korku yerine, umut ve cesaret

Ölenin öldüğüyle kaldığı bir zamanda yaşıyoruz, dünyasal olarak bu böyle, tabi ki ruhsal olarak her yer değiştirme bir mesajdır bilene. Dünkü saldırıda dünyadan giden her cana rahmet diliyorum, yakınlarına sabır, hepimize başsağlığı diliyorum öncelikle.
Bir toplumsal olayı görünürde kim, ne nedenle yapmış olursa olsun, neticesi ne olursa olsun ortak bilinçaltlarımızda bunun tek anlamı vardır, o da korku. Amaç insanlarda korkuyu tüm hücrelerine işlemektir. Korkan insan, zamanla duyarsızlaşır, kolay köle olur.
Umut ve cesaret ise bunun karşıtıdır. Duyarsızlık değildir. Umut ve cesarette olan, korkuya kabul vermez ve bedenen ve ruhen yapması gerekenleri cesaretle yapar. Yaptıklarının neticesinin ne olacağını bilemez ve yine de umut’u korur. Umut ve cesaret insanlığı sevgide tutar. Ve tek olmamız gereken hal bu haldir.
Bunları dedikten sonra sevgili hocamın eski bir paylaşımını, her toplumsal olayda olduğu gibi paylaşma gereği hissediyorum.. Bize gösterilmek istenen sadece korku.. sadece bu, işlerine yarayan bu ve benim durduğum yer kalbimin umudu ve cesareti, duyarlılığı.. sadece bu.. Fiziken yapabileceklerimi yapmak ve sevginin her yerde olduğunun bilgisi ile umudumu korumak. Ben buyum çünkü, hücrelerimin hissettiği bu..

“LAZIM OLAN ŞEY SÜKUNET……..SERİN VE LOŞ BİR YERDE..DUR..VE ARTIK..GÖRMEMEYE BAŞLA…NE GÖSTERİLMEK İSTENİYORSA..SANA” Mustafa Karnas..

O ve ben..13

Ben: Buna pek istekli değilsin, biliyorum ve benim seninle konuşmaya ihtiyacım var sanki..

O: senin bir şeye ihtiyacın yok artık, sadece akıllı ol, o kadar, gerisini biliyorsun, yol alırsın artık.

Ben: Yok canımm, öyleyse niye böyle saçmayım yine..

O: Bunu seçtin demek ki, ne diyeyim sen bilirsin, akıllanmayacaksan ne yapayım dersin..

Ben: Deniyorum, inan bana, sürekli deniyorum, farkında değil misin?

O: Anlaşılan zor bir gece, neden böyle..

Ben: Bilsem..

O: Sakın bunu deme.. Çünkü biliyorsun her şeyi. Şimdi başa dönelim yine, aylar önceye..

Ben: Bu gece, tekrar o kadar gerideyim değil mi?

O: Ona şöyle diyelim istersen ‘Tekrar bir toparlama yapmaya ihtiyacın oldu sanki’ olur böyle şeyler, takma..

Ben: Ne kadar iyisin bu akşam bana, hayret..

O: Ben hep iyiyim sana, bazen ters ve anlayışsız olan sensin..

Ben: Sağol çok incesin yine, sen bana bir zamanlar ‘taş kafada mı’ demiştin ne..

O: Evett.. Şimdi ne yapalım dersin..

Ben: Düşünmeliyim bu gece, anlamalıyım, ne yapıyorum kendime, buna niye gerek duyuyorum ki, niye şeçimim bu yönde, anlamalıyım sanki elverdiğince..

O: Bence şöyle yapalım bu gece, bırak düşünmeyi, eğlenceli bir şeyler yapalım bu gece.. ne dersin bu fikrime..

Ben: Aa öyle mi? Ne peki?

O: Çok bilmişim benim, zaten bildiğin bir cümle vereyim sana, sadece bunun üzerinde düşün, ilerleyen bir saatte istersen konuşuruz bunun üzerinde..

Ben: Tamam, neymiş o cümle..

O: Cümle akşam üzeri senin içinden geçti, o zaman duydum bende.. şöyle: “Senin için sadece sen varsın bu alemde, senden başka bir şey yok, bunu unutma” Tamam..

