Ay boşlukta..

Hani ay boşlukta derler ya, ay gibi boşluktayım bu ara. Ama biliyorum sahipsiz değilim, her şeyin sahibi benim de gözetenim.

Evet yollar açılır, insanın dünyası baştan aşağı değişir ama istek ve gayret önemli. Ne istediğini bilip, o yönde meyletmek. İşte o zaman meylettiğin şeyler de sana meyledebilir. Hayat işte, meyl etmek, cazibe, meyl edilmek.

Bu durumda yapılacak işler:

1- Güvenmek, tevekkül.

2- Ne istediğimi düşünmek, çerçevelemek.

3- İsteklerim için her gün bir şeyler yapmak.

Hayat işte, ayın boşluktan çıktığı gibi, boşluktan çıkıp, şekil değiştirebilirim.

Hüzün ve keder..

Hüzün ve keder aynı şey değil, farklı şeyler. Birbirine karıştırma.

Hüzün tatlı bir duygu, keder acı. İkisi aynı şey değil.

Hüzün kalbi ferahlatır, keder yakar. Bir değil.

Benzer sanırlar ama benzer değil.

Hüzünlenmek iyi, keder değil.

Kederlenme, dertlenme. Bunlar insana hayırlı değil.

Oysa hüzün farklı. O tatlı bir duygu, onun bağlandığı mekan ayrı.

İkisini birbirine karıştırma, ikisi aynı değil.

Hissettiğin hangisi? Onlar benzer değil.

Anla, sende olan hangisi?

Ve sakın kederlenme ama hüznün değerini bil..

Soru- Cevap..

İnsanın gözünde bazen sebepsiz bir ışıltı olur. O ışıltı bir an mutluluktan gözlerini doldurur. Çok şükür bin şükür bu duyguya.

Soru: Gözlerde o ışıltı neden olur?

Cevap: -Kalp, o işte bir an ferahlıyor.

Soru: Neden ferahlıyor?

Cevap: -İçinde o sıra birikmiş bir tortu oluyor. Belki birkaç gün veya zamandır kalbini kıvrandırıyor. Ve kalp, bir şekilde o çer çöpü dışarı atmışsa, birden ferahlıyor, adeta şifalanıyor. Ve o şifanın getirdiği masumiyetin ışığı gözlere yansıyor.

Soru: Kalple gözün ne ilgisi var?

Cevap: -Uygur tıbbında kalbe, ruhun evi denir. Uygurlar, ruhun kalpte dinlendiğini söyler. Kalp, bedende ruhsallıkla direkt bağlantılı tek organdır.

Ama kalbin içi zift kaplanırsa, ruh o evden uzaklaşır, yani kalpten. Ve bu sıkıntı verir.

Soru: Kalbi kirleten zift nedir?

Cevap: -Baskın duygulanımlarının ne olduğudur.

Soru: Mesela nedir?

Cevap: -Yoğun şüpheler, kıskançlık, fesatlık, yalanlar vs. Yani negatif duygular. Ve bunlar malesef zaman zaman insanın zihnini- bedenini kaplar. Dozu önemli, maruz kalma süresi önemli. Aynı radyasyona maruziyet gibi.

Ve en önemlisi bu tür enerjiler kapladığında “Neden böyle hissettiğini” tarafsızca düşünmen önemli. O derin düşünce, sen farkında olmadan seni açar ve derin bir nefes alırsın. İşte o derin nefesle, sıkıntılı duygulara neden olan enerjiler tutunacak yer bulamayıp yavaşça nefesinle uçar ve gider ama zamanla. Her zaman bir kerede değil. Çünkü bu bir antreman, arınma antremanı. Antreman yapan insan bedeninin bir günde form tutmasını bekleyemez. Buna alışmak lazım, zamanla doğal olarak zihnin böyle akması lazım. Bir kere yapmakla olmaz, bu bir birikim.

Ve bakarsın bir an, beklemediğin bir an, o kalp evine ruhun girer. Ve kalbinden gözlerine ışıltı yayar.

Soru: Ama bu duygular gitse de bazen tekrar geliyor, sonu yok gibi.

Cevap: -İşte hayat bu zaten. Kalp evi sürekli kontrol gerektirir. Dünyada her şey bazen kirlenir ve temizlik ister, kalp de öyle. Hiç sen, bir kere temizlenip, hala kullanıldığı halde kirlenmeyen, tozlanmayan bir ev gördün mü? Olur mu böyle bir ev? Ev; bir mekan. Kalp; bir makam.

Ve unutma, hiç kullanılmayan evler bile kirlenir, tozlanır. Onun bile her yerini kalın toz tabakaları kaplar. Duvarları, yerleri görünmez olur. Dünyadaki her mekan temizlenmezse böyle olur. Ve kalp de sürekli arınmazsa böyle olur. Tüm yaşam boyunca hem de, hani son nefesine kadar derler ya, işte öyle. Son nefesine kadar arındığına emin olma. Hatta şüphede olacağın tek şey bu olsun dünyada. Unutma son nefesine kadar. Oldu bittisi yok bunun, hiç unutma!

Her mekan temizlenmek ister. Onun için uyanık olman gerekir. Her günde, her anda.

Soru: Kalp evinin temizliği nasıl yapılır?

Cevap: -Bunu biliyorsun aslında ama diğer enerjiler yoğun kaplayınca bildiğini unutursun. Bildiğini unutma, sadece uygula!

Soru: Yine de söylesen, o evi neler temizler?

Cevap: -Belki başka vakit. Şimdi ferahlığın güzelliğinin tadını çıkar. 🙂 Gördün mü onun güzelliğini, işte o duygulanımda kal. Anladın mı, göz ne zaman ışıldar, yüz ne zaman ışıldar.

