Her günün sabahı var derler ya, buna da bel bağlayıp yan gelip yatma! Sabahı senin için olmayacak günde var. O yüzden güzel işlerini erteleme, bugün başla, tam şimdi.
Genel
Gece..
Geceye bırak bazı şeyleri, gecenin bir varlığı var, onu hisset şimdi. Ve sen bedenli insan, her zaman halledemezsin bazı şeyleri, hep eksik kalırsın, yanlış yaparsın, çaresiz hissedersin, acı çekersin ve çözemezsin kederlerini. İşte tam da o zaman geceye bırak o şeyleri.
Gecenin bir varlığı var, tıpkı gündüzün olduğu gibi, onu hisset ve direnme her şeyi yapabilecek gibi. Gecenin bir varlığı var, sessizce halleder çözümsüzleri.
Dolunay yazısı..
Bu gece oturup şöyle bir geriye baktığımda, ilginç şeyler fark ettim. Ne tuhaf her şey tam da istediğim gibi olmuş ama onları istediğimi ve yarattığımı anlamayıp, bunları ben istemedim demişim sıklıkla. Bu çok komik aslında, yemeği kendin yapıp olmamış diye başkalarına kızmak gibi. Bir daha dön ve bak geriye, dram çıkarmak için değil ama sadece anlamak için bak geçmişe. Bakarken onun sadece geç- miş olduğunu da unutma.
Nasıl da anlamamışım isteyip yarattığımı, tuhaf bir şaşkınlık içindeyim bu gece 🙂 Sen de bak geçmişe.
Bu durumda rahatla, burada ol ve sadece yaratıldığında mutlu olacaklarını odağına koy. Zihnin hep kaçacak, dalgalanacak ama sen çevresindeki tüm karmaşanın içinde 7/24 odağında çocuğunu tutan bir anne gibi ol. Korkma! Zihninin gücünü nasıl bir hayat yaşamak isteyeceğine koy, merak etme olacaktır o, sadece pes etme ve inan buna.
Bu arada şunu asla unutma; odağındaki gelecek başka insanlar üzerinden olmasın, herkesin kendi özgür iradesi olduğunu hatırla! Her insan başkalarının alanına müdahale etmediğinde istediğini yapmakta özgürdür, bunu hep hatırla. Kimse yanında olmak zorunda değil, kimseyi geleceğe taşıman gerekli değil. O yüzden hayallerini kimse üzerine yapma! Sadece hissetmek istediğin duygulara yoğunlaş, yapmak istediklerini gör, yaşamak istediğin senaryoyu oluştur, zihninde geleceğe kişileri taşımayla uğraşma. Bazen bazı kısımları revize etsen de sağlığa keyfe neşeye ya da ne istiyorsan o hisse yoğunlaş. Bir anlığına bile olsa tüm kalbinle hisse odaklan ve sonra bırak her şeyi kendi haline.
Zaman her şeyi usulünce halleder ve yapar, daha öncekileri yaptığı gibi. Sen o his boyunca dalgalanmayı bırakma!
Her şeyin kendinde başladığını anladığında, ne istersen o oluyor, bunu yaşa.

Kapı- yol….
Dur bir anla, bir kapı kapanır yenisi açılır daima.
Aslında şunu anla, her kapı niyetin kadar açıktır sana.
Yani her kapı açıktır anlayana!
Ve aslında kapı yok ki açık- kapalı olsun.
İlk adımı atıp bir yolu yürürsen o yolda olursun, yani emek.
Yolun var olduğunu mu sanırsın, yol da yok aslında.
Kapı veya yol hem var hem yok, sadece sen varsın anlasana!
Ve hepsi niyetin kadar açık sana.
İste ve emek ver, hepsi bu anlasana!
İşte o zaman vakti gelen olur.

Herkes..
Her şey sevilmek ister sırf insan değil, herkes şefkat ister sırf sen değil.
Bugün..
Kendimi sevesim tuttu bugün 🙂 düşündüm de pek çok şeyi yapabilirdim ama bazılarını yaptım. Bu normaldir herhalde, insan elinde kaç şeyi tutabilir? Yapabildiğim kadarını yaptım, olduğu kadarını yaptım, yani bir şeyler yaptım veya yapmadım.
En önemlisi; yaşıyorum 🙂 ve yaşarken geçmişin adı üstünde geç- miş olduğunu, pişmanlığa gerek olmadığını, eksik veya fazla bıraktıklarımı karmanın gereken zaman ve şekilde halledeceğini, alacağımı veya borcumu ödeteceğini öğrendim. Ve gelecek için endişeye gerek olmadığını, onun gel- ecek olduğunu, bugün yapacaklarımla ve karmanın hesaplarıyla oluştuğunu öğrendim.
Ve şimdi bugün buradaysam, olduğu kadar, arada kaçan zihne rağmen, olduğum günün içinde ve işlerindeysem sorun yok.
Netice hayat işte, yaşanıyor bir şekilde..

