Ağız tadı..

Çalıştığım birimdeki hastalardan en çok duyduğum şikayet “Ağzımın tadı kalmadı, yiyemiyorum yesem de tat almıyorum.”

Hani hep derler ya “Ağzın tatlı olsun, ağzınızın tadı bozulmasın” ne kıymetli temenni bu.

Buradaki hastaların  ilaç veya ışın tedavisinden dolayı fiziki olarak ağız tatları bozuluyor ama bir de vicdanın rahatlığının verdiği ağız tadı var. Hani gece başını yastığa koyunca kafanın rahat olması gibi, bu da ağız tadıyla ilgili.

Netice ağız tadının kıymetini bilelim.

Ağzınız tatlı olsun. 🙂

Hoş gün..

Geçenlerde bir hastaya şikayetlerinin ne zaman başladığını ve tanı konulduğunu sordum. O da dedi ki: “2 ay kadar önce biyopsi alındı, ahh doktor hanım o günden sonra bir hoş günüm olmadı”, sonra ağladı ve tekrar söyledi: “Hiç hoş günüm olmadı.”

Bu cümleden çok etkilendim, günün hoş olması veya günün tümü olmasa da içinde bazı anların hoş olması ne kıymetli. Ve aslında bence bir bedensel- zihinsel rahatsızlığımız, ağrımız sızımız yoksa bu bizim hayata borcumuz. Günü hoş etmek bizim asli sorumluluğumuz, görevimiz, işimiz.

Gününüz hoş olsun.

Olma..

İnatla mutsuz olmaya çalışma, zaten o kadar zor zamanlar ki, biraz yardımcı ol herkese, azıcık umut ol, biraz neşe kat, dırdırlanıp durma, herkesin bir nokta ışığa ihtiyacı olan günlerde bencil olma!

Meditasyon..

Beynin şüpheye düşürmesine izin vermeden, zihnin gözüyle bedenin içini gözleyin, yani bedeni tarayın, zorlamadan ve hafifçe ne var ne yok bakın içeriye.

Aşağıdan ayaklardan başlayarak tüm bedende yukarı doğru çıkın, önce dış sonra iç kısmı hissedin, eksik gedik varsa zihnin gözüyle düzeltin ve sırayla yukarı çıkın. Tüm bedene iç gözünüzle içsel ve dışsal bakın. Bunu hızlı veya yavaş yapmanız önemli değil, önemli olan bütünlüğünüzü hissedebilmektir. İlk yapışlar acemicedir ama önemli olan farkındalık ve tanışmadır. Zamanla bir dakikada, belki saniyede tüm bedeni anda hissedip takip edebilirsiniz.

Sadece rahat olun, hissettiklerinizden sürekli şüphelenmeyin, olduğu kadar hissedin ve geçin.

Neticede başa kadar çıkın, sonra zihninizi ve iç gözlerinizi rahat bırakın, dinlensin, o dinlenirken organlar hücreler de dinlensin, onarılsın.

Gözlerinizi açmadan önce zihninizle bedeninize şu komutu da verin; onarılması gereken yerler özellikle her gece uykuda onarılsın, desteklenmesi gerekenler desteklensin. Zaten öyledir aslında, uykuda beden denilen biyolojik makine sürekli onarılır.

Bu arada, tüm bunları yaparken, nefesinizi öncesinde sakinleştirin ve bedende zihnin gözleriyle dolaşırken sakin- yavaş- derin nefesler alın, zorlamadan. Tüm organları nazik emin nefeslerle süpürün, temizleyin, tıpkı denizdeki dalganın kıyıyı temizlemesi gibi ve  istediğiniz aralıklarda bunu tekrar yapmak üzere gözlerinizi açın.

20180930_173558

Yaşam haktır..

Yaşam haktır her can taşıyana, günü gelince ölümün de hak olduğu gibi. Herkes hakkını istediği gibi kullanır ama ölümün grevi olmamalı diye düşünüyorum çünkü bu, yani konu ne olursa olsun, ne kadar haklı olursa olsun, açlık grevi, ölüm orucu gibi durumlar içeri dönmüş şiddettir. Kişinin içine dönmüş şiddet en az dışarı dönmüş şiddet kadar önemli ve anlamlıdır. Altında çok derin duygu durumları vardır. Bu herkesin kendi bedeni, yaşamı, can’ıyla ilgili kişisel kararlarıdır ama sadece üzücü bir durumdur.

Üzme..

Bugün bir şeyi yeniden fark ettim, bence çok önemli; biz ve başkaları var, biz yani ben dediğimizin içinde asıl ben ve başka birileri- bir şeyler var, sistemler, organlar, hücreler, mikroorganizmalar vs vs yani simbiyotik hayatlar. Herkes ve her şey sürekli birbiri ile temas içinde.

Böyle bir sistemde yaşıyoruz (yaşamak dediğimizin ne olduğu da muamma ama neyse), yaşarken hep o ne yaptı ben ne yaptım? Gibi olanları yorumluyor ve başımıza geleni kaldırıp kaldıramadığımıza göre bazen acı çekip, kederleniyor, bazen de o dosyayı kaldırıp umursamıyoruz, böyle şeyler işte.

Şimdi asıl mesele; belki fark etmiyoruz ama biz ne yaparsak yapalım kendimize yapıyoruz, başkalarına değil, asıl konu bu. Birileri bize bir şey yaptığı için kırılıp üzülüyoruz, keder- acı çekiyoruz veya başkasına eziyet ediyoruz, kendimizi her şeyin hakimi, hükümdar falan sanıyoruz, oysa hiç hakkımız yok çünkü özgür irade var, kimse istediğimiz gibi davranmak zorunda değil.

Her zaman olduğun gelişim düzeyinde şuna bak; kalbinde bile isteye birine kötülük yapmak var mı? Eğer varsa bu sıkıntı, farkındaysan ve dönüşmeye hazırsan bunu mutlaka toparla, davranışını değiştir, neden böyle yaptığını düşün, af- özür dile vs ve yoluna devam et ama bir daha bu davranışı yapmamak üzere.

Öbür türlüsü, yani kendine çektirdiğin acı- eziyet çok önemli, kendine eziyet etme, kırma, dökme, bunu yapma ve asıl dilediğin özür önce kendine, sakın kendini üzme.

Screenshot_2019-12-07-14-22-33-1

Gözler..

Bu dönemde bedensel tedbirlerini al ama zihnini de koru. Gözlerimizde korku var, işte bu önemli. Oysa gözlerimizde güzel günlerin hayali okunmalı çünkü mutlaka geçecek, hayallerimiz hazır olmalı.