Şeftalinin dışı yumuşak içi sert, hindistancevizinin dışı sert içi sıvı. Bazı insanlar gibi. 🙂 Yani dış görünüşe aldanma.
Genel
Dua gibi..
Bir anlasam, ah bir bilsem; kalplerin merkez olduğunu ve sadece oradan sorumlu olduğumu, sadece orayı kontrol edebileceğimi anlasam.
İnsan her zaman bir şeyler yapar, söyler, karışır, karıştırır, müdahale eder ama çok aldırma, kalpte ne olduğu önemli. Onlar konuşsunlar, aslında sadece kalbin niyeti önemli.
Bunu hep masumca yapsam, evimde olsam. Kalbim evim. O yanıltmaz. Kimse için kötülük istemez, haklarında konuşmaz, yalan söylemez, adildir. Kalp hayata gelme vesilelerini en iyi şekilde yapmanı, mutlu olmanı ister. Kalp, evini temiz tutarsan, mutlu olacağını, mutlu olursan bunun senden yayılacağını bilir. Gerçi mutsuzken de yayılır ama kimseye faydası olmaz. Vesileleri görüp, mutlu olursan hem alır hem verirsin ama zerafetle.
Kalp evinin mayası masumiyet. Oranın ırmağının çağlayarak akması için, kaynağın temiz olması gerek. Yani masumiyet.
Kalpler çoğu zaman çer çöp dolar. Çer çöp, kalbin gerçek malzemesi değil. Yamadır onlar. Kaynağı geçici olarak kapatan tıkaçtır onlar. Ama istersen temizlenir. Yalnız temizliği bir kereye mahsus değil. Kalp öyle bir ev ki, her gün temizliği gerekir. O zaman çer çöp azalır ve asıl malzemesi dolar. Yani masumiyet.
Ahh bir anlasam, başkalarına takılmasam. Kalbimi saf olana bağlasam. Kalpteki kaynağın da kaynağına bağlansam. Ve sadece oradan olsam. İçeri ve dışarı akan benden bana olsa. Kalbe bağlanarak her anda ferah olsam ve her anda ferah olsan.

Ay boşlukta..
Hani ay boşlukta derler ya, ay gibi boşluktayım bu ara. Ama biliyorum sahipsiz değilim, her şeyin sahibi benim de gözetenim.
Evet yollar açılır, insanın dünyası baştan aşağı değişir ama istek ve gayret önemli. Ne istediğini bilip, o yönde meyletmek. İşte o zaman meylettiğin şeyler de sana meyledebilir. Hayat işte, meyl etmek, cazibe, meyl edilmek.
Bu durumda yapılacak işler:
1- Güvenmek, tevekkül.
2- Ne istediğimi düşünmek, çerçevelemek.
3- İsteklerim için her gün bir şeyler yapmak.
Hayat işte, ayın boşluktan çıktığı gibi, boşluktan çıkıp, şekil değiştirebilirim.
Hüzün ve keder..
Hüzün ve keder aynı şey değil, farklı şeyler. Birbirine karıştırma.
Hüzün tatlı bir duygu, keder acı. İkisi aynı şey değil.
Hüzün kalbi ferahlatır, keder yakar. Bir değil.
Benzer sanırlar ama benzer değil.
Hüzünlenmek iyi, keder değil.
Kederlenme, dertlenme. Bunlar insana hayırlı değil.
Oysa hüzün farklı. O tatlı bir duygu, onun bağlandığı mekan ayrı.
İkisini birbirine karıştırma, ikisi aynı değil.
Hissettiğin hangisi? Onlar benzer değil.
Anla, sende olan hangisi?
Ve sakın kederlenme ama hüznün değerini bil..
Sarılmak..
Kalbin kalbe değmesi içten gelmeli. Öylesine kucaklaşmak olmaz.
Soru- Cevap..
İnsanın gözünde bazen sebepsiz bir ışıltı olur. O ışıltı bir an mutluluktan gözlerini doldurur. Çok şükür bin şükür bu duyguya.
Soru: Gözlerde o ışıltı neden olur?
Cevap: -Kalp, o işte bir an ferahlıyor.
Soru: Neden ferahlıyor?
