mevsim panosu ve ben
sevmek
Herşeyin konuştuğu tatlı bir sonbahar sabahı.. nasıl severim o hafif rüzgarı, hışırtılı dalları, yakmadan ısıtan güneşi ve bunları seyrederek şarkı söyleyip yürüyen benii..
istemek
Hani şöyle bir şey oluyor ya.. Bir şey geçiyor içinden ve o şey, karşına hemen çıkıyor.. Ağzından gül lafı çıkar ve arkandan biri, bir vesileyle gül verir sana. Ya da içinden kurabiye olsa diye geçer ve bunu der geçersin.. o sırada biri içeri girer ve kurabiye yer misin? der ya..
İşte o an ne yapıyorsak.. Ne haldeysek, onun diğer isteklerde de oluru var mı acaba.. Merak işte benimki.. Yoksa başka bir şey değil yani..
yıla giriş
Şöyle bir laf var ya..”Yıla nasıl girersen, öyle geçer” diye. Bu laf doğru değilmiş.. anladım bu sene. Çünkü ben o kadar kötü girmiştim ki bu yıla, beterdim her anlamda..
Vee, şu anda “İyilik var” bende bu sene..
ya da
Uyusam gönlüm rahatlar mı? Ya da yatsam ve uyuyabilsem. Ya da artık unutabilir miyim, hiç bir şey hissetmemiş gibi olabilir miyim? Ya da başka ne yapabilirim bilmiyorum.. ne yapabilirim şimdi..
neşe..
Ben Neşe’nin resmiyim, her şeye rağmen ben Neşeyim..
ağlayan o..
Ağlayan “Ben” değilim o.. Hiç Ruh ağlar mı? Ağlayan o.. Olan işine gelmedi yaa..
şarkı..
İçimden bazen bir sürü şarkı geçiyor, birde sözlerini bilsem ve birde söyleyebilsem..
ya yoksa..
Yaa hepsi saçmalıksa, yaa hiçbiri yoksa, yaa ben yoksam..En önemlisi bu sonuncusu.. Maksat bencillik olsun değil mi?


