Zorlu karar anlarında:
1- Sakin kalıp duygularına dön, tefekküre kendinden başla.
2- Diğer insanlara suçlayıcı olma, herkes bildiği kadar yardım edebilir ya da yapabilir. Kimseyi daha fazlası için zorlama.
3- Kararsız kargaşa anlarında asıl sorunun ne istediğini bilmemem olabileceğini fark et, ne istediğini bilirsen elinde olan seçeneklerden uygun olanı her şeye ve herkese rağmen seçebilirsin. İstediğinin ne olduğunu bilmezsen yalpalarsın.
4- Etrafındakilere aşırı tepki vermen, içinde biriken zehrin fazlalığını gösterir. Ani büyük tepkilerini daha sonra düşünmek ve anlamak için not et çünkü onların nedeni kimse değildir, kaynağı sendedir.
5- Karar anlarında, şu an cevaplayamadığın şeyler için zorlamalarına izin verme. Her şeyin cevabı o anda olmayabilir.
6- Ve son olarak; fırtınanın ortasındaki sakin yeri unutma, arada gözden kaçırsan da orayı hisset ve o hisle huzurda kal olabildiğince.
Genel
İçimden akanlar..
Hepimizin farklı sınavları var, yani sınav lafını sevmiyorum ama yine de herkesin hayatında sınav gibi bir şeyler var. O zamanlarda daha önce yaptığının aynısını yapma (konu neyse ve sen ne yaptıysan işte) onu bu defa yapma. Çünkü farklı yaparsan belki farklı bir sonuç olur. İşte o farklı yapmayı sağlamak için irade girer devreye, onunla iş yap, iradeni kullan ki bir faydası olsun sana.
Sınavın mesela öfke ise, dur bu defa aynı sahnede, zorla kendini, yani irade ve sakin ol. Sınavın oburluksa, dur bu defa, uzatma elini, o elin titrese de, sınavın herkese hükmetmeye çalışmak, kontrol etmekse, sus bu defa, bu defa bekle, insanların kendi haline izin ver, sürekli iradeyle dur bu defa ve her defa. Aynı şekilde yaparsan farklı şey bekleme, bunu herkes bilir zaten. O yüzden farklı yapmıyorsan hala, diyecek bir şeyim yok sana çünkü istemiyor olabilirsin o sınavdan geçmeyi, yoksa zaten bilirsin her şeyin iyisini. Yani her insanın içindeki o şey, o varlık bilir doğrusunu, dinlersen de söyler. O yüzden deniyorum olmuyorlar laf kalabalığı, bir daha deneme, sahne tekrarlandığında yap gerekeni. Ve her sahne tekrarı sıfırdan bir an, bir daha yap onda da, korkma, şüpheye düşme, inan, güven içindeki saf enerjiye. Gerisi mi? Gerisi yok işte, iş her zaman başa düşer, sen yapman gerekeni yaparsın sonucu beklemezsin. O sonuç gelecektir zaten, bundan da şüpheye düşme.
Böyle şeyler işte, yılma, çökme, üzülme demeyeceğim sana, sadece şu; ne oluyorsa sende oluyor bu alemde, bunu fark et, kendini sabit sanma, tekrar yorumla ve her defasında elinden ne geliyorsa onu yap. Düşme diyemem, sadece düşünce uzun süre mızırdanma, kalk, seni birilerinin kaldırmasını da bekleme. Evet belki kaldıranın olur ama buna güvenme, olursa ne ala, ki destek olan da çoktur daima, yine de yerden sen kalkmaya bak, o yüzden söylenme, deneme, yap ve çok sorgulama. O zaman güzel olacaktır her şey andan ana, günden güne. Bu zaten uygun olan çünkü derler ki tanrı bile 7 günde yaratmış dünyayı, öyle derler, doğru yanlış bilmem ama 7 gün dedikleri de andır aslında. Biz yaparız bir şeyleri, o şey her gün biraz daha olur, yükselir, yani zamanla ve fakat yaradılışa göre, anda her şey daima.
İşte böyle, bugün içimden akanlar bunlar, umarım faydası olur ihtiyacı olana, zaten her şeyin daha doğrusunu bilen vardır ruhunda.

Bu mu?
İşte bakıyorsun bir dala, üzerine de kuş konmuş, bir de ötüyor ara ara, hayatın keyfi bu mu acaba?
İnsan..
Ah insan insan, olduğu zaman ne güzel, gözlerde ışıltı, yüzde tebessüm ve mesafelerden azade. İnsanın içindeki tohumun özü ne güzel. İnsan hep öyle temiz kalsa.
Hisler..
Ahh o hisler; geldiğinde kalbi ısıtan, yüzü gülümseten, yanakları kızartan ve dahi gözlerde ışıltı yaratan, ne güzeldir o anlar. Sanki geçmişin tüm yaşanılanlarının en güzeli süzülüp, katılır o ana ve dahi geleceğin tüm güzel umutları üzerine serpiştirilir. İşte öyle bir andır o, hem tüm yaşamdır, hem süzülmüş saf haldir. Öyle uçucudur ki o his, bir an hissedersin, kalbin açılır, çarpar bir kuş misali ve yok olup gider bir kalp atışında, yoktur o anda ve vardır daima, kalbinde taşımaya niyetin varsa.
saf hal..
Bazı masallar vardır, hiç başlamaz ve hiç bitmez. Var gibidir ve yok gibidir, o yüzden dokunulmaz ve sonsuzdur. Varla yok arasında en saf haldir.
His..