Ben: (bir saat sonra)..  Belki de her şey çok basit.. O kadar basit ki her şey, zihnim bunu kabul edemiyor. Zihne göre her şey çetrefilli ve süslü olmalı, o zaman havalı oluyor. Aslında her şey, zihnimin anlayamayacağı kadar basit. Basitten anlamıyor o, illa süslü ve çetrefilli olacak her şey, ancak o zaman , bir şey yaptığını sanıyor, kendini değerli buluyor, karışıksa konu, zihnim değerli, anca o çözer her şeyi..

Ve aslında olansa şöyle; yani gerçek olan, çok basit, o kadar basit ki, sıradan ki, o yüzden göremiyoruz onu, fark etmiyoruz onu, çünkü gerçek çok basit ve sıradan. Gerçek diyor ki, önünde ne varsa o, önündeki, taşsa taş, çorbaysa çorba, bir insansa bir insan, çiçekse çiçek, yapılacak bir işse bir iş, gözyaşı ise gözyaşı.. hepsi bu. Abartma, önünde ne varsa o, onu gör önce, ötesini düşünme. Çünkü ötesi, sen bırakırsan her şeyi vakti saati gelince, önündeki haline gelir nasılsa. Rahat ol yani bir şey yok, her şey yolunda ve her şey basit bu alemde..

Bir şeyi daha anladım tekrar, zaten bir vesileyle öğrenmiştim de, unutmuştum demek ki.. Hatırlatana teşekkürlerimle  unuttuğum ve bu akşam hatırlatılan şu: “Herkesin elinde artısı eksisi vardır, elinde olanın, sende olanın kıymetini bil. Herkeste her şey aynı olmaz, bu doğal, kendinde olanın kıymetini bil ve ona odaklan, sende var olana ve iyi olana odaklan, onun üzerinden git” Bu da basit, anlayana..

O: Tamam..

faydalibitkiler_133905291810

demlenme

Kışın bitmesine iki hafta kala, ruhum artık  çocuk değil.. bahara kadar son  demimi alıyorum.. 

Neden böyle, çünkü kış demlenme, mayalanma zamanı bir anlamda..
Demini, mayasını alan her şey, baharla, önce çiçeklenir.
Ve o çiçek yeterince dirayetli ise, yazda olgun meyvesini veya yaprağını verir.
O meyvenin veya yaprağın ne olacağı, yaratılışına göre belirlenir.
Senin yaratılıştan getirdiğin ne ise, meyven veya yaprağın o olur.
Ee o zaman kış boyunca demini tam alanlara, yakında çiçeklenme zamanı.
Bunun coşkusunu bir hissedin içinizde.

Ne mutlu, önce mayalanmaya sabır gösterenlere ve sonra çiçeklenmeye hazır olanlara ve yine o çiçeği, olgun meyve veya yaprak haline getirecek dirayette olanlara.
Rast gitsin.

‘ben’ dediğimiz ne..

İnsan olarak her birimiz bir enerji bütünüyüz, bu kesin. Tek bir ‘şey’ değiliz. Her açıdan bu durumdayız.

Dışardan bedenimizi tek ve bütün görüyoruz ve gerçek olan bu değil. Bedenlerimiz önce el kol, bacaklar, gövde, kafa, saçlar, tırnaklar gibi dışsal parçalardan oluşuyor ve dışarıdan bütün görünüyor.

Şimdi girelim içeriye, burasının ilk katmanı sistemler.. Üriner sistem, dolaşım sistemi, solunum sistemi, boşaltım sistemi, üreme sistemi, sindirim sistemi vs vs.

Şimdi sistemlerden içeri girelim. Her sistem çeşitli organlardan oluşuyor. Örnek olarak, dolaşım sistemi; bu sistem dolaşımdan sorumlu, içinde o çok önemli kalp var, arterler (atardamar), venler (toplardamar), kapillerler (kılcaldamar) var.

Sadece arterleri ele alırsak o arterlerin dolaştığı her yere göre adı, görevi ve kalınlığı değişiyor. Arterlerin adı bu konuyla ilgili olmayanlar tarafından az bilinir veya bilinmez, bu yüzden ben kalp’le devam edeceğim örneğime.

Kalp, dışardan sadece organ kalp, içine bakarsak, bunu herkes bilir 4 odacığı var.  2 Atrium, 2 ventrikül (yani kulakçık ve karıncıklar). İçeriden 4 odalı, her bir odanın içeriği ve görevi birbirinden farklı, kasları sinirleri, elektrik yapısı farklı.

