır, herkeste var az veya çok ve bunun kendinizde olunca doğal ve iyi olmadığını anlayıp, o duyguyu hissi davranışı bırakın, feda edin, gayret ve irade gösterin, af dileyin, samimiyetle değişmek isteyin, işte o zaman olacaktır.

Unutmayın sadece maddi şeyler, insan, mekan, yer, para, eşya bırakılan değildir, davranışlar huylar hisler de bırakılabilir, yeri gelip kalp ona bağlanınca. Yani o bağlanmayı ruha, gerçek anlamda kalp arayınca. O zaman yolunu uzatma, şimdi elinden geldiğince bağlan ona.

Ben: Evet..

O: Gelelim bıçak kemiğe dayanıncaya, o son anda bile direnenler, kendini hep kusursuz görenler, yani kibirle boğulmuş olanlar, o kibir o kadar kaplamıştır ki bedenlerini ve dahi zihinlerini, ruhu göremezler. Her şeyi kendine yormak, her güzelliği kendin yaptığını sanmak, yapanın sadece sen olduğunu sanıp, hep dışarıyı suçlamak, haklı haksız hesabı yapmak, suçlu mağdur diye ayırmak, işte bu kibre saplanmak. Onlar kendilerinin de her şey gibi sadece bir aracı, bir alet olduğunu unutmuş olanlar.

Netice övünecek bir şey yok, dertlenecek bir şey olmadığı gibi. Bir şeyler yaparsın ya da yapmazsın, yapmamak da yapmaktır aslında ve etkiye tepki olur bir şeyler ve oluşan dirençten doğar yaşam.

Yani etrafı gördüğünü sandığın gibi, asıl kendini gör ama zerafetle, değiştir dönüştür hamurunu ama gerçekten iste, işte o zaman girer devreye irade. Konu ne olursa olsun dönüştürmeyi kalpten iste ve iradeyle. O zaman yapabildiğin kadarını yaparsın bu alemde ve bıçak kemiğe dayanmadan çabala.

Ben: Sağol..

 

Kendim…

Gönlüm hep ona doğru esen deli bir rüzgar. Ama artık sevginin içinde olgunluk tohumları var. Çünkü aklım devreye girebiliyor.

Aklım diyor ki; “havadan nem kapma, bir dur! Tam tersine engellerden kendine fırsat oluştur.”

Aklım bu ara çok akıllı 🙂

“Uzaklıkları, kendini anlamak için değerlendir. Gücünü gör, güzelliğini, tamlığını gör. Her şeyi unut ama kendini unutma. Önce kendinle iyi ol.”

Bunları diyor aklım ve artık olgunlaşmaya başlayan kalbim az da olsa bunu anlıyor. Bu durumda: Selam kendim, bugün nasılım? 🙂 🙂