Ya..
Benimki bir umut işte, ya tutarsa 🙂
Sorun etme..
Sorun etme! Yapabilecek enerjin olsaydı yapardın, kalpten isteseydin olurdu. Demek ki, ya enerjin eksik ya da isteğin 🙂 belki şüpheler içindesin, kim bilir? Yani düşünürsek biliriz tabii, düşünmek lazım cevabı 🙂
Neyi anlattım?
Çoğu zaman yaşadığımız duygusal anlarda, duyguyu fark edip, bakıp, çözümleyemeyiz ama fark etmek önemli.
Mesela bir olay yaşadınız, kötü hissettiniz, “neden böyle hissettiğinizi” sordunuz ve örneğin olayın içinizdeki değersizliği tetiklediğini gördünüz. Bunu fark etmek önemli. İsterseniz olay anında o anladığınız kadarını bırakabilirsiniz ama sonrasında hazır hissettiğiniz, uygun olduğunuz bir gün o konuyla çalışmak gerekir. Unutmayın önce tanı koymak önemli, duyguyu anladık mesela “değersizlik” dedik, sonrasında bir ay sonra da olur, zamanın kıymeti yok, o güne o olaya gidip zihninizde, duyguyu takip ettikçe o sizi benzer olayların olduğu hatıralara götürür, ilginç bir şekilde olayların farklı ama konunun- hissin aynı olduğunu görürsünüz. O zaman hissin, olaylardan bağımsız tamamen sizinle ilgili olduğunu anlarsınız. Yani konu sizinle ilgili, bakış açınızla çünkü başka birisi aynı olayda aynı reaksiyonu vermez, o hissi üretmez.
Bu zihinsel takibiniz sırasında şunu fark edin, tepkilerin belli bir sabiti yoktur, duygular bize yapışık değildir, öyle hissetmemiz gerekmez, tek sabit bir kural olamaz. Her şey ve hiçbir şeyin bir arada olduğu bir evrende yaşıyoruz. Her şeyimizi etkileyen hiçbir etki yapmayabilir ve bu ikisi aynı anda beraberdir.
Düşüncelerin spini sürekli bir yerlere atılılırken, onu takip edin, bir yerde şunu anlarsınız; mesela değersizlik, bunun üzerinden gidelim, bu mümkün olabilir mi, değersiz olabilir misiniz? Bunun imkansızlığını göreceksiniz çünkü yaradılışın hiçbir zerreyi gereksiz, değersiz yaratması mümkün değildir, olamaz, ihtiyacın fazlası bir alanda bulunmaz, yani gerekli ve değerlisiniz. Burada yaşadığınız olayların sadece size sizi göstermek için, içinizde çözülmemiş, tanısı konulmamış gölgenizin görülmesi için yaşandığını anlarsınız.
Yukarıda anlattığım düşünce şekli sıradan düşünce değildir, bir şeyi anlamaya çalışıyorsunuz. Sıradan düşünce içinde olduğunuzda sonrasında iyice depresif- mutsuz, derin düşünce içindeyseniz daha hafiflemiş- iyi hissedersiniz. Çünkü derin düşünce, yani tefekkür, içsel keşif, enerjinizi yükseltir, zaten keşiflerin en büyüğü içsel olandır. Günlük sıradan yaptığınız sorgulamada, düşüncede, daha ağırlaşırsınız, enerjiniz azalır.
Tüm bu sırada bazen nefesinizi de fark etmeye dikkat ederseniz daha güzel olur, sonrasında nefesin tatlı yumuşaklığı, bedeninize yumuşakça giriş- çıkışı, tıpkı okyanusun sakin yumuşak dalgaları gibi, güneşli pırıltılı bir günde sahile- toprağa (toprak sizin bedeniniz) dokunan ılık, sevgi dolu, yumuşak dalgalar gibi, o dalganın sahili temizlemesi, düzeltmesi gibi, nefesinizde sizi temizler hafifletir ve istediğinizde daha fazla sorgulamadan güne devam edersiniz. Eksik gedik kaldıysa tekrar yine başka bir zaman çalışabilirsiniz.
Aslında neyi anlattım? Meditasyonu 🙂 yani tefekkürü.
Bu durumda sürekli “nasıl yaparım, oldu mu- olmadı mı, doğru- yanlış mı?” diye sormak yerine, istediğinizde kendinizi izleyip, fark edin. Yani hani “atla deve değil” derler ya işte öyle, anla, yap, emek ver, temizlenmeyi iste. Meditasyon- tefekkürle yaptığınız her keşif sizi arındırır, masumlaştırır ve şifanın yegane yoludur.

Dur..
Olduğun anda dur! Orada bir şey yok, sadece huzur, yaradılışın huzurunda ol! Ötesi, gerisi hiçbiri yok, sadece huzur. İşte orada biraz dur, dinlen ve tekrar gel, yeniden seçim yap ve hayatı yaşa ya da teslim ol, hayat seni yaşasın.