Tek bir odacığı ele alalım, girelim içeri, hepsinin içinde bir sürü hücre, girelim o hücrelerin içine hepsinin içi bir alem, bir dünya aslında. Bir merkez parça (çekirdek), etrafında mitokondri (enerji üreten santraller), stoplazma, endoplazmik retikulum, golgi, lizozom vs vs. pek çok önemli işlevi olan yapı ve daha da, derinine inersek, elektronlar, protonlar, nötronlar. Daha da girersek… bu konu bitmez aslında.. sadece dolaşan enerjiler var.

Tekrar başa dönelim, bırakın her bir organı, her bir hücrenin içinde, akıllı binlerce sistem ve yapı var. Ve bu kadar sistemin hepsini dışardan ‘BEN’ diye algılıyoruz. Bu bir algı yanılsaması, her birimiz trilyonlarca şeyden oluşuyoruz.

Her bir hücre, her bir organın ‘Ben’ demediğini nereden biliyoruz. Bir düşünün vücudun en büyük organı olan karaciğeri, o ne azamet, o ne gösteriş, o havasıyla ‘Ben’ demesi gayet doğal. Şaka bir yana, biz, dışardan ‘BEN’ diyoruz kendimize ve pekçok şeyden oluşuyoruz.

Bu örnekler sadece maddi beden üzerinden verdiklerim, şimdi gelelim, işin enerji boyutuna. Duygularımız düşüncelerimiz ve hissettiklerimiz. Bunların hepsini ‘BEN’ diye kabullenmişiz, öyle öğretmişler ve ne yazık ki çoğumuz bunu sorgulamamışız.

Düşüncelerimiz ‘Biz’ olamaz, onlar enerjiler ve gelir giderler, değişirler. Onları pek çok kişiden almışızdır bir şekilde ve kendimizde tutmuşuzdur. Onlar sadece düşünce yani enerji, dolaşıyorlar etrafta. İşimize gelmiyorsa bir düşünce, onu sahiplenmek zorunda değiliz. Onlar biz olan değil. Aynı şey duygular için de geçerli, onlarda ‘Biz’ olan değil, olamaz, bir düşünsenize, gelen ve giden onlar..

Sürekli diğer insanlarla veya şeylerle temas içindeyiz. Temas ettiğimiz her şeyde enerjetik olarak mutlaka bizden bir parça kalıyor ve onlardan bir parçayı da biz alıyoruz. Ve muhtemelen bu enerjetik parça alışları, bu yaşamla, sadece bizim yaşamımızla da sınırlı değil. Kabulümüzde varsa geçmiş yaşamlarımız veya genetik olarak, aldığımız parçalar var bir de. Hem bedensel hem de enerjetik olarak aldıklarımız.

Kurban bilinci, eziklik, yılgınlık, suçluluk hepsi bir enerjidir. Anlamadığımız ve kabul etmediğimiz ise, onlar dolanıyor zaten etrafımızda, bizim enerji bedenlerinin etrafında da. Bunda bir sorun yok, dolaşacaklar. Bize düşen onların orada var olduklarını bilip, etkilerine girmemek. Var’lar ve buna karar verecek biz değiliz. Yaratılış öyle uygun bulmuş, bize karışmak düşmez.

Bize düşen bu enerjileri, bazen ihtiyaç duyuyorsak kullanmak. Kullandığımız enerji, işimize yararsa, onu tercih ediyorsak kullanmak ve aslolan, o enerjinin bilgisini, içinden geçerken kendimize katmak.

Tamamen o enerji haline gelmek değil, dikkat edin, onun bilgisine ihtiyaç duyduysak (duymak zorunda değiliz bu arada, eziklik ne bilmek zorunda değiliz), bunu tecrübe edip, öğrenip, ondan bir şeyleri kendimize katıp, o enerjiyi serbest bırakmak, olması gereken bu, sıkıca ona tutunmak değil.

Biz yaratılışımız gereği, hiçbir şeyi elimizde sıkıca tutamayız. Kim bu asırlar boyunca, neyi elinde tuttu ki biz tutabilelim. Kim hayatı elinde tuttu, kim sevgiyi elinde tuttu vs vs. Bizde kalabilecek tek şey, çeşitli konuların, enerjilerin, deneyimlerin, sadece kendimize katabileceğimiz bilgisi. Hayatın her konuda bilgisi, sevginin, nefretin bilgisi, ne olduğu, kalan sadece bu.

Bunun içinde, herhangi bir enerjiyle karşılaşınca, buna gerek duyduysak, onu inceleyeceğiz sadece, bir çocuğun oyun hamurunu mıncıklaması gibi, inceledik ve bilgisini aldık ve geçtik, o olayı nötrlemeliyiz bir şekilde.

