Su bidonu..

Geçen yazın çok sıcak günlerinde, günlerce susuz kalmış bir bahçenin verandasında irili ufaklı saksılara dikilmiş çiçekler gördüm. Neredeyse hepsi susuzluktan ölmek üzereydi. Ve birden büyük saksıların hemen yanı başında duran, muhtemelen 40- 50 litrelik büyük su bidonunu fark ettim, bidon su doluydu ama çiçekler suya hasretti. Bir an saksıdaki çiçeklere ve su dolu bidona baktım. O su çiçekleri günlerce idare edebilirdi ama bu olmamıştı. Neden? Su orada bidonda dolu duruyor, çiçekler orada saksıda kuruyor ve yan yana ama birbirinin ihtiyacını karşılayamıyor. İşte hayat çoğu zaman bunun gibi. Sende pek çok bilgi, birikim veya tecrübe dursa da ne fayda, kime faydası var onun? Bir şeye destek olmadıkça, birine fayda sağlamadıkça, çöp hepsi bellediklerinin, senden birilerine, bir şeylere akmadıysa.

Hayat da böyle, öğren, tecrübe et, dene, çabala ve paylaş, yoksa hepsi çöp bildiklerinin. Neden böyle? Çünkü o yukarıda bahsettiğim verandadaki çiçekleri sonraki birkaç gün yoğunca sulayınca onlar yavaş yavaş toparlandı, canlandı, can buldu. Ve günler sonra baktım, bidondaki suyun o tıka basa doluluğu azaldı, sarardı, bozardı. Bidondaki su yazın kavurucu sıcağında kimseye bir faydası dokunmadan buharlaşarak yok olmuştu. Aynen hayat gibi, ibretlik bir anı; sende olanı paylaşıp, birilerine bir şeylere fayda sağlamadıktan sonra ne anlamı var sana verilenin? İster bilgin, ister görgün, yeteneklerin, tecrübelerin ya da güzelliğin, başka bir canlıya faydasızsa, yani susuz çiçeklerin yanı başında durup, onları kurumaktan kurtaramadıktan sonra, işte aynı o bidondaki su gibi çürüyüp, kimseye dokunmadan yok olmaya mahkumdur. O yüzden sende olanı gör, kıymetini bil ve paylaş onu olmayanla. Belki bilgin, belki görgün, belki gülüşün ama paylaş ne varsa. O içi dolu koca bidon gibi, kendini kimseye açmadan yaşama.

Ayrı..

Mesela kalbini temiz tutunca şunu fark edersin; kimse senin rakibin değil, aynı işi, şeyi yapsa da herkesin yolu, kısmeti, nasibi ayrı. Ve ne sen onun elindekini alabilirsin ne de o seninkini, vermek istemedikten sonra. Yani korkma, kimse engel değildir sana, sen engel olmaktan sonra. Kimseyi kopyalama, kıskanma, imrenme, o kimselerin de senin de yolun ayrı. Sadece yaptığını kendin gibi yap, özenli yap, severek yap, gerisini sorguya kapat.

Uygur tıbbı..

Baharın yakın olduğu bu dönem ve bahar ayları limonlu suyun bedene en yararlı olduğu zamandır. Bahar aylarına girerken ağaçlar canlanmaya başlar, Uygur tıbbında karaciğer ve safra ağaç elementinin organlarıdır. Karaciğer, safraya ekşi tatlar iyi gelir, besler, güçlendirir. Bu durumda limonlu suyun bedene en çok şifa verdiği dönem bahar aylarıdır.🌱🌳

Ellerin hırkası..

Sakinleş biraz, bir bak kendine, o öfkenin, endişenin, korkuların hepsi senin değil. Onlar senin değil, en yakınlarından, sığındıklarından sahiplenip giymişsin hırka gibi. Çıkarabilirsin o zaman, o bir hırka ve senin değil, kolayca çıkar, yeter ki önce fark et. Anlık tepkilerini, bilinçsiz tepkilerini gör ve değiştir. Senin olmayan hırkayı boşuna taşıyıp da yük, eziyet yapma, gerek yok buna. Çıkar ve neysen o ol.

