Yanılıyor olabilirsin..

Unutmadığım bir meslek anısı daha 🙂 ilk yıllar, bir acil nöbeti, gecenin 2,5- 3’ü, ince yapılı sarışın genç bir kadın kasık ağrısı şikayeti ile geldi. Muayene ederken bir yandan da sorguluyorum, ağrısı ne zaman başladı, yayılımı var mı, menstürasyon döneminde mi vs. Ağrı tipik bir apandisit veya böbrek taşı ağrısı değil, akut karın tablosu değil, karın nispeten rahat ama ağrı var, bu yüzden adetli olup olmadığını ya da menstürasyonunun ne zaman bittiğini birkaç kere sordum, belki kadın doğumla ilgili kistik bir şey olabilir diye ama her soruya cevap verdiği halde buna cevap vermedi. 🙂 Artık tahlil istemeye geçmeden önce bir kez daha o soruyu sorunca hasta nihayet dayanamadı ve “ben kadın değilim” diye fısıldadı. O anda ben şok 🙂 aslında çalıştığım Numune acil, en yoğun acillerden biri ve gece belli bir saatten sonra bu tür bireyler çok fazla geldiği için konuya yabancı değilim ama bu kadın tip olarak farklı, yüzü ince, kemik yapısı, sesi her şeyi normal, ufak tefek sarışın genç bir kadın. Tabi şaşkınlığımı belli etmeden tahlilleri istedim ve süreç nihayetlendi.

Bu olay bana yıllar önce hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını göstermişti çünkü dışarıdan bakınca o hasta zarif, ince yapılı genç bir kadındı 🙂 ama göz yanılabilirdi.

Netice en bariz gördüğün şeyde bile karşındakiyle ilgili konularda sormadan kesin hüküm verme, yanılıyor olabilirsin.

Kalp..

Hiç unutmam, mesleğe başlayışımın ilk yılları, sanırım 24 veya 25 yaşlarındayım, gece acil nöbeti, sedyede bir hasta geldi, zor nefes alıyordu, göğsüm ağrıyor dedi, gözlerini kapadı, nefesi var yok arasıydı. Muayeneye başladım ama steteskopun ucunda kalbin olması gereken yerde hiç ses yok, panikledim, hastanın gözü yarı kapalı. Ne yapmalıyım düşüncesi şimşek hızıyla zihnimden geçerken yaşlı hasta yavaşça gözlerini açtı; benim kalbim sağ tarafta dedi.

Bunu hiç unutmam 🙂 çünkü bu yaşadığım olay bana dünyada hiçbir şeyin mutlak doğru olmadığını göstermişti, mutlak solda olmasını beklediğim kalp sağdaydı, yani oluru vardı.

Netice hiç önyargılı olmamak gerekir bu dünyada, ana rehberimiz kalbimiz olduktan sonra yanılmak mümkün değil. Solda veya sağda 🙂 bile olsa sadece kalbinizin yanılması mümkün değil, tek gerçek kalbin hisleri ve onun yoldaşı aklın bilgeliği.

Eylül..

Eylül üzüm zamanı, yani “üzüm iki gözüm ayı” 🙂 Bu ay içinde yılın en güzel üzümlerini tadabiliriz. Ve eylül biraz da yılın hesap zamanı, geçen bahar ve yaz, kalan sonbahar- kışı değerlendirme fırsatı. Ve eylül biraz da hüzün ayı ve biraz da özlem zamanı.

Ve hepsinin ötesinde eylül olgunlaşmanın zamanı, mesela doğaya bakıp, bir dahaki döngüye aynısını yapabileceğini anlama fırsatı, ağaçlar gibi, ürünler gibi, fikirler gibi, meyveler gibi olgunlaşabileceğini görme şansı. Eylül insan yaşamının kışı değil olgunluk zamanı, çocuk değilsin, çok genç değilsin ama olgun bir yetişkinsin, tıpkı eylül gibi. Eylül farkındalık ayı, emin olma ayı ve eylül hem yaz hem kış ayı.

Ve eylül hepsiyle birlikte en çok üzüm ve hüzün ayı..

Karar..

Sanıyoruz ki tek bir doğru karar var. Hep” doğru karar- doğru karar” diyoruz ama aslında neyi seçersek o doğru karar.

Bir şeye karar verirken yüzde yüz emin olmak istiyoruz, oysa hiç öyle olmuyor verilen kararlar. Her zaman yüzde elli birle bir şeye “evet” diyoruz, karar böyle veriliyor ve seçilen o oluyor. Yani %51, bu olunca tamamdır, bu rızadır, razılıktır. Zaten kararın böyle verildiğini anlarsak, seçimlerimizden memnun oluruz, yani razı oluruz, yani raziyet.

Bu dönem..

Evet bu dönem hepimizde bir yorgunluk bıkkınlık umutsuzluk olsa da, birileri birbirine “nasıl bir döneme denk geldik” dese de, biraz düşününce, aslında dünyanın hemen her döneminde insanlık farklı ve zorlu deneyimlerden geçip bir şekilde üstesinden gelmiştir. Üstesinden gelmek; öyle veya böyle bir şekilde yaşayabilmek. Her dönemin insanı da bunu yapabilmiş.

O yüzden ne salgın, ne siyaset, ne maddiyat, ne maneviyat hiçbirini bahane etme, her çağ kendince yaşamış bazı felaket dönemlerini. Yani sırf sen değilsin, sırf bizim dönemimiz değil, sırf geçmiş değil, gelecek de mutlaka yaşayacak tuhaf konularda zorlu dönemleri. Aslında bir yandan da zaten hayat bu ya, mücadele ve o mücadeleye verilen cevaplar, dayanıklılık, üstesinden gelmek vs.

Netice beterin beteri bir dönemde değilsin, dış şartları her zaman kendi zihninle düzeltip, dengeleyebilirsin. Dışarıya saldıramayacağına göre, yine her şey senin yapacaklarına bağlı. Kendini hiç küçümseme, bir insanın neyi nasıl değiştirebileceğini ne sen ne ben şimdi bilemeyiz ama sebepsiz yaprak nasıl düşmezse, her şey bir sebeple olursa, senin yaptığında mutlaka bir şeylere yol olur. Ve bir şeyler yap, o iyi olsun.

Ne içindeyim zamanın..

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.  

Ahmet Hamdi TANPINAR