Bilgisini alırsak, onun bizimle kalmasına gerek yok çünkü. Bu (+) ile (-) nin durumu gibi, birine bakmaya devam edersek, o sadece (-)dir örneğin, oysa ondan geçersek, (+) ve(-) sadece IŞIK olur. Işığın içinde ikise de vardır ve onları tek tek görmemize gerek yoktur. Ve yine de biliriz bilgisini, içinde onlar vardır.

Aynen böyle işte, duygu ve düşüncelerle ilişkimiz böyle olmalı sadece, onlar iyi, kötü’nün ötesinde, bilgisi, gerekirse alınacak enerjiler. İşimiz bilgisini almak, alırsak, tutmamıza gerek yok, zaten o dönüşür kendi ilmiyle, ona biz karışamayız.

Neticede, BEN dediğim, aslında BİZ olanın, dıştan görünüşü, konu uzarda burada keseceğim. Çünkü buradan da tek tek ‘Ben’ dediklerimizden oluşan toplumsal ‘BiZ’ler ve daha neler neler çıkar. Şimdilik bu kadar olsun.

Her şey bir enerji, buna bizde dahil, aralarından seçim yapan biz ve işimize geleni alıp devam edecek olan da biz. Bu bir oyun aslında, keyfince oyna ve abartma işte. Oyununu güzel oyna, ne kendini ne diğerlerini kırıp dökme, oyna ve geç, takılma..

dişi buda_m

anlam

Ne çektiysem bu hayattan ben, ‘şeylere kattığım anlamlardan’ çektim.
Ne zaman rahatladım bu hayatta ben ‘şeylere kattığım anlamları, değiştirebileceğimi anladığımda’ rahatladım.

Netice ya her şeye abartılı anlamlar katmayalım, ya da kattığımız anlamlar hayatımızı kolaylaştıracak anlamlar olsun. Yoksa niye kendimizi zorlayalım.

sevgi günü

Düşündüm de hep ciddi yazı olmaz bu günde, akşam bitmeden, günün anlam ve önemine uygun bir yazıda benden gelsin canım..

Birine veya bir şeye duyduğunuz sevgi, sizi her gün daha ‘güzel’ ve daha ‘iyi’ yapıyorsa, işte o ‘gerçek sevgi’ dir. Sevginin içinde karşılıklı destek vardır birbirine..

Bizi karıştıran ve desteklemeyen şey, sevgi değil, zihin oyunudur sadece..

Umarım ‘gerçek sevgi’ hazır olan herkese nasip olsun..

Sevgi gününüz kutlu olsun..

O ve ben..12

Ben: Seninle konuşurken kullandığım resmi değiştirme gereği duydum, neden acaba..

O: Bunu biliyorsun..

Ben: Biliyorumda.. Onay alma ihtiyacı hissettim aslında..

O: Onaylıyorum o zaman, artık görüntüm değişiyor, bunu konuştuk seninle, bu bir değişim zamanı, değişimin süresi sana bağlı.. Bu ara aşamada, rastgele bir resim seçmen uygun olmuş aslında..

Geçiş süresi, tamamen seninle yaptığımız “10 ve 11.” konuşmaya bağlı.. Rahat ol, ben biraz uzaklaşsam da, yine de buradayım, unutma..

Ben: Anladım tamam..

10. konuşma “Sonsuz olasılıklarım olduğunu bilip, istediğimi, artık rastgele değil, bilinçli seçip, bunun sorumluluğunu alacağım. Eskisi gibi rastgele öylesine, önüme geleni alıp, onu da seçtiğimi sanıp, sonrada zırlamayacağım”

11. konuşma “Kaçak güreşmeyeceğim, bazen kırıcı olduğunu düşünsem de, her zaman ve her şeye karşı dürüst olacağım”

O: Özetlemen güzell. Şimdi uygulamada göreceğim seni..

Ben: Çok heyecan verici ve biliyorsun “dürüst olacağımı ve bilinçli seçim yapacağımı”.

Ve ben, seçim yaparken acele etmeyeceğim, dürüst olurken tüm kalbimle orada olacağım. Ve sen, göreceksin istersen. Ve ben senin görüp, görmemeni önemsemeyeceğim artık, haberin ola..

O: Güzel..