Kim bilir belki de tam olmak istediğin kişisindir. Ama önce başkalarından bilinçsizce aldığını, bilinçli olarak çıkar.

Pofi, Gamer, Tiger..

Mustafa Karnas’ın hep dediği gibi mekan gerçekliği yarattı, sahiden öyle oldu. Bundan yaklaşık bir yıl önce bahçeli bir eve taşındım ve gerçekliğim değişti. Şimdi buradan kedilerle hikayemi anlatmaya başlayayım çünkü daha önce onlarla iletişimim hiç olmamıştı, meğer ne büyük lütufmuş, şükür.

Yavrular şu an 8 aylık oldu, bu 8 ay oğlanlarla hem çok tatlı hem bazen hala çok zorlayıcı da oluyor ama kesin olan, bu deneyimin paha biçilmez olduğu. Kediler ve mutlaka diğer canlar hiç büyümeyen çocuk gibi, özellikle yavrular hani olur ya, 3- 4 yaşında iki oğlan gibi, sürekli haylazlık peşinde, işte öyleler. Ve zaten ne kadar büyüseler bile, diğer kediler de çocuk, hepsi bebek onların, tanrının emanetleri.

Her şey geçen mayısta bahçede, gelince beslediğimiz kedilerden birinin bizim evde doğurmasıyla başladı. Aslında Pofi bize ilk geldiğinde çok küçüktü, geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki 3- 4 aylık falandı, kış gecelerinde genelde dizimin dibinde oldu ve baharda, hamile olduğunu anlamamıştım ama iki yavru doğurdu. Tabi o zaman bu konuların cahiliydim, şimdi epey tecrübe sahibi oldum.

Neyse, ilk yavrularıydı ama içgüdüsel olarak 4. aylarına kadar çok güzel annelik yaptı, sonra oğlanları uzaktan bile görse kudurdu. Zaten Pofi bence dünyanın hem en muhteşem hem de en yabani kedisi, herkese yanaşmayan, yanaştırmayan bir çocuk o.

Yine netice, Pofi onlarla iletişimi bırakınca yavrularla ilgilenmek genelde bana düştü, hatta öyle ki geceleri uzun zamandır birlikte uyuyoruz. Küçükken bu daha kolaydı ama onlar büyüdükçe yatakta bana ancak ayak uzatacak yer kaldı. Şaka bir yana, onlara bakıyorum ama biliyorum onlar benim malım değil, biz onlarla yol arkadaşlığı yapıyoruz, hayatın izin verdiği yere kadar. Aslında tüm canlılarla, insanlarla, çocuklarla olması gerektiği gibi, birlikte yürümek istediklerimiz bizim yoldaşımız, malımız değil, eşimiz, çocuğumuz dahi. Aramızdaki karşılıklı his, duygu paylaşımı, koşulsuz sevgi ve her gün tekrar şaşırdığım bir sürü hayretlik şey ve bu benim tanrının yaratımı konusunda hayretimi arttırdı.

Kediler ve dahi eminim diğer canların insana verdiği o sımsıcak sevgi öyle müthiş ki, o başlarını omzuna koyarkenki teslimiyetleri, o sıcacık nefesleri, o her zaman etrafında olmak isteyen gayretleri tarifsiz mutluluk.

Netice biz şu an evde 3 kediyleyiz (anne Pofi ve oğlanlar Gamer ve Tiger), onlar evin bir parçası. Tabi kış koşullarından dolayı eve aldığım iki çocuk daha var, o yüzden bir yıl önceye bakarsam, bazen evin içi sahiden çılgınlar evi, yani şimdilik durum bu.

Demem o ki, bir yıl öncesine kadar böyle bir şeyi bilmiyordum, oysa kediler şimdi hayatımın doğal parçası, çocuk onlar, tanrının geçici emaneti. Unutmayın, rızkı veren hüdadır, o yüzden kapınıza, yolunuza çıkan canlara ondan gelen misafir olarak bakın, onun hediyesi olarak sevin, bu mutluluğu yaşamaktan kendinizi alıkoymayın.

Şu an bu konuda ilk yazışım oldu, o yüzden duygularımı tam anlatamadım belki çünkü sevgi tarifsizdir, tarifi olursa da hep eksiktir ama bir kediyi sevmeye başlamak, kendini ve yaradılışı sevmeye başlamak gibi. Dilerim bu duygu isteyen herkese nasip olsun.

