İyi veya kötü, duyguların coştuğunda, işte o arada öyle bekleme, duyguyu işe dökmeyi bilmelisin.
Notlar..
1- Gerekmedikçe az konuş.
2- Daha az insanı, daha çok etrafı izle.
3- Biri bir şey dediğinde yorum yapmadan bekle, biraz oyalan, hemen cevap verme.
4- Bir şey, bir söz, hareket sana etki ettiğinde, dur, bekle, hemen tepki verme çünkü çok az şey tepkiye değer. Değmez şeylerle boşuna uğraşma.
5- Keskin sirkeyi unutma, küpe niye zarar veresin, değil mi?
6- Kıyaslama, bu yalandır, kıymeti yoktur, herkes kendine göredir, sen de öyle. Kendini kimseyle kıyaslama.
7- Yargılama, içinden bir şey geçerse söyle geç, çok üzerinde durma, canla başla duygu katma. Unutma; bu herkesin kendi sınavı.
8- Kimseden seni motive etmesini bekleme, olursa ne güzel olur, olmazsa can sağlığı olur. Bir iş yapacaksan motivatörün sensin, hatırla.
Hayat..
Hayat düz bir çizgide ilerlemiyor, bunu biliyor ama hep unutuyoruz. Zaten düz çizgi ölüm demek, EKG de kalp ritmi bir çıkar bir iner, adı üstünde ritmlidir, hayat gibi. Yani düşebiliriz ama kalkmak önemli. Düştüysen hep yerde kalacak değilsin, kalk ve ilerle, zaten marifet bunda, kalkabilmekte.
Her şey vaktinde..
Ahmet Kaya’yı severim, kendine özgüdür, sesi, tavırları, duruşu kendine münhasırdır. Kalbinin de sesi gibi güzel olduğuna inanırım. Bence hatası bazı şeyleri vaktinden önce söylemesi, hani derler ya ‘vakitsiz öten horoz’ misali, toplumun, havanın, ortamın ruhunu okuyacak öngörüde olmaması, bilgisi olmaması, anlık davranışsal tepkiyle hareket etmesi.
Aslında maalesef benzer şeyler insanlık tarihi boyunca pek çok kez yaşanmış, hem de daha acılı şekilde. Mesela Hallac ı Mansur. O kadar tanrı aşkıyla doluyor ki, onun varlığını bünyesinde sonsuz hissediyor, coşuyor, içinde tutamıyor, kendinden taşıyor ve sokaklarda; Enel Hak diye bağırıyor. Sonrası malum, öldürülüyor.
O ve daha bildiğimiz, bilmediğimiz niceleri. Peki neden? Çünkü ortamın ruhunu koklayamıyorlar, tez canlılık, bir nevi akıllıca davranmamak, gereksiz heyecan vesaire. Akıl çok önemli, toplum her zaman aklı kapsamaz, akılla davranmaz, duygusal veya alışkanlıklardan gelen tepkiler verir, yani gerçek adil yargı mercii olamaz. O yüzden derler ya eskiler ‘Bin bilsen de bir söyle’ ya da ‘Herkese her şeyi söyleme’ ya da ‘Terazi var tartı var, her şeyin bir vakti var.’
Neyse öylesine içimden geldi paylaşmak istedim. Bu arada içinden taşmasına engel olunamayan, aklın üstünü aşan tek şeyin aşk olduğuna inanırım, insandan öylesine safça akar aşk, onu örtemezsin, gizleyemezsin. Onun dışında her zaman akıl ya da kalbi akıl, kalple birlikte olan akıl en iyidir. Bu arada aşk sadece insana karşı değildir, işine, doğaya, diğer canlılara, yaradılışa, pek çok şeye aşkla dolabilir insan, bu insanın doğasındadır.
Yaş almak..
Elimizden geldiğince güzel yaşamak, iyi düşünmek, iyi şeyler yapmak neden önemli? Çünkü insan kendini ne kadar temiz tutmaya çalışarak yaşarsa ileri yıllarında da güzel yaşlanır. Huysuz, katı, sabırsız, öfkeli ihtiyarlardan olmaz. Zaten yaşlılığın var olan zorluğuna bir de aşırı kirlenmiş ruhun sıkıntılarını eklemeye gerek var mı? Güzel yaşayalım, sıkıntı varsa düzelterek iyi yaş alalım.
Hatırlamak..
“İnsan nisyanla maluldur” derler, yani unutmak insanın halidir, insan unutur.
Bununla birlikte anıları, yaşananları hatırlamak, onun içindeki iyiliği görmekte insana hediyedir. Sadece senin hatırladığın, sadece senin zihninde olan, dünyadaki başka birinin zihninde aynı olayın aynı şekilde olamayacağı anıları hatırlamak, çok kıymetli. Yaşarken ne hissedersen hisset, sonrasında sana değer katacak anılarının, yaşanmışlıklarının kıymetini bilmek, insanlığını onurlandırır sadece. Nisyan kadar hatırlamak da güzeldir, kıymetini bilirsen.