Ben: Tamam..

faydalibitkiler_133905291810

 

O ve ben..11

O: Sen dürüst değilsin

Ben: Değil miyim?

O: Değilsin..

Ben: Neden değilim?

O: Duygularını ve hissettiklerini anlatmakta dürüst değilsin, ifade etsen ne olabilir ki?

Ben: Bilmem, böyleyim işte..

O: Bu olmaz, ‘böyleyim işte’ deyince konu kapanmaz. O konunun zihindeki duygusu devam eder. Buna izin verme, daha çok ve net ifade etmeyi dene ve öğren..

Ben: Aslında, belkide, ne hissettiğimi tam anlayamıyor olabilirim. Net konuşacak kadar ne hissettiğimi bilemiyorum sanki..

O: Dikkat edersen, bildiğini fark edeceksin, ne hissettiğini biliyorsun ve net ifadeyi tercih etmiyorsun, bu bir hata.. Ve şundan kaynaklanıyor sanki, net bir şey söylersen ve bu hislerin değişirse, ne yaparım diyorsun. Oysa her şeyin her anda değiştiği bir evrende, senin ifade ettiğin duygu ve ona bağlı davranışın değişse, ne olur sanki. Ya da belki, hissettiklerini yapmaya hazır değilsin olabilir mi?

Ben: Olabilir..

O: Hangisi olabilir?

Ben: İkisi de olabilir ve daha çok ikincisi sanki..

O: Güzel.. Bunu tekrar değerlendirmek gerekir.

Ben: Olur, gereksin..

O: Sadece dürüst ol, bu en kolayı..

Ben: Haklısın, bunu düşüneceğim..

O: Senin yaptığına ne denir biliyorsun..

Ben: Biliyorum.. ‘Kaçak güreşmek’ denir. Ne demekse..

O: Doğru teşhis..Teşhis tamamsa.. ki tamam.. sıra tedavisinde..

Ben: İyiymiş.. iyileşeceğim..

O: Her konuda ve herkese karşı daha dürüst olmalısın, tüm hayata ve yaratılışa dürüst ol. Kırmamak ayrı şey, dürüst olmak ayrı. Gerekirse kırılacak olanı ‘kır’ ve dürüst ol..

Ben: Bunu uygulayacağım, sırada bu var anladım..

faydalibitkiler_133905291810

O ve ben 10..

O: Bir sonsuz boşluğun ortasında yüzmek, her şey olabileceğini bilmek ve hiçbir şey olamayabileceğini bilmek. Sonsuz olasılıklar ve hepsini seçebilirsin. Ve illaki seçersin. Bunu bilmek. Seçtiğin olmak. Yani seçim. Yani bu kararın senin olması.

Gerçek bir seçim. Şimdiye kadar olanlar gibi değil. Neden değil. Çünkü net ve açıksan. Kafan ferahsa. Seçimlerinde net açık ferah olur.

O zaman buyur bakalım. Seç ne uygunsa. Bu evrende her şey sende başlıyor ve sende bitiyor. Bunu tüm varlığında hisset önce. Sen ne istiyorsun ki o olsun. Neyi tercih edersin. Net ve açık. Hayatında ilk defa. Kaçak davranmazsan (eskiden olduğu gibi), sen ne olmayı istersin.

Buyur. Sonsuz olasılıklar, sonsuz fırsatlar ve sen. Karşı karşıya. Bugünden sonra hep böyle. Bu sonsuzluğun ortasındasın. Ya o ya bu ya şu ya öbürü sonsuz kere ya. Sen seç ve uygula. Neyi seçersen, desteğin orda. Bunu hiç merak etme.

Bakalım nasıl seçimlerle neyi üreteceksin. Seçen sen olunca, olmayan için ağlayıp zırlamak yok.

Çok şanslısın bu günden sonra. Buyur bu sabahtan başla. 

Ben: Tamam

O: Bu sabah bu tamamla, artık eskiye dönüşün olmadığını anla. Bitti bu bağ. Artık ya böyle, seçer ve yaparsın. Ya da her şey eski tas eski hamam. O zaman bana bir şey söyleme. Dırlanma sorma. Sonsuz boşluk ve fırsatlar senle. Her durumda yanında olurum. Merak etme. Sadece şikayetlerini dinlemem. Benden çözüm bekleme.

Sadece seçim gücünü kabul edip alırsan desteklerim ben. Öbür türlüde yanında olurum. Seni seyrederim sadece.

