gönlünün istediğini yap

Bir yanım diyor ki “Gönlünün istediği her şeyi yapabilirsin, ne istiyorsan yap”.
Diğer bir yanım da diyor ki ‘Dur hayrola hopp! kolay mı öyle yapmak.. Bu mantıklı mı, her şeyi hesapladın mı olacakları düşündün mü? Hazır mısın, ya istediğin gibi olmazsa nasıl toparlarsın, buna gücün yeter mi, dayanabilir misin? Nasıl olacak o dediğin, öyle kolay mı sandın sen, ne sanıyorsun kendini’ vs vs.. Sonsuz konuşma ve caydırıcı düşünce şeklinde, bir şekilde dolaşıyor zihnimde.. Farkındayım artık bunların..
İki farklı sistem yürüyor aynı anda.. Benim yaptığım ise şöyle, kısa ve öz olanı seçiyorum. Gönlümün iyi hissedeceğini, neşemin yerinde olduğunu, içimin huzurlu hissettiğini seçiyorum..
Birincisi “gönlünün istediğini yap” diyen tek cümle söylüyor aslında istiyorsan dene yap, oluru varsa olur,yoksa olmaz, ne olacak sanki.. Bu yanım hep destekleyici..
Diğerinin cümleleri, itirazları sonsuz, ona uyarsam, bir itirazı bitse diğeri başlıyor. O bir dırdırcı, lafı hiç bitmiyor sanki..
Netice hepimizde var bu iki yanımız, ikisi de aslımız değil, biz olan değil, düşünceler sadece.. Bize düşen, kendimizi destekleyici, iyi hissettirecek olanı seçmek sanki..
Hangisinde “iyi” iseniz onda olun yanii..

sürükleyici enerjiler

Yalan enerjisi ile deneyimim.. Bu enerji alıp götürüyor seni, içindeyken farkında değilsen sürükleniyorsun. Bu da deneyim, yapacak bir şey yok, denedim.. Koşullar ve olaylar bunu önüme getirdi ve ben kullandım bu enerjiyi. Özür diliyorum önce kendimden ve tüm  evrenden. Yalnız haberiniz olsun, bu sürükleyici bir enerji,  kapılınca, alıp götürüyor seni. Bu enerjiyi kullanırken uyanık olmak şart haberiniz ola.. Enerji kendine öyle hızlı çekiyor ki insanı, aman diyeyim toparlamak zor valla..

Nerden mi biliyorum, dedim yaa tecrübeyle.. Hep iyi deneyim olmaz bu alemde, bu da böyle, bakalım.. Başlayan yalan enerjisini nasıl durduracağımı deneyim içinde göreceğim artık. Bir de olayın başlangıcında niyet iyiydi haberiniz ola, kötü niyetle gelişen bir durum değil yani.. Bu önemli, çünkü ne yaparsak yapalım, ilk niyetin iyi olması önemli.. Bir de maksat enerjilerle çalışma, başka ne olabilir canım, nasılsa toparlanır bir şekilde.. Yalnız şunun farkındayım ki önünü iradi olarak benim almam lazım, çünkü bu enerji çok sürükleyici.. Hiç kullanmadıysanız haberiniz ola.. durması kendiliginden değil, iradeyle..

Aslında bu halay çekerken ki enerji gibi, halayda öyledir ya (oyunu benim gibi az biliyorsanız), çıkmak isteseniz de çıkamazsınız, çünkü enerji sürükleyicidir. Alır götürür seni ve bu toplu enerji ya kendi ivmesiyle     durana kadar ya da sen ciddi bir irade gösterip kendini halayın dışına alana kadar, çıkamazsın o enerji alanından..

Bu tüm sürükleyici enerjiler için de geçerli, toplumsal olaylarda olan da bu aslında, bunu farkedip çıkmak için irade gerekli..

Bunlar, enerjiyle deneyimler.. Başka ne olabilir canım, bu kadar işte..

1772015_130493820724348888484_Original.png

yeni yıl

Yeni Yıl..
Aslında, yıl, yeni değil.. aynı enerjiler devam ediyor.
Yılı yeni yapacak tek şey, bizim yenilenmiş enerjimiz..
Biz yeniysek, yıl ve deneyimler “Yeni”.. Yoksa her şey ‘Eski tas eski hamam’ misali..
Demek ki neymiş.. biz kendimizi yenileyebilirsek,
Her an, her şey yeni..
Yıl da işte, ancak o zaman yenii..

trombosit demek, can demek..

15 yıl önce Kan Bankacılığına ilk başladığımdan beri, nedenini bilmeden en sevdiğim hücre Trombosit (kan pulcuğu) oldu. İlk göz ağrım benim.. Trombositler, bedende bir bölgede kanama, yırtılma olursa, anında bir araya gelip, kümelenip, tıkaç oluşturur ve kanın dışarı akmasını önler. Bu hücrenin görevi kanın bedende kalmasıdır.. Beyaz kan hücresi denir ona, renksizdir, hücre içinde çekirdeği yoktur. Beden içindeyken bu hücrenin ömrü 9-10 gün arasıdır, bu kadar yaşar yanii.. Kelebeğe benzer diyeceğim de, daha kısa yaşayan hücrelerde vardır. Azıcık uzun yaşayan kelebek diyeyim ben ona.

Bu hücreler, bir hastaya takılmak için, beden dışına ‘kan ürünü’ olarak alınınca, ömrü 5 güne iner. Bu arada bir ilginç özelliği daha vardır ‘kan ürünü’ olarak beden dışına alınan Trombositlerin, saklandıkları ‘kan torbaları’ diğerlerinden farklıdır. Onca ‘kan ürünü’ arasında sadece gaz geçirgen torbada saklanandır. Biz ‘Oksijen soluyan’ torba deriz ona, o 5 günlük beden dışı ömründe oksijen alırsa yaşar, yoksa o özel torbalarda saklanmazsa, zaten yaşamaz. Diğer kan ürünlerinin beden dışında, öyle oksijen alma gibi bir beklentisi yoktur mesela. En sık kullanılan, Alyuvar denilen ‘Eritrosit’ 42 gün yaşar beden dışında. Alyuvarın saklandığı torbaya dışarıda daha uzun yaşasın diye, besleyici madde ilave edilir ve oksijene gerek duymaz.

Bunlar hücrelerin tabi ki birbirinden farkları sadece, üstünlükleri değil.. özellikleri..

Netice.. ‘Kan’ demek ‘Can’ demek.. Kanın bedende olması, canın bedende olması demek. Oluşan bir Kan/Can kaçağı durumunda, o Kan’ı/Can’ı bedende tutma için görevli hücre Trombosit demek.. ‘Can’ demek, yaşam aşkının sende olması demek. Trombosit demek ‘yaşam aşkı kaçağına müdahale eden hücre’ demek..

Ee daha ne olsun Trombositi sevmem için yanii..