Hani bir yaz akşamı dalgın yürürken, karşı kaldırımdan gelen müzik sesiyle birden durup, kendine gelirsin ya, işte öyle. O ses kim bilir neler hatırlatır insana? Bazısına eski aşkını, bazısına ailesiyle geçen bir yaz akşamını, belki annesini vs ve içimizde tatlı bir ürperti olur sadece, bir titreşim gibi, hüzün gibi ama tatlı, belki hoş bir anının kokusunu. Tatlı anılar ne güzel, kıymeti bilinesi, işte o güzel anıların yeni anlara vesile olması dileğiyle.
İnsan..
Ahh nasıl da her gün dışarıdan hiçbir şey yok gibi görünse de içimizde binlerce şey olmakta. Kargaşa, şüphe, sorular, ne yapacağını bilememe, sevgiler, sevgisizlikler, nefretler, yorgunluk, bıkkınlık ve daha neler neler. Hepsi de insan olma çabamızdan dolayı. Duygular, karmaşalar ve onları yaşanacak düzeye getirme çabaları, her gün içimizde nice savaşlar ve barışlar olmakta. Velhasılı insan olmak zor zenaat, meşakkatli. Her gün kendi üzerinde çalışmak ve kendin dışındakiler için bir şeyler yapmak, bunu yaparken kendini tanımak, insan olmak. Yoksa “ve de öyle oldu- oldu- oldu” demekle ya da “şu dediğime evet de olsun-evet-evet-evet” diyerek insan olunmuyor. Yani ucuz ve kolay yolu yok, her güzel şey gibi güzel insan olmak da emekle, bazen acı, bazen sevinçle ve bir ömür bu çabayla, son ana kadar bilinmez çünkü..
Gece..
Bulutsuz bir gökyüzü, hem de gece. Neler neler olur böyle bir gecede?
Doğru sorular..
Son yıllarda new age akımların ürettiği birkaç cümle var ara ara kulağıma çalınan, üzerinde durmuyorum ama bir şekilde içimi rahatsız ediyordu. Bugün onlar üzerine düşündüm. Biri “Bundan daha iyi nasıl olur?” diğeri “Başka neler mümkün?” İlk bakışta ufuk açıcı, eğlenceli, merak uyandıran iki cümle gibi ama gerçekten öyle mi?
Başlayalım düşünmeye: “Bundan daha iyi nasıl olur, başka neler mümkün?” Yani bir durumun, bir halin içindesiniz, belki iyi belki kötü hissettiren, eğer iyi ise o halin devamını istediğiniz için -daha iyisini- soruyorsunuz, yani bu iyi ama daha iyisi ne? Ya da durum sıkıntılı ve -daha iyisi ne, başka neler mümkün? Diye soruyorsunuz. Sizin kulağınıza da tuhaf gelmiyor mu?
Yine düşünelim, durum iyi ise, size iyi bir şey verilmiş, onun tadını çıkarıp, o hali hissedip, deneyimlerken, keşfetmek, tadına bakmak varken, siz o halin içinde -bu iyi ama evren bana daha iyisini gönder, göster, ver diyorsunuz. Tuhaf bir halle söylenmiş bir cümle, zamanın insanının tuhaf halleri. Yani sende bir şey var, onun tadını alıp, evrene, tanrıya, yani neye inanıyorsanız, memnuniyetinizi gösterip, keyfini çıkarmak varken, -daha iyisi ne? Diye sormak, işte bu zamane insanının tatminsiz, hep bir sonrakine koşmak isteyip yaşadığı anı kaçırmasını teşvik eden cümleler. Bu akımlar ha bire -An içinde olmak, anda olmaktan bahseder ama o hal yoktur üzerlerinde, hani aldığı kıyafetten memnun olmayıp, dolap dolup taştığı halde, kıyafetim yok diyenlerin ruh hali gibi ya da bu adamla- kadınla birlikteyim ama daha iyisi ne diye etrafta göz gezdirenler gibi, tuhaf hal işte, tatminsiz ruh hali.
Haa bir de bu cümlelerin o an göremediğimiz sonsuz olasılıkları fark etmek için kullanıldığını düşünsek diyelim ama bunun yolu da bu değil. İyi bir durumdaysak bunun değerini bilirsek gerekirse daha iyisi gelir, eğer durum istemediğimiz bir şeyse, yine düşünmemiz gerekir, şu an nasıl bir durumdayım, neyim, kimim, neden böyleyim, neden bunları yaşıyorum? Yani düşünmek gerekir, almamız gereken bir ders varsa, durumun hikmeti neyse onu görmeye odaklanmak ve tekrar daha iyi hale gelmek için bilinçli, iradi çaba göstermek, yani emek vermek, gayret etmek gerekir. Yaşanılan durumun hikmet halini görmeden- çünkü mutlaka vardır bir hikmeti- daha iyisini ver, başka neler mümkün- demek, size de tuhaf gelmiyor mu?
Ufuk açmak için gibi görünen ama modern çağın yalanlarından iki cümle. Biliyorum çok kullananı var, herkesin kendi tercihi, bu kolaylık, emeksizlik. Oysa sana akıl, fikir verilmiş, işin içinden çıkmak için emek ver, gerisini hayat, evren, tanrı halleder zaten.
Hesap sorma, bak hikmetine ve geliştir elinden geldiğince kendini, hayatını. Doğru sorular sor, doğru cevaplar gelir ama önemli nokta, soru kendi sorun olsun, orijinal, içinden gelen soru olsun. Yoksa ezberleyip aynı birkaç cümleyi soru diye sorma, yani gerçek özüne, kendine yolculuk etmek niyetindeysen, düşüncem bu; kendi sorularını sor hayata, o zaman özgün cevaplar gelir sana.