herkesin keşfi kendine

Eskiden hep birileriyle yapardım her şeyi ve onların keşiflerine dahil olurdum..
Ve şimdi kendim yapıyorum her şeyi ve neler keşfediyorum, çok zevkli..
Sizde kendiniz keşfedin her şeyi.. Bırakın herkes kendi keşfini yapsın.
Altı üstü bir ömür, keşfedilecek neleriniz var, bakın..
Uğraşmayın elalemin bulduklarıyla, siz kendinizinkileri bulun..

Sıfır pozitif

O pozitifler sizin durum şöyle.. Vericisiniz, cömertsiniz kabul, yani iyisiniz hoşsunuz, her yerde ihtiyaç var size, ne güzel..

Yalnızz negatifden ne farkımız var diyorsunuz yaa fark şu.. Siz iyisiniz hoşsunuz da,  verirken bir yanınız hep acaba mı der. Yani neden hep ben veriyorum, o niye vermiyor hesabı.. Azıcık karşılık bekleme duygusu var hanii.. Negatiflerden farkınız bu yani..

Aman canım haklısınız valla azıcık ta siz alın yahuu. Hep vermek olur mu, bunu yapan belli ve gruplar arasında bu yolda olanlar da belli.. O yüzden boş verin canımm, karşılıksız vermek  negatiflerin yolu..

Sizde isteyin ne olacak sanki.. Açıktan beyan edin isteğinizi, siz de cansınız, vermek kadar almakta hakkınız rahat olun yanii.

Netice O(+)’ler bana verme ve alma arasında kurulması gereken dengeyi hatırlatır. Bu hayatta arada bozulsa da, her şey dengede güzeldir..

Sen’de olayım..bende Ol..

Daha bir hafta önce yeni yıl için tek dileğimi söyledim ben..
Sen’de olmam.. Sen’in bende olman..
Ve bu gece, bunun devamı şöyle..
Gözlerimden bakan sadece Sen ol, kulaklarımla duyan sadece Sen ol, dokunduğumu hisseden, tattığımı tadan Sen ol, kokladığımı bilen Sen ol..
Ve bunları bedenimde ben, ‘fark edeyim’.
Sen’in bende olduğunu bileyim..
Hepsi bu, daha ne isteyeyim..

tırtıl’dan kelebeğe..

Bu bir tırtılın kelebeğe dönüşmesinin hikayesi.. Tırtıl kendini hep öyle kalacak sanırmış, şekilsiz şaşkın hep aranış içinde.. Hayatına anlam katmak derdindeymiş ve bu anlamı dışarda ararmış. Onun dışarı dediği de, kozasının içiymiş. Yani o kozanın içini tüm hayat sanırmış tırtıl. Ve o hiç mutlu değilmiş..

Derin acılar içindeyken, birden durmuş.. Yok yani ötesi, yeterr ‘ne olacaksa olsun’ demiş ve uyumuş.. Ve sabah olduğunda, her şey eski anlamını yitirmiş, yani olan olmuş. O yok olmuş ‘nasıl olur’ demiş.. ‘Zihnim burada, eski ben nerde.. ne bedenim aynı, ne ben aynı, kimim ben.. Ben ben değilim sanki’ .. 

Önce bir paniklemiş.. Bu panik anı o bir kelebek olduğu için birkaç dakika sürmüş. Kim bilir insan olsaydım, birkaç ay sürerdi herhalde demiş..

Vee çoşkuyla dışarı çıkmış, artık dışarı, koza değilmiş, sonsuz bir ummanmış. Kendinde bir zarafet letafet hissediyormuş, emin değilmiş. Her kelebek gibi o da dışarıda ki ‘ayna’lardan kendi güzelliğini anlayabilmiş. Herkes ona bakıyormuş. Daha önce bedenini hiç sevmeyen eski tırtıl, şimdi hayran olunan bir kelebekmiş.

Artık ne yapacağım diye düşünmüyormuş, an’dan an’a dağlarda tepelerde yaşamı tadıyormuş. Mutlu bir hayatmış onunki.. Ve hayatında gerçekten olmasını istediği herşey  varmış.. Ve mutluluk benzerini çekermiş her daim, o da benzerini çekmiş..