Sonsuzun ve sonsuz içindeki her şeyin ve benim desteğim sadece ‘kendi’ seçim yapabilene. Tamam. Bu sabahtan sonra ilişkimiz sadece böyle. Bunu bil.

Ben: Tamam

O: Kararın ne..

Ben: Bana zaman ver..

O: O zaman tanındı sana. Son 6 yıldır bu tanınan zamanı kullandın sen. Bu sabah. Sana tanınan bu süre doldu. Bunu anladığın için. İlk defa sabahın bu köründe “O ve Ben” deyiz bu an. Ya o ya bu ya şu ya öbürü ya… Sonsuz sayıda ya seçeneği ve sen varsın orada. Bu kadar net her şey. Artık ne bizi ne kendini oyala. Oyun bitti. Net ve kesin. Arası yok.

Ben: (uzun sessizlik ve düşünme).. Tamam.. Bırakıyorum kendimi bu sonsuza. Ve bıraktım.. Haberin ola. Yani benim haberim ola..

O: Seçim yaparken telaşlanma, sakince bekle, acele etme..

Ben: Ne telaşı.. telaş yok burada..

O: Güzel sen anla diye, o kelimeyi kullandım.

Ben: Merak etme anlıyorum artık ben. Kelime seçmene gerek yok bana. İçinden geleni bana direkt söyle. Bundan sonra benden böyle..

O: Ne yapıyorsun, neredesin..

Ben: Şu anda hiçbir şey yok. Bir karar yok. Bakıyorum sonsuza, bu ana.. Bu işte..
Geç veya erken yok burada.. Uygun an var.. Burada sadece ‘Ben’ varım.

Gidiyor musun?

O: Gitmek demeyelim, görev değişimi zamanı gelecek. Sadece belli bir mesafede olacağım.

Ben: Hoşça kal yok, görüşürüz yok burada.. Tamam.. Ben bir merkezim ve sen belli bir mesafedesin bana, yörüngemin hemen dışında.. Sonra gideceksin, uygun anda. Farkındayım.

O: Gitmek demeyelim, görev değişimi zamanı gelecek. Ve doğru.. Tam uygun anda..

Ben: Tamam

O: Tamam.

Ben: Uzun zamandır. İlk defa. Bu sabahta. Sadece ben varım.

O: Doğuşundan bu güne. İlk defa. Sadece Sen varsın bu sabahta. Güzel.

Ben: Güzel.

751038286_n

O ve ben..7

Ben: Sence bu normal mi?

O: Biraz daha açık konuşsana..

Ben: Konuşamam, daha açık, sen zaten anladın beni..

O: Benim anlamam yetmez. İfade etmelisin hislerini, ifade ettiğin duygunun enerjisi, gitmesi gereken yola ulaşır çünkü. Önce ifade et.. açık ve net, olur mu?

Ben: Daha fazla edemem..

O: Daha fazla mı? Şaka mı bu, neyi ifade ettin ki, daha fazlasından bahsediyorsun, önce açık ol..

Ben: Beni zorlama, sen ne hissettiğimi biliyorsun işte, dahasını diyemem, her şey yazılmaz, biliyorsun işte..

O: Tamam, peki, dediğin gibi olsun. Evet soruya gelelim o zaman ‘Sence bu normal mi?’ bunu sordun bana, cevap gelsin o zaman sana ‘Evet, bu normal’.

Ben: Öyle mi, neden acaba..

O: Daha açık söyleyeyim mi? yoksa daha açığı burada yazarak olmaz mı? Ne dersin..

Ben: Anladım, haklısın, yazma tamam..

O: Güzell.. Ne öğrendin bu konuşmadan sen..

Ben: Şunu öğrendim “İfade etmelisin hislerini, ifade ettiğin duygunun enerjisi, gitmesi gereken yola ulaşır çünkü.” Bu çok anlamlı ve haklısın yine..

O: Netice..

Ben: Neticesi yok şimdi, bu kadar işte..

O: Sen daha açık olmayı seçince, daha açık konuşuruz bizde..

Ben: Tamam, kabul, bakalım o zaman, şimdilik hoşçakal.

O: Sen de hoş kal..

Ben: (yarım saat sonra) Senden gizli oturum isteyebilir miyim?

O: Kabul, öyle olsun bu defa..

Ben: Tamam, “O ve ben..8” gizli o zaman..

O: Şimdilik böyle.. (gülümseme)..

Ben: “O ve ben..9” da aramızda, tamam..

751038286_n