Eskiden bir yolculuğa çıkarken, o yolculuğu ne kadar istesem de, bende bir endişe evham olurdu..
Ya kötü bir şey olursa, şu veya bu olursa vs.vs..
Şimdi ise teslimiyet ve benden yüceye güven var içimde..
Artık her yolculuk, bir hikaye bende.. çok severim hikayeleri de.
Rastgele öyle hikayeler birikiyor ki, hemde hiç beklemediğim bir anda.
Haa bunun için uzun bir yolculuk gerekmiyor illaki, attığım her adım bir yolculuk hikayesi bana. .
Bu yüzden her koşulda ‘iyilik var’ bende bu seneee..
Vee şunu da biliyorum ki, henüz hissettiklerim, aslının sadece gölgesi..
Genel
atalet- hareket
Ataletle, harekete geçmek arasında ince bir çizgi varmış. Önceden bilememişim, sınırları çok keskin sanmışım. Ve o sınırları aşmayı düşünmemişim bile..ne komik..
Şimdi anladım ki, sınır çok ince, istersen anında geçersin harekete.
Nerden mi biliyorum, tabiki.. tecrübeyle..
Şöyle ki, şimdi bir şey yapmayı isteyince, zihnim bir şekilde sabahtan başlıyor “yok, olmaz, bu uymaz sana, bu saatte nasıl gideceksin, araban da yok nasıl dönersin,vazgeç”..
Birde şöylesi zihin konuşmalarım var, bu daha ayartıcı bana “ya Aydek canım, şurda mis gibi evde oturmak varken nereye gideceksin, hem sen gündüzü seversin, sıcak çayın şalın kitabın varken nereye “..
Bende o an olansa şöyle, bu konuşmalar sürekli geçiyor, farkındayım..ilk anda kapılsam biliyorum ki yapmayacağım o şeyi. Bense hissediyorum ve kapılmıyorum onlara bir biçimde. .İçimde nasıl olduğunu bilmiyorum bir güven ve teslimiyet oluştu, benden yüceye..İşte ona güvenle, izliyorum ve yorum yapıp desteklemiyorum bu düşünceleri, önceki gibi takılmıyorum yani. .Aslında o düşünceler hep var orda biliyorum. Sanki o an Aydek olan ben ve onu gözleyen ben..iki kişiyim ben.. Zihnimdeki o kadar ayartıcıdan sonra gitmem, yapmam sanıyor, Aydek olan ben ve zihnim konu halloldu diyor, rahat yani.. Gözleyen ben, o güven içinde, zihnimden geçenlerin farkında ve takılmıyor onlara. Vee yapmam gereken şeyin zamanı geldiğinde, bende şaşırıyorum olana.. (çünkü bilmiyorum gün boyu, hangisinin dediği olacak) o an doğal bir biçimde ve sevgiyle çıkıyorum yola ve yapıyorum bir biçimde..Neticede bu kadar kolaymış her şey, boşuna yorulmuşum bunca sene. .
çirkin ördek yavrusu
Beni çocukluğumdan bilen bilir.. Fiziki olarak evdekilere hiç benzemezdim. Onlar düz saçlıyken ben kıvırcıktım, onlar ufak tefek ben iriydim. Gözlerim, yüzüm bile farklıydı sanki.. Yani öyle derlerdi, yoksa ben o yaşta ne bileyim. Hani evin ‘komşunun çocuğu mu’ denileni, işte o bendim.. Sırf bu olsa yine iyi, birde ruhen farklıydım, huyum suyum meraklarım farklıydı (yani evdekiler öyle dediği için diyorum, yoksa ilk çocuklukta bunu bilemezdim ben). Asiydim onlara göre epeyce, evde veya dışarda farklı düşünür ve bunu ifade ederdim bir şekilde. Çekinmezdim sözümü de , patavatsızdım da yani. Benim tek bildiğim meraklıydım o zaman da bir şekilde.. Neyse büyüdükce aile, toplum insanı törpülüyor bir biçimde. Ben de törpülendim epeyce, ıslah edildim bir şekilde. Hem ruhen, hem bedenen. Dualarımın da etkisi oldu sanırım.. aman düz saçlı olayım, aman ufak tefek olayım, aman farkedilmeyeyim gibi falan..
Ve liseye gelmeden dualarım kabul olmuştu, yani herkes gibiydim bende, ya da öyle davranmaya çalıştım bir biçimde. Hep özümü, kendimi törpüledim, göstermek istemedim kendimi, hem de her konuda. Hiç arkada kalmasam da, ileride olmamaya çalıştım bir şekilde.. ve ortalarda bıraktım kendimi. Tabi ki, konu ileri geri meselesi değil, o ben değildim bir biçimde ve bunu hissediyordum en derinimde. Anlamsızlık bir şekilde.. Artık o asi çirkin ördek yavrusu gitmiş, sıradan civciv olmuştum ben. Tabi ki aslında civciv sıradan değildir kabul, yalnız benim cinsim civciv değil.. İçim görünür olmak isterken, özgürce salınmak isterken, dışım görünür olmaktan rahatsız.. Kendimi herkesten ve her şeyden hep sakladım ben..Yani sıradan insan halleri bir şekilde..