Gökten 3 elma düşmüş… Darısı tüm ‘güzel bir hayat’  isteyen kelebeklere ve aranış içinde olan tırtıllara olsunn.

Sadece DURMAK.. kendine ne yaptığına BAKMAK ve dışarı sandığı küçük     kozadaki arayışını BIRAKMAK ve bunları kalbini İYİLİK’e açarak yapmak.. Mutluluğun sırrı sadece bunlarmış.. Ve o bunu anlamış..

Uygur Tıbbı-Yin ve Yang

Günümüzde Çin Tıbbı diye geçen kavram aslında Uygur’lardan köken alır. Onun aslı Uygur Tıbbı’dır. Zaman içinde pek çok sosyal-siyasal nedenlerle, günümüzde Uygur tıbbı, Çin tıbbı diye geçer. Aslı Uygur’lardan gelen 5000 yıllık bir bilgi birikimi olduğudur. Ve Uygur Tıbbı, insana evrene bütüncül bakar. Ruh, zihin, beden üzerinden tedavilerini ve sağlığı düzenler. Bu üçlü sistem üzerinden bakış, her zaman doğru yaklaşımdır.

Uygur Tıbbı’na göre her şey, YANG ve YİN olarak ayrılır. Dünyamız dualite, zıtlıklar dünyasıdır, Yin ve Yang’da zıtlıkları temsil eder aslında..

YANG:                                                                YİN :

Ateş                                                                   Su

Sıcak                                                                Soğuk

Huzursuz                                                         Sakin

Kuru                                                                 Islak

Sert, Katı                                                       Yumuşak

Uyarabilme                                                    İnhibe etme

Çabukluk                                                        Yavaşlık

Non-Madde                                                  Madde

Değişebilirlik(Transformasyon)               Depolama(Rezervasyon)

   yin-yang-1_220515

akvaryumda balık

İlk gençlikte ne zaman akvaryumda balık görsem, hep hayretle bakardım. Anlamazdım nasıl olur, suda nasıl nefes alırlar, gözleri nasıl açık olur, nasıl yüzerler vs.vs. Yani balık fizyolojisi bilsem de, yaşadıkları ortam su yaa, tuhaf gelirdi, hani ıslak bile hissetmiyorlar mı falan işte..
Sonra bir gün farkettim ki, bizim durum da aynı balıkla.. Onların ortamı bizimkinden bir ton daha yoğun bizimki daha suptil hepsi bu.. Balık bana diyor mu, nasıl yürüyor bu, nasıl boğulmuyor bu gaz ortamında, nasıl gözü açık duruyor vs.vs (yani ben balık olsam kesin derdim bunu, balıkta olsam fitrat belli ‘meraklı’).
Netice hepsi aynı, ortam ve içinde yaşayanlar farklı.. bizde bir yoğunluk ortamındayız o balık gibi, bizimkinden daha hafif yoğunlukta olanlar da var tabii.. Düzen bu sanki, sadece yoğunluk farkı hepsi..

sıfır negatif

Sıfır negatif (O-) kan grubu olanlar, genel vericiler.. İhtiyacı olan herkese kan verebilir ve kendi kimseden kan alamaz. Durum azıcık özel yani, iyi de hep ver de alma, bu da ilginç durum. “Vermeden alan” belli, onun yolunda yürüyenler mi bu O(-) ler. Onların antijenlerini, yani yapısal özelliklerini herkes kabul edebiliyor, yabancı görmüyor, kendi parçası gibi kabulde oluyor. Ve o herkesin antijeni ile uyum sağlayamıyor. Üzerinde düşünmek gerekir sanki, bunu bir düşüneyim barii.. Bunlar güneş gibi insanlar mı acaba, herkese ayırmadan verir ışınlarını, o bizden bir şey alır mı? ..düşüneyim bunu da.. Ya da sadece vermenin hazzını mı yaşar.. bu olabilir belki.. Veren ve alanın aynı olduğunu anlamışlardır belki..
Netice iyi davranalım O (-) lere..

427_1