Soru: Gördüm anladım.

Cevap: O zaman o duygulanımda kal. 🙂

Восхитительные скворечники для вашего сада

Moxa tedavisi..

Mezotel hücrelerinden kaynaklanan mezotelioma, daha çok plevra (akciğer zarı) kaynaklı olmakla birlikte, daha az olarak periton (karın zarı) kaynaklıdır. Agresif ilerler.

Bu kısa tıbbi bilgiden sonra, Uygur tıbbındaki bir detaya değineceğim. Uygur tıbbında rüzgar, soğuk, sıcak, nem vs hastalık nedeni olabilir. Bunların aşırılığının hastalık oluşturabileceği kadim tıpta bilinir.

Uygur tıbbında bu agresif ilerleyen kanser türünde kişinin geçmiş öyküsünde genelde, yaşandığı anda çok ciddiye alınmayan, karın ve kasık bölgesinin aşırı ve yoğun soğuğa maruz kalması öyküsü vardır. Karın zarı kanseri soğuk hastalığıdır.

Uygur tıbbında, karın ve kasık bölgesinin yoğun soğuk alması sonrası ilk 24 saat içinde yapılacak ısıtma tedavisinin ileri yıllarda oluşabilecek mezoteliomayı önleyeceği bilindiği için, moxa (akut ısıtma) tedavisi ile ısıtma ve soğukluğu dağıtma yapılır.

Yani maruz kalınan aşırılaşmış hava koşulları hastalık nedenidir.

Moxibustion (艾灸 – pronounced Ai Jiu) is a traditional therapy that involves the burning of a small bundle of tightly bound herbs, or moxa, to targeted acupoints of the body. The heat generated during moxibustion helps increase the flow of essential energy or Qi (气) throughout the body via the meridians. In traditional Chinese medical theory, stimulating the flow of Qi is essential to achieving health and wellness.

Kız ve Karamık nine..

Karamık nine: “Niye böyle yapıyorsun? Derdin ne? Vermezsen sevilmeyeceğinden mi korkuyorsun?”

Kız gülümseyerek baktı, gözlerinde gökkuşağının yedi rengi vardı: “Hiç böyle düşünmedim Karamık nine. Derdim yok. Ben sadece sevdiğime elma götürüyorum, bir de mor menekşe çünkü o bunları sever. Ve onu sevindirmek beni mutlu eder. Sadece sevdiğim için götürüyorum.”

Karamık nine: “Bir gün, bir şey yapmasan ya da hiç aramasan, o seni arar mı?”

Kız durdu. Gözlerindeki yedi renk solmuştu. Yavaşça konuştu: “Bilmiyorum nine. Bunu hiç düşünmedim desem yalan olur ama düşündükçe işin içinden çıkamadım. Ama artık onun kalbinde ne olduğunu sorgulamıyorum, sadece kendi kalbime bakıyorum ve kalbim onu sevdi.”

Karamık nine: “Bu kaçış mı, korku mu, bu ne?”

Kız: “İkisi de değil nine. Herkes kendi kalbinden sorumlu. Kalbim onu seviyor.”

Karamık nine: “Ama kokuyorsun. Aramazsan aramayacağından korkuyorsun.”

Kız: “Oluyor bazen, haklısın.”

Karamık nine: “O zaman niye?”

Kız: “Niyesi, nedeni yok ki nine. Sadece sevgi var. Korku ise, bazen geliyor, evet. Artık korkuya takılmıyorum. O zaman sevemem. Sadece şunu düşünüyorum; evet genelde aramaz beni ama aradığımda, ‘niye aradın’ demez, geldiğimde ‘nereden çıktın’ demez. Beni mutlu etmek ister. İşte oradan biliyorum sevgisini. Beni görmek istemese ‘yok’ derdi ama demedi. Kapısını hep açık bıraktı, gelirsem diye. Hem duygularının benimkiyle aynı olmasını bekleyemem, bunu bilemem, ölçemem. Sevgi ölçülmez ki nine. O bana hep ‘Herkes kendince sever’ der. Sevginin karşılığı olur mu nine ya da bir ölçüsü? Herkes kendi sevgisinden sorumlu. Sevginin miktarı, dozu, karşılıklığı olur mu nine? Sevgi varsa vardır, onu kimse ölçemez, sadece hissedilir. Ve ben şimdi ona elmayla, mor menekşeleri götüreyim. Belki beni bekler, bilmiyorum ki..”

Karamık nine: “Tamam git ama korkma. Sev ama vermezsen sevilmeyeceğini düşünme, duygun güzel ama kendini de unutma.”

Kız: “Biliyor musun nine, bazen kimse görmüyor ama o bana sürekli veriyor ve değeri ölçülemeyen şeyler veriyor.”

Kız yavaşça yürümeye başladı, nine ona sevgiyle baktı. Hayatın içinde bir masal işte.

Omlet..

Sevdiğim bana “Yumurtayı kırmadan omlet yapamazsın” der. “Omlet yemek istiyorsan, yumurtayı kıracaksın” veya “Oyuna girmek istiyorsan zarı elinde tutmayıp, sallayıp atacaksın” der. Haklı biliyorum, bir şeyleri istediğimi düşünüp, bunun için gerekeni yapmıyorum.

Yumurtayı kırmak, konfor alanını bozmak ve her yapılan yeni hamle “yumurtayı kırmak.” Hem istiyorum hem alıştığım konfor alanından vazgeçmek istemiyorum. Bu ara çelişkilerdeyim. Yumurtalar kırılmadan omlet olmaz mı? Yumurta hep öyle kalsa, omlet olmasa olmaz mı? Omlet için yumurta mutlaka kırılmalı mı? Tuhaf sorulardayım. 🙂