Cevap: -İçinde o sıra birikmiş bir tortu oluyor. Belki birkaç gün veya zamandır kalbini kıvrandırıyor. Ve kalp, bir şekilde o çer çöpü dışarı atmışsa, birden ferahlıyor, adeta şifalanıyor. Ve o şifanın getirdiği masumiyetin ışığı gözlere yansıyor.
Soru: Kalple gözün ne ilgisi var?
Cevap: -Uygur tıbbında kalbe, ruhun evi denir. Uygurlar, ruhun kalpte dinlendiğini söyler. Kalp, bedende ruhsallıkla direkt bağlantılı tek organdır.
Ama kalbin içi zift kaplanırsa, ruh o evden uzaklaşır, yani kalpten. Ve bu sıkıntı verir.
Soru: Kalbi kirleten zift nedir?
Cevap: -Baskın duygulanımlarının ne olduğudur.
Soru: Mesela nedir?
Cevap: -Yoğun şüpheler, kıskançlık, fesatlık, yalanlar vs. Yani negatif duygular. Ve bunlar malesef zaman zaman insanın zihnini- bedenini kaplar. Dozu önemli, maruz kalma süresi önemli. Aynı radyasyona maruziyet gibi.
Ve en önemlisi bu tür enerjiler kapladığında “Neden böyle hissettiğini” tarafsızca düşünmen önemli. O derin düşünce, sen farkında olmadan seni açar ve derin bir nefes alırsın. İşte o derin nefesle, sıkıntılı duygulara neden olan enerjiler tutunacak yer bulamayıp yavaşça nefesinle uçar ve gider ama zamanla. Her zaman bir kerede değil. Çünkü bu bir antreman, arınma antremanı. Antreman yapan insan bedeninin bir günde form tutmasını bekleyemez. Buna alışmak lazım, zamanla doğal olarak zihnin böyle akması lazım. Bir kere yapmakla olmaz, bu bir birikim.
Ve bakarsın bir an, beklemediğin bir an, o kalp evine ruhun girer. Ve kalbinden gözlerine ışıltı yayar.
Soru: Ama bu duygular gitse de bazen tekrar geliyor, sonu yok gibi.
Cevap: -İşte hayat bu zaten. Kalp evi sürekli kontrol gerektirir. Dünyada her şey bazen kirlenir ve temizlik ister, kalp de öyle. Hiç sen, bir kere temizlenip, hala kullanıldığı halde kirlenmeyen, tozlanmayan bir ev gördün mü? Olur mu böyle bir ev? Ev; bir mekan. Kalp; bir makam.
Ve unutma, hiç kullanılmayan evler bile kirlenir, tozlanır. Onun bile her yerini kalın toz tabakaları kaplar. Duvarları, yerleri görünmez olur. Dünyadaki her mekan temizlenmezse böyle olur. Ve kalp de sürekli arınmazsa böyle olur. Tüm yaşam boyunca hem de, hani son nefesine kadar derler ya, işte öyle. Son nefesine kadar arındığına emin olma. Hatta şüphede olacağın tek şey bu olsun dünyada. Unutma son nefesine kadar. Oldu bittisi yok bunun, hiç unutma!
Her mekan temizlenmek ister. Onun için uyanık olman gerekir. Her günde, her anda.
Soru: Kalp evinin temizliği nasıl yapılır?
Cevap: -Bunu biliyorsun aslında ama diğer enerjiler yoğun kaplayınca bildiğini unutursun. Bildiğini unutma, sadece uygula!
Soru: Yine de söylesen, o evi neler temizler?
Cevap: -Belki başka vakit. Şimdi ferahlığın güzelliğinin tadını çıkar. 🙂 Gördün mü onun güzelliğini, işte o duygulanımda kal. Anladın mı, göz ne zaman ışıldar, yüz ne zaman ışıldar.
Soru: Gördüm anladım.
Cevap: O zaman o duygulanımda kal. 🙂

Dur..
Bir dur! Senin neyin var? Hayatta eksikliklerin olabilir ama fazla olanların da var.
Moxa tedavisi..
Mezotel hücrelerinden kaynaklanan mezotelioma, daha çok plevra (akciğer zarı) kaynaklı olmakla birlikte, daha az olarak periton (karın zarı) kaynaklıdır. Agresif ilerler.