Vee işte bu sabah.. epeydir bunun gölgesi, hissi hep vardı da.. yine de ilk kez, bu sabah şunu ‘tüm benliğimde hissettim’ ben. İçimdeki “çirkin ördek yavrusu” yeniden epeydir canlanmış.. Vee ikisi çatışıyor bir biçimde, gerçek olan Ben ve çevremin etkisiyle oluşturduğum kendini asıl sanan, sahte ben.. Ve artık “çirkin ördeğim” bir yıldır çıkmış ortaya. Ondayken iyiyim ben, civcivken değil. İki gün önce hissettiğim ikisinin zorlamasıydı. Gerçekten çok zorlandım o cumartesi gecesi, nefessiz kaldım sanki. Vee bu pazartesi sabahı, dışarı adım attığım anda, kendiliğinden, tamamen, nasıl olduğunu bilemeden “gerçektim” ben. Yaratılışımdan getirdiğim Ben’dim, “çirkin ördek”tim. Ve bunu her hücremde hissettim. Bu arada çirkin değilim tabi ki de, o “özümün tarifi olsun”, içimdeki “neşenin” adı olsun.. Aslında güzelim her biçimde..
Neticede, farklıyım ben pek çok biçimde.. bencillik değil bu.. gerçek olan. Yinede her şeyle birim ben.. Her şeyle Bir olsam da, neyse yaratılışım O olmalıyım ben..
Kendimce anlatayım bu kısmı yine.. Hani her hücremin farklı yapıda olup da, bütünün “Ben” olması gibi.. Herkesin yapısı farklı, yaratılışı farklı, tıpkı her hücrem gibi.. Ve onların bütünü olan “Ben”im gibi.. İşte bugün olan bu bende. Neyse yaratılışım, O olmalıyım ben..
Hafta sonu o çok yoğun ağlama enerjim, bu şekilde işe dönüştü bende..İyi ki çok ağlamışım, arındımm sanki. Gökkuşağı çıktı işte içimde.. İyi ki de böyleyim, seviyorum kızım seni, hem her halinle.. Çirkin olduğum yalan, yinede masaldaki o ördeğim ben..
bendeki aşk tarifi bildiğimden değil eğlencesine
Çok anlamasam da, aşkın tarifi bende şöyle.. Birinin, bir şeyin, senin iyilik halini (ruhen, zihnen, bedenen) her konuda artırması.. Çokca acı çeksen de, çokca şüpheye düşsen de bir şekilde.. baskın duygunun “İyilik” olması hali..
Bu ilahi aşkın, birine duyduğun aşkın ya da kendine duyduğun aşkın tarifi olabilir bir şekilde..
İkinci bir tarifi de şu sanki..(çok bilemesem de, sanırım, yine), susman gereken yerde konuşman, konuşman gereken yerde susma hali. Kısaca bu sanki bir ‘şapşallık’ hali..
Yine yanlış anlaşılmasın hepsi bendeki ‘ilahi aşkın’ tarifi..
Birde o yoğun acı, aşkın arındırması herhalde.. Ve benim çok arınmam gerekiyor anlaşılan bu sene..
gölge
mevsim panosu ve ben
sevmek
Herşeyin konuştuğu tatlı bir sonbahar sabahı.. nasıl severim o hafif rüzgarı, hışırtılı dalları, yakmadan ısıtan güneşi ve bunları seyrederek şarkı söyleyip yürüyen benii..
istemek
Hani şöyle bir şey oluyor ya.. Bir şey geçiyor içinden ve o şey, karşına hemen çıkıyor.. Ağzından gül lafı çıkar ve arkandan biri, bir vesileyle gül verir sana. Ya da içinden kurabiye olsa diye geçer ve bunu der geçersin.. o sırada biri içeri girer ve kurabiye yer misin? der ya..
İşte o an ne yapıyorsak.. Ne haldeysek, onun diğer isteklerde de oluru var mı acaba.. Merak işte benimki.. Yoksa başka bir şey değil yani..
yıla giriş
Şöyle bir laf var ya..”Yıla nasıl girersen, öyle geçer” diye. Bu laf doğru değilmiş.. anladım bu sene. Çünkü ben o kadar kötü girmiştim ki bu yıla, beterdim her anlamda..
Vee, şu anda “İyilik var” bende bu sene..
ya da
Uyusam gönlüm rahatlar mı? Ya da yatsam ve uyuyabilsem. Ya da artık unutabilir miyim, hiç bir şey hissetmemiş gibi olabilir miyim? Ya da başka ne yapabilirim bilmiyorum.. ne yapabilirim şimdi..