Üstteki siyah uzun tüylü olan anne Pofi, o dünyanın en güzel kızı. Siyah beyazlı Gamer, o çok yaramaz ve oyuncu bir oğlan. Ve Tiger, küçük kaplan, dünyanın en iyi huylu oğlu (Tabi arada yatakta ayağımı ısırması da sevdaya dahil).

Olduğun beden neyse osun (Yin/ Yang)- Uygurlar..

Bir de habire eril dişil diyenler var, bunu ancak bütünü bölersen diyebilirsin, hatta hücrelere, atomlara kadar inersin. Gerek var mı buna? Ne bedenle geldiysen dünyaya sen osun, kadın bedenindeysen kadın, erkek bedenindeysen erkeksin. İçinde olduğun, gördüğün bedene inanmıyor musun, ispat şahit mi lazım sana? Neysen osun, ne hissediyorsan osun.

İnsanı hücrelerine kadar didiklersen neler neler çıkar, tabi ki 46 kromozomun yarısı anneden yarısı babadan, sende ikisi de var, bundan şüphe mi duyuyorsun? Bilim bu, ispatlanan. Ve tabi nasıl fizik beden biraz anne, biraz babadan ise, ruhsal yönünde biraz anne biraz baba soyundan ve hepsinin ötesinde ruhun kendisi zaten bilemediğimiz alemlerden.

Ruh var mı, ispatı var mı? Ruhun ispatı vicdan, merhamet, şefkat vs vs, bunlar başlıcaları. Tabi ki o var. Ve ruhunu satanlar da var, vicdanını duymayan, zalim olanlar.

Bütüne bakın, didiklemeyin, didiklenecek şeyler var ama o kişisel olarak kendimizle, kendi yolumuzu temizlemekle ilgili, kendini bilmek ve hatta bildiğini bilmek ve hatta bildiğini de unutmak.

Derinlere inersen ve ayrıştırırsan beden içinde ne tuhaflıklar var, mesela Uygur tıbbı der ki; bedende enerji hatları var, onlar bedeni bir şekil halinde tutuyor, gösteriyor. O enerji hatlarına meridyen diyorlar.

Ve dahası da var, eğer ayrıştırmaya devam edersen bedende ayrı ayrı organlar var, onlara Uygur tıbbında yin ve yang organlar diyorlar. Yin yani dişi organ, yang yani eril organ. Mesela bedenin koca fabrikası karaciğer YİN organ, yani dişi, ufacık safra kesesi YANG, yani eril organ vs. Uygurlar içi dolu organa yin, içi boş organa yang diyorlar.

Daha da derine inersen, hücreler, hücreler arası, hücrenin organalleri vs vs. Ve daha da inersen atomlar, nötron, proton vs, yani derin bir alem bu. Eğer tefekkür edersen dalarsın bu aleme ve kim bilir ne inciler bulursun.

Ve fakat her şeyden önce insansın, şekillenmiş insan, cinsiyetin bunun bir detayı, parçası, neysen onun kıymetini bilip sefasını sürmek için var, tecrübenin bir parçası, çok da önemli değil yani, tadını çıkar yeter, gerisi boş işler. Önce insan ol, o yeter.

Cinsiyetle ilgili enerjiyi artırmaktan bahsedenler, yani libidoyu, o sadece insanın yaşam isteğini artırmakla ilgili bir şey. Libido yaşam enerjisi, insanın hayata tutunma isteği, gücü, yaşamın kıymetini bilip, tadını alması ile ilgili. Tabi bu bazen biraz azalır, bazen artar, sadece çok düşürmemek önemli, yaşamak için bu gerekli.

Netice var olduğun bedende hissettiğin cinsiyettesin, bunu çok sorgulama. Beden yaşamak, deneyimler kazanmak için var, onu hiçe sayanlar gibi, kıymetini bilip yaşayanlar da var. En iyisi kıymet bilenlerden olmak, bedenin zihinsel ruhsal tecrübenin aracısı olduğunu bilmek ve o emenete sahip çıkmak.

IMG-20181231-WA0014