Bu kısa tıbbi bilgiden sonra, Uygur tıbbındaki bir detaya değineceğim. Uygur tıbbında rüzgar, soğuk, sıcak, nem vs hastalık nedeni olabilir. Bunların aşırılığının hastalık oluşturabileceği kadim tıpta bilinir.
Uygur tıbbında bu agresif ilerleyen kanser türünde kişinin geçmiş öyküsünde genelde, yaşandığı anda çok ciddiye alınmayan, karın ve kasık bölgesinin aşırı ve yoğun soğuğa maruz kalması öyküsü vardır. Karın zarı kanseri soğuk hastalığıdır.
Uygur tıbbında, karın ve kasık bölgesinin yoğun soğuk alması sonrası ilk 24 saat içinde yapılacak ısıtma tedavisinin ileri yıllarda oluşabilecek mezoteliomayı önleyeceği bilindiği için, moxa (akut ısıtma) tedavisi ile ısıtma ve soğukluğu dağıtma yapılır.
Yani maruz kalınan aşırılaşmış hava koşulları hastalık nedenidir.

Sorma..
Bu bahçe, bu ağaç burada senin için var. Sorma girebilir miyim diye, içeri gir ve istediğini al..
Kız ve Karamık nine..
Karamık nine: “Niye böyle yapıyorsun? Derdin ne? Vermezsen sevilmeyeceğinden mi korkuyorsun?”
Kız gülümseyerek baktı, gözlerinde gökkuşağının yedi rengi vardı: “Hiç böyle düşünmedim Karamık nine. Derdim yok. Ben sadece sevdiğime elma götürüyorum, bir de mor menekşe çünkü o bunları sever. Ve onu sevindirmek beni mutlu eder. Sadece sevdiğim için götürüyorum.”
Karamık nine: “Bir gün, bir şey yapmasan ya da hiç aramasan, o seni arar mı?”
Kız durdu. Gözlerindeki yedi renk solmuştu. Yavaşça konuştu: “Bilmiyorum nine. Bunu hiç düşünmedim desem yalan olur ama düşündükçe işin içinden çıkamadım. Ama artık onun kalbinde ne olduğunu sorgulamıyorum, sadece kendi kalbime bakıyorum ve kalbim onu sevdi.”
Karamık nine: “Bu kaçış mı, korku mu, bu ne?”
Kız: “İkisi de değil nine. Herkes kendi kalbinden sorumlu. Kalbim onu seviyor.”
Karamık nine: “Ama kokuyorsun. Aramazsan aramayacağından korkuyorsun.”
Kız: “Oluyor bazen, haklısın.”
Karamık nine: “O zaman niye?”
Kız: “Niyesi, nedeni yok ki nine. Sadece sevgi var. Korku ise, bazen geliyor, evet. Artık korkuya takılmıyorum. O zaman sevemem. Sadece şunu düşünüyorum; evet genelde aramaz beni ama aradığımda, ‘niye aradın’ demez, geldiğimde ‘nereden çıktın’ demez. Beni mutlu etmek ister. İşte oradan biliyorum sevgisini. Beni görmek istemese ‘yok’ derdi ama demedi. Kapısını hep açık bıraktı, gelirsem diye. Hem duygularının benimkiyle aynı olmasını bekleyemem, bunu bilemem, ölçemem. Sevgi ölçülmez ki nine. O bana hep ‘Herkes kendince sever’ der. Sevginin karşılığı olur mu nine ya da bir ölçüsü? Herkes kendi sevgisinden sorumlu. Sevginin miktarı, dozu, karşılıklığı olur mu nine? Sevgi varsa vardır, onu kimse ölçemez, sadece hissedilir. Ve ben şimdi ona elmayla, mor menekşeleri götüreyim. Belki beni bekler, bilmiyorum ki..”
Karamık nine: “Tamam git ama korkma. Sev ama vermezsen sevilmeyeceğini düşünme, duygun güzel ama kendini de unutma.”
Kız: “Biliyor musun nine, bazen kimse görmüyor ama o bana sürekli veriyor ve değeri ölçülemeyen şeyler veriyor.”
Kız yavaşça yürümeye başladı, nine ona sevgiyle baktı. Hayatın içinde bir masal işte.