Sihir..
İnsanın her zaman bahaneleri olur, soğuktur, yorgundur, sıcaktır, mutsuzdur, sevilmiyor hissediyordur, parasızdır, çaresiz hissediyordur vesaire, her zaman bir bahane olur.
Bahanelere rağmen yapmak istediklerin için bir şeyler yapmak, işte farkı yaratan budur. Nedenler zihninin bir köşesinde bağırsın dursun, sen onları duymadan devam et. Hayatın sihri budur.
Yalnızlık..
Ve gün gelir yalnızlığınla, sen kalırsın baş başa.
Aklı kullanmak- Anadolu halkı..
Bence şu anki toplumun en büyük sorunlarından biri, gördükleri ya da duyduklarını hiç sorgulamadan kabul etmek, sanki kafasız zombiler gibi, aklını kullanmamak. Maalesef bu son 20-30 yıldır normalleştirildi, ‘sorgulama, kafanı yorma’ zihniyet bu.
Bunu neden dediğime gelirsek, son günlerde yine çocuklarla ilgili aklın, kalbin almayacağı vicdansız olaylar yaşandı, hepimiz duyduk, üzüntü içinde adaletin yerini bulmasını bekliyoruz. Kızdığım şey ise şu, bazı kesimler, bazı insanlar diyor ki; “O övdüğünüz Anadolu halkı bu, Anadolu’da yüzlerce yıldır kadına çocuğa ne şiddetler yapılıyor, yaşanıyor ve bastırılıyor.” Bu tür şeyler işte, tam hatırlamıyorum cümlelerini ama ana tema bu.
Gelelim işin gerçeğine, kesinlikle gerçek Anadolu halkı, Atatürk’ün sevdiği halk böyle bir toplum değil, hiç olmadı. Babama, anneme, aile büyüklerine soruyorum, ‘Siz hiç çocukluğunuzda böyle şeyler duydunuz mu, sizin köyde böyle şeyler oldu mu?’
Annem diyor ki, ‘Yok duymadık, onca yılda bir olay olmuştu, ona da zaten halk kendi içinde gereken cezayı vermişti’ vs. Yani bu tür sapıklıklar, küçük düşürücü suçlar, özellikle kadına, çocuğa yönelik suçlar, gerçek Anadolu halkının genlerinde yoktur, istisnalar, bozuk genler her zaman olur ama bu halkın rutini değildir, hiç olmamıştır. Hatta ben Anadolu halkını, Tolkien’in Yüzüklerin efendisi romanındaki hobitlere benzetirim, yani çok akıl yoluyla düşünmez, daha çok kalbi bir saflığı vardır. Nitekim şu an hala gerçek Anadolu insanı, Anadolu köylüsünün gözlerinde o saflık vardır.
Yani Anadolu insanı, Türk halkı, Atatürk’ün çocukları özü iyi, kalbi temiz insanlardır, bazı istisnalar her zaman vardır, bunu genelleyemeyiz. Sapıklık, çocuklara, kadınlara kötülük saf halkın yapısında yoktur, bu şeyler bozulmuş, topluma karıştırılmış farklı yapılardaki topluluklardan ve günümüz dünyasının insanlığı bozmaya çalışan yapısındandır. Yani zaten bir Atatürk çocuğu nasıl olur da hiç düşünmeden, ‘Anadolu insanı kadına çocuğa hep böyle kötüydü’ der veya diyen birilerini onaylar, aklım almıyor. Bunda mutlaka bir sinsilik, kötülük vardır, sakın sorgulamadan kabul etmeyin, onaylamayın, paylaşmayın.
Son söz, Anadolu insanı, kadını, erkeği, çocuğu saftır, temizdir, ahlaklıdır, buna tüm kalbimle inanıyorum. Tabi bozuk dünyanın her şeyi olduğu gibi Anadolu’yu da bozmaya çalıştığını biliyorum, bozulanlar var ama gerçek Türk insanı, Anadolu insanı temizdir, iyidir, adaletlidir. Buna inanıyorum.
Elma ağacı..
Elma ağacının çiçeklerine bakıyorum da, beşli pembe beyaz çanak yaprakları nasıl güzel, hayranlık verici. Sonsuza kadar kalsın istiyor insan. Fakat yine de ağaç o güzelliklerinden vaz geçebiliyor, çiçekleri bırakınca gelecek meyveler için. Ürün, verim, kendini gerçekleştirme, hayatın temel içgüdüsü, hep bir sonrakine evriliyor hayat. O yüzden günü gelince bırakman gerekenlerden korkma, hepsi döngünün parçası ve bir aşama. Sabırla çiçeklerini bırak ki elmalar görünür olsun.